Rafet ULUTÜRK
Bulgaristan, 25 Ekim 2026’da cumhurbaşkanını seçmek için sandığa gidecek. Seçimin ilk turunda gerekli çoğunluk oluşmazsa ikinci turun 1 Kasım’da yapılması öngörülüyor. Bu seçim, yalnızca yeni bir cumhurbaşkanının belirlenmesi değildir; yıllardır biriken siyasal, toplumsal ve ekonomik krizin önüne konulmuş tarihî bir karar anıdır.
Çünkü Bulgaristan’da bugün politika çoktur, fakat siyaset giderek yok olmaktadır.
Partiler vardır, fakat uzun vadeli devlet programları yoktur.
Liderler vardır, fakat toplumu ortak bir hedefte birleştirecek fikirler zayıftır.
Seçimler yapılmaktadır, fakat halkın hayatını değiştiren köklü kararlar alınamamaktadır.
Bu nedenle önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçimi için sorulması gereken asıl soru, “Kim kazanacak?” değildir.
Asıl soru şudur:
Bulgaristan sandıkta yeni bir isim mi seçecek, yoksa devlet olarak varlığını sürdürebilecek yeni bir yön mü belirleyecek?
Politika Çok, Siyaset Yok
Politika ile siyaset çoğu zaman aynı anlamda kullanılmaktadır. Oysa aralarında hayati bir fark vardır.
Politika; seçim kazanma, rakibi zayıflatma, ittifak kurma, makam paylaşma ve günlük hesap yapma sanatına dönüşebilir.
Siyaset ise devletin ve toplumun geleceğini düşünmektir.
Gerçek siyaset, yalnızca iktidara nasıl gelindiğini değil, ülkenin nereye götürüleceğini de açıklar.
Bugün Bulgaristan’da partiler birbirleriyle mücadele etmekte, liderler her gün yeni açıklamalar yapmakta, ittifaklar kurulup dağılmaktadır. Fakat ülkenin nüfus kaybı, üretim kapasitesi, tarımı, enerji güvenliği, eğitim sistemi ve bölgesel eşitsizlikleri konusunda ortak bir devlet aklı ortaya konulamamaktadır.
Siyasi kadrolar çoğu zaman önümüzdeki seçimi düşünmektedir.
Oysa devlet adamlığı, önümüzdeki nesli düşünmeyi gerektirir.
Bulgaristan’ın en büyük krizi, işte bu iki zaman anlayışı arasındaki uçurumdur.
Partiler yarını düşünürken devlet geleceğini kaybetmektedir.
Cumhurbaşkanlığı Makamı Neden Önemlidir?
Bulgaristan parlamenter sistemle yönetilmektedir. Bu nedenle cumhurbaşkanlığı makamı günlük hükümet yönetiminin merkezinde değildir. Ancak makamın sembolik ve anayasal ağırlığı küçümsenemez.
Cumhurbaşkanı devletin birliğini temsil eder.
Silahlı kuvvetlerin başkomutanıdır.
Kanunları yeniden görüşülmek üzere parlamentoya gönderebilir.
Hükümet krizlerinde geçici kabinelerin oluşumunda önemli rol oynayabilir.
Ülkenin dış dünyaya karşı siyasi yönünü ve devlet dilini etkileyebilir.
Bu nedenle cumhurbaşkanlığı seçimi yalnızca törensel bir makamın seçimi değildir.
Özellikle siyasi sistemin parçalandığı, hükümetlerin zayıfladığı ve toplumun kurumlara güveninin azaldığı dönemlerde cumhurbaşkanı, devletin devamlılığını temsil eden en önemli makamlardan biri hâline gelir.
Ancak bu makam, kişisel iktidar alanına dönüştürülmemelidir.
Bulgaristan’ın ihtiyacı yeni bir kurtarıcı değil; toplumu uzlaştıracak, devleti hukuk içinde tutacak ve ülkeye stratejik yön gösterecek bir cumhurbaşkanıdır.
Seçim Sandığı Bir Çıkış Kapısı mı?
Demokrasi kriz yaşayan toplumlara barışçıl bir çıkış kapısı sunar.
Bu kapı sandıktır.
Fakat sandık tek başına çözüm değildir. Seçmenin önüne gerçek seçenekler konulmuyorsa, adaylar yalnızca mevcut düzenin farklı yüzlerini temsil ediyorsa ve halkın temel sorunları programlara yansımıyorsa seçim, değişim yerine düzenin yeniden onaylanmasına dönüşebilir.
