İbrahim SOYTÜRK

Türk İçin Ayrı, Bulgar İçin Ayrı Bir Devlet Değil; Hepimiz İçin Aynı Adaleti İstiyoruz

Ben meseleye biraz farklı yerden bakıyorum.
Geçmiş kuşaklarımız çok acı yaşadı.

İsimleri değiştirildi.
Kimlikleri üzerinde baskılar kuruldu.
Evlerini bırakıp göç yollarına düştüler.
Aileler parçalandı.
Fakat bugün biz yeni neslin önünde başka bir sorumluluk bulunuyor:

Bu acıları çocuklarımıza yalnızca öfke olarak mı bırakacağız, yoksa geçmişten ders çıkarıp daha demokratik bir Bulgaristan’ın kurulmasına mı katkı sağlayacağız?
Ben ikincisini istiyorum.

Çünkü bizim mücadelemiz Bulgar’a karşı Türk’ün mücadelesi değildir.

Bizim mücadelemiz insanın kimliğinden dolayı ayrım görmediği bir hukuk düzeni içindir.

Biz Bulgaristan’da Türklerin diğerlerinden üstün olduğu bir sistem istemiyoruz.

Türklerin ikinci sınıf görüldüğü bir sistemi de kabul etmiyoruz.
Biz Bulgaristan’da demokrasi istiyoruz.

BİZ TÜRK PARTİSİ ARAMIYORUZ

Bu cümleyi özellikle açık söylemek istiyorum:
Biz Bulgaristan’da “Türk partisi” aramıyoruz.

Biz Bulgaristan’da Türklerin de rahatlıkla siyaset yapabildiği demokratik partiler görmek istiyoruz.

Bir partinin kapısından içeri giren insana önce soyadı sorulmamalıdır.
Türk müsün?
Bulgar mısın?
Roman mısın?
Pomak mısın?
Vlah mısın?
diye bakılmamalıdır.

Önce şu sorulmalıdır:
Nasıl bir Bulgaristan istiyorsun?

Çünkü demokratik siyasetin konusu insanın etnik kökeni değil, ülkenin geleceği olmalıdır.

Nitekim Bulgaristan’ın anayasal düzeni siyasi çoğulculuğu temel kabul eder; etnik, ırksal veya dinî temelde siyasi parti kurulmasına izin vermez. Bunun arkasındaki anayasal düşünce de vatandaşların siyasi hayata etnik veya dinî aidiyetlerinden bağımsız biçimde katılabilmesidir.

Öyleyse bu anayasal düşünceyi günlük siyasetin ruhuna da taşıyalım.

TÜRK SADECE “TÜRK MESELESİNİ” KONUŞMAMALI

Bence geçmişte yapılan önemli yanlışlardan biri de budur.

Türk siyasetçiyi yalnızca Türklerin sorunları konuşulduğunda hatırlıyoruz.

Neden?
Bir Türk ekonomiden anlamaz mı?

Bir Türk Bulgaristan’ın dış politikasını yönetemez mi?

Enerji politikasını hazırlayamaz mı?

Savunma, teknoloji, tarım veya eğitim konusunda ülkesine proje sunamaz mı?

Elbette sunabilir.
Bizim gençlerimizin hedefi yalnızca:

“Türklerden sorumlu kişi”
olmak olmamalıdır.

Bir gün Bulgaristan’ın ekonomisini yöneten kişi olabilir.
Üniversite rektörü olabilir.
Diplomat olabilir.
Bakan olabilir.
Bilim insanı olabilir.
Belediye başkanı olabilir.
Devletin en yüksek makamlarında görev alabilir.

Ve oraya Türk olduğu için değil, liyakatli olduğu için gelmelidir.
Benim hayalim budur.

25 EKİM’DE YALNIZCA CUMHURBAŞKANI SEÇMİYORUZ

Önümüzde Cumhurbaşkanlığı seçimi bulunmaktadır.

Ama mesele yalnızca sandığa gidip bir ismin karşısına işaret koymak değildir.

Asıl soru şudur:
Seçimden sonra Cumhurbaşkanı kimin Cumhurbaşkanı olacak?
Sadece kendisine oy verenlerin mi?
Sadece çoğunluğun mu?
Sadece belirli siyasi çevrelerin mi?

Hayır.
Cumhurbaşkanlığı makamının anayasal anlamı bundan büyüktür. Bulgaristan hukukunda Cumhurbaşkanı devlet başkanıdır ve ulusun birliğini temsil eder.

İşte biz tam olarak bunun hayata geçmesini istiyoruz.

Seçilecek Cumhurbaşkanı Türk’ün de Cumhurbaşkanı olsun.
Bulgar’ın da.
Roman’ın da.
Pomak’ın da.
Makedon’un da.
Vlah’ın da.
Kendisine oy verenin de.
Vermeyenin de.

Cumhurbaşkanlığı makamının kapısından vatandaşın etnik kimliği değil, Bulgaristan vatandaşlığı girmelidir.

BİZ ANA KUCAĞI İSTİYORUZ

Büyüklerimiz çok güzel bir söz söylüyor:
“Biz ana kucağı istiyoruz.”

