Rafet ULUTÜRK
Yeni ders kitabı tartışması aslında bir “Bulgaristan nasıl bir ülke olacak?” tartışmasıdır
Bulgaristan’da yeniden eğitim ve tarih konuşuluyor.
Rumen Radev’in Bulgar dili ve edebiyatı, Bulgar tarihi ve coğrafya alanlarında daha ortak ve bütünlüklü bir ders kitabı yaklaşımına yönelme düşüncesi kamuoyunda farklı tepkiler doğurdu.
Meseleyi yalnızca “bir ders kitabı mı, birkaç ders kitabı mı?” tartışmasına sıkıştırırsak asıl fırsatı kaçırırız.
Çünkü asıl soru şudur:
Bulgaristan çocuklarına nasıl bir tarih anlatacak?
Daha da önemlisi:
Bu tarih çocukları birbirinden uzaklaştıracak mı, yoksa aynı ülkenin eşit vatandaşları olarak birbirine yaklaştıracak mı?
Bana göre tartışılması gereken esas mesele budur.
TARİH DEVLETİN HAFIZASIDIR; AMA HAFIZA SİLAHA DÖNÜŞMEMELİDİR
Tarih yalnızca geçmişte yaşananların sıralanması değildir.
Tarih aynı zamanda devletlerin hafızasıdır.
Çocuğa hangi tarihi öğretirseniz, yarının vatandaşının dünyaya bakışını da büyük ölçüde şekillendirirsiniz.
Bu nedenle tarih kitabı hazırlanırken amaç bir başka milleti küçültmek, geçmişin savaşlarını bugünün çocuklarına miras bırakmak veya yeni düşmanlıklar üretmek olmamalıdır.
Bulgaristan’ın ihtiyacı geçmişi saklayan bir tarih anlayışı da değildir.
İhtiyacımız olan şey belgeye, arkeolojiye, dilbilime, karşılaştırmalı tarih araştırmalarına ve farklı akademik görüşlere açık bir tarih anlayışıdır.
Çocuklara hazır hükümler ezberletmek yerine belgeleri okumayı, karşılaştırmayı ve düşünmeyi öğretmeliyiz.
Çünkü güçlü devlet kendi tarihinden korkmaz.
BULGAR TARİHİ 681 YILINA SIĞDIRILAMAZ
Bulgar tarihinin başlangıcı konuşulurken tarih ufkunun yalnızca Tuna havzasıyla sınırlandırılması yerine, Bulgar adını taşıyan toplulukların çok daha geniş Avrasya coğrafyasındaki geçmişinin de öğretilmesi gerekir.
Büyük Bulgaristan, Kubrat Han, Bulgar topluluklarının ayrılması, Asparuh’un Tuna’ya yönelmesi ve diğer Bulgar gruplarının Volga havzasındaki tarihî gelişmeleri aynı büyük tarih tablosunun farklı parçaları olarak incelenmelidir.
Volga Bulgaristanı bu bakımdan özellikle önemlidir.
Bugün Rusya Federasyonu sınırları içerisinde bulunan Volga-Ural coğrafyası, Bulgar tarihinin araştırılması bakımından son derece zengin arkeolojik ve tarihî kaynaklara sahiptir.
Fakat burada bilimsel titizlikten ayrılmamak gerekir.
Bugünkü Çuvaşların, Volga Tatarlarının ve bölgedeki diğer Türk halklarının oluşum süreçlerinde Volga Bulgarlarının yeri farklı akademik araştırmalara konu olmaktadır. Karaçay ve Balkarların etnogenezi konusunda da çeşitli tarihî bağlantılar ve teoriler bulunmaktadır.
Bunları çocuklardan saklamak yerine öğretelim.
Ancak teori ile kanıtlanmış bilgiyi de birbirinden ayıralım.
Yeni tarih kitabının gücü tam burada ortaya çıkabilir:
Tek bir siyasi tezi ezberleten değil, Bulgarların Avrasya’dan Balkanlara uzanan tarihî dünyasını kaynaklarla gösteren bir eser.
VOLGA’DAN TUNA’YA UZANAN TARİH YENİDEN ARAŞTIRILMALIDIR
Bulgaristan bu konuda büyük bir akademik proje başlatabilir.
Sofya’dan Kazan’a, Çuvaşistan’dan Kuzey Kafkasya’ya kadar üniversiteler, arkeologlar, tarihçiler, dil bilimciler ve genetik araştırmacıları ortak çalışmalar gerçekleştirebilir.
Amaç önceden belirlenmiş bir sonucu kanıtlamak olmamalıdır.
Amaç gerçeğin peşinden gitmek olmalıdır.
Yeni nesiller Kubrat’ı da bilmeli, Asparuh’u da.
Tuna Bulgaristanı’nı bildikleri kadar Volga Bulgaristanı’nın varlığından da haberdar olmalıdır.
Çünkü tarih küçültüldükçe milletlerin ufku küçülür.
Tarih genişledikçe düşünce dünyası da genişler.