Cumhurbaşkanlığı seçiminde adayların yalnızca Batı’ya mı, Rusya’ya mı yakın oldukları tartışılmamalıdır.
Şu sorular sorulmalıdır:
Bulgaristan’ın nüfus kaybını durdurmak için ne öneriyorlar?
Tarımın ve yerli üretimin yeniden canlandırılması konusunda nasıl bir devlet anlayışına sahipler?
Yargının bağımsızlığına gerçekten inanıyorlar mı?
Devlet kurumlarının parti ve sermaye çevrelerinden bağımsızlaşmasını savunuyorlar mı?
Türkler, Pomaklar, Romanlar ve diğer toplulukları eşit vatandaş olarak görüyorlar mı?
Bulgaristan’ın Avrupa Birliği ve NATO içindeki yerini millî çıkar temelinde nasıl tanımlıyorlar?
Bu soruların cevabı yoksa seçim, yalnızca isim değişikliğidir.
İsimlerin değiştiği, fakat sistemin aynı kaldığı seçimler toplumun umudunu daha da azaltır.
Yok Oluş Bir Anda Gelmez
“Bulgaristan yok oluşa gidiyor” sözü ağırdır. Fakat bu ifade, ülkenin yarın haritadan silineceği anlamına gelmez.
Devletlerin çözülmesi uzun bir süreçtir.
Önce nüfus azalır.
Sonra üretim düşer.
Köyler boşalır.
Okullar kapanır.
Sağlık hizmetleri zayıflar.
Gençler ülkeyi terk eder.
Devlet kurumları liyakat yerine sadakatle yönetilir.
Siyaset, halkın ortak iyiliği yerine çıkar gruplarının kavgasına dönüşür.
Bir süre sonra devletin bayrağı ve sınırları kalır, fakat egemenlik kapasitesi zayıflar.
Bulgaristan’ın karşı karşıya olduğu tehlike budur.
Ülkenin varlığı yalnızca toprak bütünlüğüyle ölçülemez.
Bir devletin gerçekten var olabilmesi için halkını doyurması, nüfusunu koruması, güvenliği sağlaması ve kendi kararlarını verebilmesi gerekir.
Bu yetenekler kaybolursa devlet görünüşte yaşamaya devam eder, fakat içeriden boşalır.
Kendini Doyuramayan Devlet Seçimini Özgürce Yapabilir mi?
Bulgaristan’ın cumhurbaşkanlığı seçiminde konuşulması gereken temel başlıklardan biri üretimdir.
Çünkü kendini doyuramayan, enerjisini güvence altına alamayan ve ihtiyaçlarını dışarıdan karşılayan ülkelerin siyasi bağımsızlığı da zayıflar.
Verimli topraklara sahip bir ülkenin köyleri boşalıyorsa, çiftçisi üretimden çekiliyorsa ve gençleri başka ülkelerin tarlalarında çalışıyorsa ortada ciddi bir devlet başarısızlığı vardır.
Gıda güvenliği dış politikanın temelidir.
Enerji güvenliği millî egemenliğin temelidir.
Sanayi kapasitesi siyasi pazarlık gücünün temelidir.
Bulgaristan kendi üretim gücünü yeniden kurmadan büyük devletler arasında bağımsız bir yol izleyemez.
Bu nedenle cumhurbaşkanı adaylarının sadece dış politika sloganları değil, ekonomik bağımsızlık anlayışları da sorgulanmalıdır.
Rusya’ya yakınlık veya Batı’ya bağlılık tek başına siyaset değildir.
Asıl mesele Bulgaristan’a bağlılıktır.
Avrupa mı, Rusya mı Sorusu Eksiktir
Bulgaristan siyasetinin en büyük çıkmazlarından biri, bütün meselelerin “Avrupa mı, Rusya mı?” sorusuna indirgenmesidir.
Bu soru eksiktir.
Doğru soru şudur:
Bulgaristan’ın millî çıkarı nedir?
Avrupa Birliği üyeliği Bulgaristan için ekonomik, siyasi ve güvenlik açısından önemli bir çerçevedir. NATO üyeliği de ülkenin güvenlik mimarisinin parçasıdır. Ancak ittifaklara üye olmak, kendi çıkarlarından vazgeçmek anlamına gelmez.
Bulgaristan ne Brüksel’in sessiz taşrası olmalıdır ne de Moskova’nın etki alanına dönmelidir.
Washington’un her kararını sorgulamadan desteklemek de, Rusya’nın bütün tezlerini benimsemek de bağımsız siyaset değildir.