Bence yeni Bulgaristan’ı bundan daha güzel anlatan bir benzetme bulmak zordur.
Bir anne çocuklarını ayırır mı?

Birine:
“Sen benim öz evladımsın.”
ötekine:
“Sen biraz daha az evladımsın.”
der mi?

Demez.
Bulgaristan da vatandaşlarına böyle bakmalıdır.

Bulgar bu ülkenin evladıdır.
Türk de.
Roman da.
Pomak da.
Makedon da.
Vlah da.
Ve diğer bütün vatandaşlar da.

Dilleri farklı olabilir.
İnançları farklı olabilir.
Evlerinde söyledikleri türküler farklı olabilir.
Bayramları farklı olabilir.

Ama devlet karşısında isimleri aynıdır:
VATANDAŞ.

BİR ANANIN SOFRASINDA ÖTEKİ ÇOCUK OLMAZ

“Devlet ana” diyorsak bunun gereğini de yerine getirmeliyiz.

Bir annenin sofrasında bir çocuğun tabağı dolu, diğerinin tabağı boş bırakılmaz.
Devlette bunun karşılığı sosyal adalettir.

Bir annenin çocuklarından yalnızca birini okutup diğerini eğitimsiz bırakması düşünülemez.

Devlette bunun karşılığı eğitimde fırsat eşitliğidir.

Bir annenin çocuklarından birinin dilinden korkması düşünülemez.
Devlette bunun karşılığı kültürel özgürlüktür.

Bir annenin çocuklarından birini kayırması doğru değildir.
Devlette bunun karşılığı liyakat ve hukuk önünde eşitliktir.

Dolayısıyla bizim “ana kucağı” dediğimiz şey romantik bir slogan değildir.
Bir devlet modelidir:

ŞEFKATTE İNSAN, HUKUKTA EŞİT VATANDAŞ.

BEN TÜRKÜM; AMA ADALETİ YALNIZCA TÜRKLER İÇİN İSTEMİYORUM

Yeni neslin söylemesi gereken en önemli cümlelerden birinin bu olduğuna inanıyorum.

Ben kendi kimliğimi korumak istiyorsam Bulgar’ın kimliğine de saygı göstermeliyim.

Türk çocuğunun anadilini öğrenmesini istiyorsam Roman çocuğunun da kendi kültürünü yaşayabilmesine saygı duymalıyım.

Türk köylerine yatırım istiyorsam yoksul Bulgar köylerinin kalkınmasını da istemeliyim.

Bir Türk gencinin liyakatle devlet makamına gelmesini savunuyorsam aynı liyakat ilkesini herkes için savunmalıyım.

Çünkü yalnızca kendimiz için istediğimiz adalet, zamanla ayrıcalığa dönüşebilir.

Gerçek adalet, kendimiz için istediğimiz hakkı başkası için de isteyebilmektir.
Bizim demokrasi anlayışımız budur.

BİZ KİMSENİN OY DEPOSU DEĞİLİZ

Seçim yaklaştığında insanlar birden hatırlanmamalıdır.

Türk vatandaş yalnızca sandık kurulurken değerli değildir.
Roman vatandaş yalnızca seçim hesabı yapılırken hatırlanmamalıdır.

Hiçbir vatandaş bir partinin tapulu seçmeni değildir.
Demokraside oy mülkiyet değildir.

Oy özgür iradedir.
Bu nedenle gençlerin siyasi tercihlerinin değişmesinden korkulmamalıdır.

Türk gençleri farklı partilerde siyaset yapabilir.
Farklı dünya görüşlerine sahip olabilir.
Farklı adayları değerlendirebilir.
Bunun adı parçalanmak değildir.
Bunun adı demokrasidir.

BİZE KİME OY VERECEĞİMİZİ DEĞİL, NASIL BİR ÜLKE İSTEDİĞİMİZİ SORUN

Ben yeni neslin siyasetle ilişkisinin de değişmesini istiyorum.

Bize sürekli:
“Kime oy vereceksiniz?”
diye sormayın.

Bir kere de:
“Nasıl bir Bulgaristan istiyorsunuz?”
diye sorun.
Biz cevap verelim:
İyi üniversiteler istiyoruz.
İş istiyoruz.
Üretim istiyoruz.
Teknoloji istiyoruz.
Köylerimizin boşalmamasını istiyoruz.

Gençlerin Avrupa’nın başka ülkelerine gitmek zorunda olmadığı bir ekonomi istiyoruz.

Türkçemizi yaşatmak istiyoruz.
Bulgarcayı çok iyi öğrenmek istiyoruz.
Dünyaya açılmak istiyoruz.
Türkiye ile iyi ilişkiler istiyoruz.

Avrupa ile bütünleşmiş bir Bulgaristan istiyoruz.
Ve bütün bunların üzerinde:

ÖZGÜR İNSAN VE HUKUK DEVLETİ İSTİYORUZ.

1989 BÜYÜKLERİMİZİN HAFIZASI, GELECEK BİZİM SORUMLULUĞUMUZ

1989’u unutmayacağız.
Çünkü hafızasını kaybeden toplum geleceğini sağlıklı kuramaz.
Ama 1989’da yaşamayacağız.

