Nevzat ÖZTÜRK

Çocuklar…Bugün size bir sergi anlatacağım ama lütfen bilin;ben bu resimlere bakarken öğretmen değilim,bir torunum, bir evladım.

Şu ilk tablolara bakın…
Kafkaslar.
Karaçay… Balkar… Nogay… Dağıstan…

Benim dedem oralardan geldi.
Dağları arkasında bırakıp geldi.
Ne mezarını ziyaret edebildi,
ne doğduğu evi bir daha görebildi.
Dedem sustu çocuklar…
Çünkü bazı acılar konuşulunca büyür sanılır.

Bu resimlere bakarken
dedemin titreyen ellerini görüyorum.
Soğuk sadece dağlarda değilmiş,
insanın kalbinde de kalıyormuş.

Biraz ilerleyelim…
Hocalı.

Burada duralım.
Çünkü buradan hızlı geçilmez.

Bu resimde bir çocuk var…
Sarılacak kimse bulamamış.
Benim içim yanıyor çünkü
bir çocuğun en çok ihtiyaç duyduğu şey
bir çift koldur.

Şimdi başka bir yere geçiyoruz çocuklar…
Ama benim kalbim burada biraz daha ağırlaşıyor.

Çünkü babamın babası…
Benim diğer dedem…
Doğu Türkistan’dan geldi.

Uzak diyorsunuz değil mi?
Acı uzak olmaz.

Bu resimlere bakınca
babamın gözlerindeki suskunluğu hatırlıyorum.
Bir insan yurdunu bırakınca
kelimeler de geride kalır.

Afganistan…
Irak…
Suriye…

Buralarda çocuklar
oyuncaklarını değil,
korkularını büyüttü.

Kırım…
Ahıska…

Tren vagonları…
Yarım kapanmış bavullar…
Bizim ailede valizler hep hazır durur çocuklar.
Çünkü dedelerimiz eve dönmeyi hiç unutmadı.

Hepsi Türk diyoruz…
Ama ben bunu söylerken
gururdan çok yük hissediyorum.

Çünkü bu resimler bize şunu fısıldıyor:
“Unutma…”

Ben size bunu tarih dersi olsun diye anlatmıyorum.
Bir gün siz de çocuklarınıza anlatın diye anlatıyorum.

Eğer sesim titriyorsa affedin.
Bu titreme bana ait değil.
Dedelerimden kaldı.

Bu sergi duvardaki resimler değil çocuklar…
Bu sergi, bizim hafızamız.

Yazar