Gerçek devlet politikası, her meseleye Sofya’dan bakabilmektir.
Bir karar Bulgaristan halkına ne kazandıracaktır?
Üretimi ve güvenliği nasıl etkileyecektir?
Ülkeyi çatışmadan koruyacak mıdır?
Toplumsal barışı güçlendirecek midir?
Cumhurbaşkanı adaylarının ölçüsü, dış başkentlerden aldıkları destek değil, Bulgaristan için ortaya koydukları irade olmalıdır.
Bir Kurtarıcı Aramak En Büyük Yanılgı Olabilir
Kriz içindeki toplumlar çoğu zaman bütün umutlarını tek bir kişiye bağlar.
Bir liderin geleceğine, eski sistemi yıkacağına ve ülkeyi kurtaracağına inanmak ister.
Ancak Bulgaristan’ın sorunları tek bir insanın çözemeyeceği kadar derindir.
Çöken kurumlar…
Yolsuzluk ağları…
Nüfus kaybı…
Ekonomik bağımlılık…
Boşalan köyler…
Parçalanmış toplum…
Bunların hiçbiri yalnızca güçlü bir kişilikle ortadan kaldırılamaz.
Cumhurbaşkanı ne kadar yetenekli olursa olsun, işleyen bir parlamento, bağımsız bir yargı, liyakatli bürokrasi ve üretken bir toplum olmadan başarılı olamaz.
Bu nedenle adayların karizmasından çok kurumsal demokrasiye bağlılıkları değerlendirilmelidir.
Gerçek lider, bütün gücü kendisinde toplamak isteyen değil, devleti kurumlarla güçlendiren kişidir.
Bulgaristan’ın ihtiyacı dokunulmaz bir adam değil, hiç kimsenin hukukun üzerinde olmadığı bir düzendir.
Bulgaristan Türkleri Bu Seçimde Ne Yapmalıdır?
Cumhurbaşkanlığı seçimi Bulgaristan Türkleri açısından da tarihî bir sınavdır.
Türk toplumu uzun yıllardır seçimlerde önemli bir oy gücüne sahiptir. Fakat bu güç, her zaman eşit temsil ve somut toplumsal kazanıma dönüşmemiştir.
Seçim dönemlerinde Türklerin oyları istenmekte, ancak seçimlerden sonra Türkçe eğitim, bölgesel kalkınma, kamu kurumlarında temsil ve ayrımcılıkla mücadele geri plana itilmektedir.
Bu seçimde aynı hata tekrarlanmamalıdır.
Bulgaristan Türkleri bir adayın yalnızca adına, partisine veya kendisini destekleyen siyasi çevreye bakmamalıdır.
Adayların Türk toplumuna ilişkin açık tutumu öğrenilmelidir.
Türkleri Bulgaristan’ın eşit ve tarihî unsuru olarak görüyor mu?
Türkçe eğitimin geliştirilmesini destekliyor mu?
Türk bölgelerinin kalkınması için somut programı var mı?
Kamu yönetiminde eşit ve liyakatli temsili savunuyor mu?
Nefret söylemi ve ayrımcılığa karşı açık tavır alıyor mu?
Cumhurbaşkanı yardımcılığı makamında Türk toplumunun temsil edilmesine nasıl bakıyor?
Bu sorulara açık cevap vermeyen hiçbir aday peşin destek beklememelidir.
Peşin Oy Yok, Yazılı Mutabakat Var
Bulgaristan Türklerinin siyasi stratejisi artık kişilere bağlı sadakatten çıkarılmalıdır.
Toplumun talepleri açık, ortak ve yazılı hâle getirilmelidir.
Cumhurbaşkanı adaylarıyla yapılacak görüşmelerde devlet yönetiminde eşit temsil, Türkçe eğitim, bölgesel kalkınma, kültürel mirasın korunması, dinî özgürlükler ve ayrımcılıkla mücadele başlıkları masaya konulmalıdır.
Verilecek destek, sözlü vaatlere değil, kamuoyuna açıklanmış taahhütlere bağlanmalıdır.
İlke net olmalıdır:
Peşin oy yok.
Temsilsiz destek yok.
Yazılı mutabakat olmadan toplumsal yetki yok.
Çünkü seçimden önce verilen sözlerin seçimden sonra unutulmasına Türk toplumu artık izin vermemelidir.
Siyasi destek birkaç kişinin makam kazanması için değil, bütün toplumun haklarını güvenceye almak için kullanılmalıdır.