Çünkü geçmişte yaşamaya devam eden toplum da geleceğini kuramaz.

Dedelerimizin yaşadıklarını öğreneceğiz.
Babalarımızın göç yollarını bileceğiz.
Değiştirilen isimleri hatırlayacağız.

Ama kendi çocuklarımıza başka bir Bulgaristan bırakacağız.
Çocuklarımız birbirlerine:
“Sen Türk’sün.”
“Sen Bulgar’sın.”
diye duvar örmesinler.

Birbirlerine:
“Biz aynı ülkenin vatandaşlarıyız.”
diyebilsinler.

İşte bizim kuşağımızın tarihî görevi budur.

SEÇİMİN GERÇEK SINAVI ERTESİ SABAH BAŞLAYACAK

Seçim gecesi televizyonlarda sonuçlar açıklanacak.

Birileri kazanacak.

Birileri kaybedecek.

Fakat ertesi sabah güneş yine Kırcaali’nin üzerine doğacak.

Sofya’da hayat devam edecek.

Şumnu’da çocuklar okula gidecek.

Razgrad’da insanlar işlerine gidecek.

Türk ve Bulgar yine komşu olacak.

İşte o sabah seçilen Cumhurbaşkanının gerçek sınavı başlayacaktır.

Kazanmış bir aday mı olacak, yoksa bütün ülkenin Cumhurbaşkanı mı?

Biz ikincisini görmek istiyoruz.

BULGARİSTAN’I ETNİK KAMPLARDAN ÇIKARALIM

Artık başka bir siyaset mümkün olmalıdır.
Türk partisi…
Bulgar partisi…
Roman siyaseti…
Bizimkiler…
Onlarınkiler…
Bu zihniyet Balkanlara yeterince ağır bedeller ödetti.

  1. yüzyılın Bulgaristan’ı farklı bir şey söyleyebilmelidir:

SEN KİMSİN DİYE DEĞİL, NE YAPABİLİRSİN DİYE SORACAĞIZ.

Devlet görevinde liyakat.
Ekonomide fırsat.
Eğitimde eşitlik.
Kimlikte özgürlük.
Siyasette çoğulculuk.
Hukukta eşitlik.
Bizim istediğimiz budur.

BİZ TÜRKLER İÇİN DEMOKRASİ İSTEMİYORUZ; BULGARİSTAN İÇİN DEMOKRASİ İSTİYORUZ

Aradaki fark çok önemlidir.
Eğer yalnızca Türkler için hak istersek meseleyi küçültürüz.
Biz daha büyüğünü istiyoruz.

Herkes için hak istiyoruz.
Türk için adalet.
Bulgar için adalet.
Roman için adalet.
Pomak için adalet.
Makedon için adalet.
Vlah için adalet.
Kadın için adalet.
Genç için adalet.
Yaşlı için adalet.
Çünkü adalet bölünmez.
Demokrasi de etnik kimliğe göre dağıtılamaz.

YENİ NESLİN BULGARİSTAN’A SÖZÜ

Biz geçmişimizi inkâr etmiyoruz.
Kimliğimizden vazgeçmiyoruz.
Türkçemizi terk etmiyoruz.

Ama kimliğimizi başka insanlara karşı duvar yapmak da istemiyoruz.

Biz yeni duvarlar değil, yeni köprüler istiyoruz.
Siyasi gettolar değil, ortak demokrasi istiyoruz.

Korku siyaseti değil, özgür vatandaş istiyoruz.
Türk’e başka, Bulgar’a başka hukuk istemiyoruz.

Herkese aynı hukuk istiyoruz.
Ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde söyleyeceğimiz en önemli söz belki de budur:

BİZİ KİMSE KENDİ SİYASİ MÜLKÜ OLARAK GÖRMESİN.

BİZİ KİMSE ÖTEKİ OLARAK DA GÖRMESİN.

Biz bu ülkenin vatandaşlarıyız.
Bulgar da bu ülkenin evladıdır.
Türk de.
Roman da.
Pomak da.
Makedon da.
Vlah da.

Hepimiz aynı evin farklı odalarında yaşayan insanlarız.
Evin bir odası yanarsa diğer odalar güvende kalamaz.

Bir vatandaş kendisini dışlanmış hissederse ülkenin demokrasisi eksik kalır.
Bu nedenle bizim talebimiz çok basittir:

BİZ BULGARİSTAN’DA DEMOKRASİ İSTİYORUZ.

Bir annenin bütün çocuklarına aynı şefkatle baktığı gibi vatandaşlarına bakan bir devlet istiyoruz.

Kimliğimizi soran değil, liyakatimizi ölçen kurumlar istiyoruz.

Seçimden seçime bizi hatırlayan değil, her gün vatandaş olarak gören yöneticiler istiyoruz.

Ve bir gün Bulgaristan’da bir çocuğa:

“Türk müsün, Bulgar mısın?”
sorusundan önce:

“Hayalin nedir?”
diye sorulduğunda;
işte o gün gerçekten yeni bir sayfa açılmış olacaktır.

Yazar