TÜRK DÜŞMANLIĞI ÜZERİNDEN VATANSEVERLİK ÜRETİLEMEZ
Gelelim meselenin Bulgaristan Türkleri açısından en önemli taraflarından birine.
Bulgaristan’da tarih eğitiminin dili geleceğin Bulgaristan’ını doğrudan etkileyecektir.
Osmanlı dönemi elbette anlatılacaktır.
Savaşlar anlatılacaktır.
Ayaklanmalar, acılar, çatışmalar ve siyasi mücadeleler de anlatılacaktır.
Fakat tarih eğitimi bugünün Türk çocuğunu geçmişteki bir devletin politikalarının sorumlusu haline getiremez.
Aynı şekilde bir Bulgar çocuğuna da Türk komşusunu tarihsel bir düşmanın devamı gibi görmesini sağlayacak bir dil öğretilmemelidir.
Tarih başka şeydir.
Nefret başka şeydir.
Bulgaristan’ın geçmişte yaşadığı acıları öğretmek ile günümüzde yaşayan Türk vatandaşlarına karşı önyargı oluşturmak birbirinden kesin çizgilerle ayrılmalıdır.
Üstelik Bulgaristan Türkleri bu ülkenin dışarıdan gelmiş misafirleri değildir.
Onlar Bulgaristan’ın vatandaşlarıdır.
Bulgaristan’ın emeğinde, kültüründe, tarımında, şehirlerinde, köylerinde ve ortak hafızasında yerleri vardır.
Yeni Bulgaristan’ın tarih kitabı düşman üretmemeli; bilinçli vatandaş yetiştirmelidir.
1984–1989 DA BU TARİHİN İÇİNDE OLMALIDIR
Tarih kitabında yalnızca yüzlerce yıl önce yaşanan hadiseler konuşulmamalıdır.
Yakın tarih de bütün açıklığıyla öğretilmelidir.
1984–1989 döneminde Bulgaristan Türklerine uygulanan zorunlu isim değiştirme politikaları, temel hakların ihlali, baskılar ve 1989 kitlesel göçü Bulgaristan’ın kendi tarihidir.
Bunları anlatmak Bulgaristan’ı küçültmez.
Tam tersine demokratik Bulgaristan’ı güçlendirir.
Çünkü devlet büyüklüğü yanlış yapılmadığını iddia etmek değildir.
Yanlışlarla yüzleşebilecek demokratik olgunluğa ulaşabilmektir.
Nitekim Bulgar eğitim politikası tartışmalarında geçmişte de “Yeniden Doğuş Süreci”nin basit bir göç meselesi şeklinde sunulamayacağı, insan hakları ihlalleri boyutunun öğretilmesi gerektiği devlet düzeyinde dile getirilmiştir.
Bu yaklaşım geliştirilmelidir.
RADEV’İN AÇTIĞI TARTIŞMADA ASIL FIRSAT BURADADIR
Rumen Radev’in eğitim konusunda ortaya koyduğu hedeflerden biri çocukların ülkelerini daha iyi tanımaları ve sevmeleridir.
Bu hedef önemlidir.
Fakat vatan sevgisinin yolu başka milletlerden nefret etmekten geçmez.
Gerçek vatanseverlik;
ülkesini tanımaktır,
dilini korumaktır,
kültürüne sahip çıkmaktır,
devletinin kurumlarına güvenmektir,
komşusunun kimliğine saygı göstermektir.
Bir Bulgar çocuğunun Bulgar olmaktan gurur duyması ile Türk arkadaşının Türk kimliğine saygı göstermesi arasında hiçbir çelişki yoktur.
Tam tersine çağdaş Bulgaristan’ın başarısı tam da bunu gerçekleştirebilmesinde yatmaktadır.
TEK KİTAPTAN ÖNCE ORTAK İLKELER
Ben tartışmayı “tek kitap” meselesinden daha geniş görüyorum.
Bir tane de olabilir, birkaç tane de.
Önemli olan sayısı değildir.
Önemli olan hangi ilkeler üzerine yazıldığıdır.
Yeni tarih eğitiminin temelinde bilimsel kaynak, akademik çoğulculuk, insan hakları, demokratik değerler, bütün vatandaşlara saygı ve eleştirel düşünce bulunmalıdır.
Çocuk “kitap böyle yazıyor, demek ki tartışılmaz” dememeli.
“Kaynaklar ne söylüyor?” diye sormayı öğrenmelidir.
Devlet tarih öğretmelidir.
Fakat çocuğun düşünmesinden korkmamalıdır.
24 MAYIS: AYRIŞTIRAN DEĞİL BİRLEŞTİREN SEMBOL ARAYIŞI
Ben daha önce Bulgaristan’ın ulusal gününün 24 Mayıs olması fikrini gündeme getirmiştim.
Bu düşüncenin yeniden tartışılmasının yararlı olduğuna inanıyorum.
Çünkü 24 Mayıs eğitimle, kültürle, yazıyla ve Bulgar kültürel mirasıyla ilişkilendirilen bir gündür.