Cumhurbaşkanı Yardımcılığı Sembolik Değil Stratejik Bir Taleptir
Bulgaristan’da cumhurbaşkanı ve yardımcısı birlikte seçilmektedir. Bu yapı, Türk toplumuna devletin en üst makamında görünür ve meşru temsil imkânı sunabilir.
Bir Türk cumhurbaşkanı yardımcısı talebi, etnik bir ayrıcalık arayışı değildir.
Bu talep, Bulgaristan’ın bütün vatandaşlarını kucaklayan gerçek bir devlet olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.
Böyle bir adayın yalnızca Türk kimliğine sahip olması yetmez.
Hukuka bağlı, temiz geçmişli, Bulgarcayı ve Türkçeyi güçlü biçimde kullanan, toplumsal kesimler arasında köprü kurabilen ve Bulgaristan’ın bütünlüğünü savunan bir isim olmalıdır.
Bu profil, yalnızca Türklerden değil Bulgar toplumundan da oy alabilecek kapsayıcı bir devlet insanı olmalıdır.
Böyle bir ortaklık, Bulgaristan Türklerini seçim aritmetiğinin nesnesi olmaktan çıkarıp devlet yönetiminin gerçek ortağı hâline getirebilir.
Bir Stratejik Seçim Kurulu Kurulmalıdır
Türk toplumunun seçim sürecinde parçalı hareket etmesi, siyasi etkisini azaltır.
Dernekler, kanaat önderleri, akademisyenler, hukukçular, iş insanları, kadınlar, gençler ve diaspora temsilcileri ortak bir stratejik kurul altında bir araya gelmelidir.
Bu kurulun görevi parti kurmak veya toplum adına gizli pazarlık yapmak olmamalıdır.
Görevi ortak talepleri belirlemek, adaylarla açık görüşmeler yapmak, verilen taahhütleri kayıt altına almak ve seçim sonrasında uygulanmasını takip etmek olmalıdır.
Toplumsal irade, kişisel ilişkiler üzerinden değil, kurumsal bir yöntemle ortaya konulmalıdır.
Çünkü örgütlenmemiş oy, başkalarının hesabına yazılır.
Örgütlü ve bilinçli oy ise siyasi güç hâline gelir.
Seçimin İki Turu, Stratejinin İki Aşaması
Cumhurbaşkanlığı seçiminin iki turlu olması, Türk toplumu için ayrıca stratejik önem taşımaktadır.
Birinci turda toplum kendi taleplerini, kimliğini ve siyasi ağırlığını ortaya koymalıdır.
İkinci turda ise yarışan adaylardan hangisinin yazılı talepleri kabul ettiği, eşit temsil sözü verdiği ve Bulgaristan’ın demokratik geleceğine daha uygun olduğu değerlendirilmelidir.
Birinci turda koşulsuz destek verilirse ikinci turdaki pazarlık gücü kaybedilebilir.
Bu nedenle her iki tur farklı stratejilerle ele alınmalıdır.
Duygusal hareket edilmemeli, uzun vadeli toplumsal kazanım düşünülmelidir.
Seçim günü verilen oy beş dakikalık bir işlem olabilir.
Fakat sonuçları beş yıl, hatta daha uzun süre devam eder.
Adayların Önüne Konulması Gereken Devlet Soruları
Bu seçimde adayların yalnızca kişisel geçmişleri değil, Bulgaristan’ın geleceğine ilişkin cevapları sorgulanmalıdır.
Bulgaristan 2040 yılında kaç milyon nüfusa sahip olacaktır?
Boşalan köyler nasıl canlandırılacaktır?
Yurt dışındaki gençlerin ülkeye dönüşü nasıl sağlanacaktır?
Tarım ve hayvancılık nasıl yeniden ayağa kaldırılacaktır?
Enerji bağımlılığı hangi programla azaltılacaktır?
Yargı nasıl bağımsızlaştırılacaktır?
Kamu kurumlarında liyakat nasıl güvence altına alınacaktır?
Türkler ve diğer azınlıkların eşit vatandaşlığı nasıl güçlendirilecektir?
Avrupa Birliği ve NATO içinde Bulgaristan’ın bağımsız söz söyleme kapasitesi nasıl artırılacaktır?
Bu soruların cevabını vermeyen aday, aslında cumhurbaşkanlığına değil, yalnızca makama talip olmaktadır.
Devlet makamı, programı olmayanların kişisel kariyer alanı değildir.