Bir ülkenin ortak günü mümkün olduğu kadar çok vatandaşının kendisini onun içerisinde hissedebileceği bir sembol olmalıdır.
Bulgaristan artık geleceğini yalnızca geçmiş savaşların hatıraları üzerinden değil; eğitim, bilim, kültür ve ortak vatandaşlık üzerinden de konuşabilmelidir.
Ulusal semboller geçmişi silmez.
Fakat geleceğin hangi değerler üzerine kurulacağını gösterir.
BULGARİSTAN’IN STRATEJİK MESELESİ: ORTAK VATANDAŞLIK
Bulgaristan’ın nüfusu azalıyor.
Gençler ülke dışına gidiyor.
Bölgeler arasında ekonomik farklar bulunuyor.
Teknoloji dünyayı hızla değiştiriyor.
Yapay zekâdan yeni sanayiye kadar büyük bir dönüşüm yaşanıyor.
Böyle bir çağda Bulgaristan’ın enerjisini yeni kimlik kavgalarına harcaması geleceğe yapılabilecek en büyük haksızlıklardan biri olur.
Bulgaristan’ın Bulgarına da Türküne de Pomakına da Romanına da diğer vatandaşlarına da ihtiyacı vardır.
Devletin görevi bunlardan birini diğerine benzetmek değildir.
Devletin görevi hepsini eşit vatandaşlık hukukunda buluşturmaktır.
TARİHİ DEĞİŞTİRMEYELİM, TARİHE BAKIŞIMIZI DEĞİŞTİRELİM
Yeni tarih kitabı hazırlanacaksa önüne büyük bir hedef konulmalıdır:
Çocuklarımıza düşman değil, tarih öğretelim.
Volga’yı da anlatalım.
Tuna’yı da.
Kubrat’ı da anlatalım.
Asparuh’u da.
Orta Çağ Bulgar devletlerini de anlatalım.
Osmanlı dönemini bütün boyutlarıyla anlatalım.
Bulgar ulusal uyanışını anlatalım.
Komünist dönemi anlatalım.
1984–1989’u da saklamayalım.
Fakat bütün bunları bugünün çocuklarını birbirine düşman etmek için değil, geçmişi anlayarak aynı geleceği kurabilmeleri için anlatalım.
Çünkü tarih geçmişi değiştiremez.
Ama tarih eğitimi geleceği değiştirebilir.
YENİ DUVARLAR DEĞİL, YENİ KÖPRÜLER
Bulgaristan’ın önündeki esas tercih bir ders kitabının sayısından çok daha büyüktür.
Nasıl bir nesil yetiştireceğiz?
Birbirinden korkan mı?
Birbirini suçlayan mı?
Yoksa birbirinin tarihini bilen, farklılıklarına saygı duyan ve aynı devletin geleceğini birlikte kurabilen insanlar mı?
Benim savunduğum yaklaşım açıktır:
Geçmişimizi saklamayalım.
Acılarımızı inkâr etmeyelim.
Bilimsel tartışmalardan korkmayalım.
Ama çocuklarımıza nefret miras bırakmayalım.
Volga’dan Tuna’ya uzanan tarih araştırılsın.
Bulgaristan’ın bütün tarihî katmanları konuşulsun.
Türkler ve diğer topluluklar ülkenin tarih anlatısında görünür olsun.
Yakın geçmişin insan hakları ihlalleri açıkça öğretilebilsin.
24 Mayıs gibi ortaklaştırıcı semboller de toplum tarafından özgürce tartışılsın.
Çünkü Bulgaristan’ın geleceği ayrılıkları büyütmekten değil, ortak vatandaşlığı güçlendirmekten geçmektedir.
Bir ülke tarihini çocuklarına düşmanlık üretmek için anlatıyorsa geçmişin esiri olur.
Ama tarihini gerçeği aramak, hatalarından ders çıkarmak ve vatandaşlarını birbirine yaklaştırmak için anlatıyorsa geleceğini inşa eder.
Bulgaristan’ın ihtiyacı yeni duvarlar değil, yeni köprülerdir.
Ve o köprülerin en önemlisi okul sıralarında kurulacaktır.

Bulgaristan’da iki cumhurbaşkanı adayı seçim kaydını tamamladı
Bulgaria Air, Doğu Avrupa’da üst sıralarda yer aldı
Radev’den ABD’li şirketlere Bulgaristan’a yatırım çağrısı
Bulgaristan’da ekim ayı doğal gaz fiyatı için yüzde 5,96 artış önerisi
Sofya’da Balkanların Avrupa ile geleceği masaya yatırıldı
Kırcaali Belediyesi 2026 bütçesini 77,3 milyon avro olarak belirledi
Bulgaristan’da Demokrasi İstiyoruz
Zenginleşirken İnsanlığımızı Kaybediyor Muyuz?
Somali’de Bir Çuval Unla Başlayan, Hint Okyanusu’na Uzanan Türkiye Hikâyesi