Seçim Güvenliği Kadar Seçim Bilinci de Önemlidir
Adil seçimler için sandık güvenliği elbette gereklidir.
Fakat demokratik bir seçim için seçmenin doğru bilgiye ulaşması da aynı ölçüde önem taşır.
Medya tek yanlıysa…
Kamuoyu korku ve propaganda ile yönlendiriliyorsa…
Adaylar dış güçlerin ajanı veya millî kurtarıcı gibi aşırı etiketlerle sunuluyorsa…
Seçmen gerçek tercih yapamaz.
Bulgaristan’da cumhurbaşkanlığı seçimi, Batı ile Rusya arasında bir korku kampanyasına dönüştürülmemelidir.
Toplum adayları sloganlarla değil programlarıyla değerlendirmelidir.
Seçmen, “Kimden korkmalıyım?” sorusuyla değil, “Kim devleti yeniden ayağa kaldırabilir?” sorusuyla sandığa gitmelidir.
Bu Seçim Son Fırsat mı?
Hiçbir seçim tek başına bir devletin son fırsatı değildir. Ancak bazı seçimler tarihî yön değişikliklerinin başlangıcı olabilir.
25 Ekim seçimi de böyle bir anlam taşıyabilir.
Bulgaristan yine adayların kişisel çatışmasına, partilerin hesaplarına ve dış merkezlerin yönlendirmesine teslim olursa çözülme devam edecektir.
Nüfus azalmaya…
Köyler boşalmaya…
Üretim gerilemeye…
Gençler ülkeyi terk etmeye…
Devlet kurumları güven kaybetmeye devam edecektir.
Fakat seçim, yeni bir toplumsal sözleşmenin başlangıcına dönüştürülebilirse umut yeniden kurulabilir.
Bunun için cumhurbaşkanlığı makamı bir parti ganimeti olarak değil, devletin yeniden kuruluşunda ahlaki ve anayasal bir merkez olarak görülmelidir.
Sonuç: Sandıkta Yalnızca Cumhurbaşkanı Seçilmeyecek
Bulgaristan 25 Ekim’de yalnızca bir cumhurbaşkanı seçmeyecektir.
Ülke aynı zamanda iki yol arasında tercih yapacaktır.
Birinci yol, politikanın devam etmesidir:
Günlük hesaplar…
Kişisel çekişmeler…
Dış merkezlere bağlılık…
Parti kavgaları…
Söz verip unutmalar…
İkinci yol ise gerçek siyasetin yeniden kurulmasıdır:
Millî çıkar…
Üretim…
Hukuk…
Liyakat…
Eşit vatandaşlık…
Toplumsal barış…
Bulgaristan’ın meselesi artık sağ-sol kavgasından, Rusya-Batı tartışmasından ve liderlerin kişisel rekabetinden daha büyüktür.
Mesele devletin ayakta kalıp kalmayacağıdır.
Bu nedenle yaklaşan seçim için sorumuz açıktır:
Seçim mi, yok oluş mu?
Cevabı adaylar değil, bilinçli ve örgütlü halk verecektir.
Bulgaristan halkı mevcut düzenin farklı yüzleri arasında tercih yapmakla yetinirse yalnızca bir cumhurbaşkanı seçmiş olur.
Fakat adaylardan program, temsil, hukuk ve hesap verebilirlik talep ederse ülkenin geleceğini değiştirebilir.
Sandık bir kâğıt kutusu değildir.
Sandık, devletin yönünü belirleyen millî iradedir.
Ve bu defa sandığa atılacak her oy yalnızca bir adayın hanesine değil, Bulgaristan’ın varlığına veya çözülmesine yazılacaktır.

Sırbistan ve Kuzey Makedonya, Bölgesel İş Birliğini Güçlendirme Kararlılığını Vurguladı
Hırvatistan’da Enflasyon Temmuz Ayında Yüzde 3,9’a Geriledi
Karadeniz Denizaltı Elektrik Kablosu Projesi Hazırlık Aşamasında İlerliyor
Yunanistan, “HELLAS-SPACE 2.0” Ulusal Uzay Programını Tanıttı
Atina Yakınlarında Yangın Söndürme Helikopterlerinin Çarpışması Sonucu 2 Kişi Hayatını Kaybetti
Kosova’da Savaş Dönemine Ait İkinci Şüpheli Toplu Mezar Ortaya Çıkarıldı
Bulgaristan, 1980’den Bu Yana Türkiye’ye 3 Binden Fazla Kültürel Varlığı İade Etti