İbrahim SOYTÜRK
Bir milleti yalnızca nüfusuyla, sınırlarıyla veya ordusunun büyüklüğüyle tarif edemezsiniz. Millet dediğimiz büyük yapı; hafıza, inanç, ahlak, dil, kültür, vatan şuuru ve gelecek iradesinin birleşmesinden meydana gelir.
Türk milletinin tarihî yürüyüşüne baktığımızda da karşımıza yalnızca savaşlar, fetihler ve devletler çıkmaz. Aynı zamanda bir medeniyet anlayışı görürüz.
Bu anlayışın merkezinde insan vardır.
Adalet vardır.
Emanet vardır.
Mazlumu korumak vardır.
Devlete sadakat kadar devletin millete karşı sorumluluğu vardır.
Ve Türk milletinin bin yılı aşan tarihinin çok önemli bir bölümünde bu anlayış, İslam ahlakıyla Türk devlet geleneğinin birleşmesinden doğan büyük bir medeniyet tasavvuruna dönüşmüştür.
Bu nedenle Müslüman Türk kimliği yalnızca bir etnik veya dinî tanımlama değildir.
O kimlik, tarih boyunca büyük bir sorumluluğun adıdır.
TÜRK İSLAM’I TAŞIDI, İSLAM TÜRK’E YENİ BİR UFUK AÇTI
Türklerin İslamiyet’i kabul etmeleri dünya tarihinin önemli dönüm noktalarından biridir.
Ancak mesele yalnızca Türklerin Müslüman olması değildir.
Asıl büyük dönüşüm, Türklerin İslam medeniyetinin taşıyıcı güçlerinden biri hâline gelmesidir.
Karahanlılardan Selçuklulara, Osmanlılardan Cumhuriyet Türkiye’sine uzanan büyük tarih çizgisinde Türk milleti yalnızca kendi geleceğini inşa etmedi.
Balkanlar’dan Kafkasya’ya, Anadolu’dan Ortadoğu’ya, Orta Asya’dan Afrika’ya uzanan geniş coğrafyalarda şehirler kurdu, yollar açtı, vakıflar oluşturdu, köprüler yaptı, medreseler inşa etti.
Camilerin yanında aşevleri kurdu.
Kervansarayların yanında hastaneler açtı.
Yolların kenarına çeşmeler yaptırdı.
Kimsesizleri vakıflarla korudu.
Çünkü Türk devlet anlayışında güç yalnızca hükmetmek için kullanılmazdı.
Gücün asıl anlamı, koruyabilmekti.
İşte bizim yeniden hatırlamamız gereken devlet felsefesi budur.
MÜSLÜMANLIK SADECE İBADET DEĞİL, AHLAKTIR
Bugün İslam dünyasının en büyük meselelerinden biri dini yalnızca şekiller üzerinden değerlendirmektir.
Oysa Müslümanlık yalnızca ibadet saatlerinde hatırlanan bir kimlik değildir.
Müslümanlık;
yalan söylememektir.
Kul hakkı yememektir.
Yetimin hakkını korumaktır.
Devlet malını kendi malından daha dikkatli korumaktır.
Komşusu açken rahat uyumamaktır.
Adaletsizlik karşısında susmamaktır.
İşini doğru yapmaktır.
İlim öğrenmektir.
Üretmektir.
Çalışmaktır.
Ve gerektiğinde vatanı için fedakârlık yapabilmektir.
Dolayısıyla Müslüman Türk dediğimiz insanın ölçüsü sadece söylediği sözler değil, ortaya koyduğu ahlak olmalıdır.
TÜRK’Ü BÜYÜK YAPAN SADECE SAVAŞÇILIĞI DEĞİLDİR
Tarih kitaplarında Türklerden çoğu zaman büyük savaşçılar olarak bahsedilir.
Bu doğrudur ama eksiktir.
Türk’ü büyük yapan yalnızca savaş meydanındaki cesareti değildir.
Asıl büyüklük kurduğu düzendedir.
Devlet kurabilmesindedir.
Farklı toplulukları aynı siyasi yapı altında yaşatabilmesindedir.
Şehirler kurmasındadır.
Ticaret yollarını güvenli hâle getirmesindedir.
Bilim insanlarını desteklemesindedir.
Kültürü ve sanatı geliştirmesindedir.
Çünkü kalıcı medeniyet yalnızca kılıçla kurulmaz.
Kılıç sınırı açar; akıl devleti kurar, adalet ise devleti yaşatır.
Bu tarihî gerçeği yeni nesillere anlatmak zorundayız.
BİZİM KUTSALIMIZ İNSANI YÜCELTMEKTİR
“Kutsal” kelimesini kullanırken dikkatli olmak gerekir.
İslam inancında kutsallığın sahibi Allah’tır.
Milletler ise Allah’ın yarattığı insan topluluklarıdır.
Bu nedenle bir milleti kutsallaştırmak yerine, milletin taşıdığı emaneti kutsal bilmek daha doğru bir anlayıştır.
Vatan emanettir.
Bayrak emanettir.
Şehitlerin hatırası emanettir.
Dil emanettir.
Tarih emanettir.
Devlet emanettir.
Çocuklarımız emanettir.
Ve gelecek nesiller bize bırakılmış en büyük emanettir.
Müslüman Türk’e düşen görev işte bu emanetleri gelecek nesillere daha güçlü şekilde teslim etmektir.
BALKANLARDAN TÜRKİSTAN’A UZANAN HAFIZA
Türk milletinin hikâyesi yalnızca Anadolu ile sınırlı değildir.
Bu hikâye Orhun’dan başlar.
Türkistan’dan geçer.
Horasan’a ulaşır.
Anadolu’da kök salar.
Balkanlar’a uzanır.
Kafkasya’da yaşamaya devam eder.
Bugün Kırcaali’de, Filibe’de, Şumnu’da, Üsküp’te, Prizren’de, Saraybosna’da gördüğümüz camiler, köprüler, çeşmeler ve mezar taşları yalnızca mimari eserler değildir.
Onlar bir medeniyetin hafızasıdır.
Bir taş bazen yüzlerce kitaptan daha fazla şey anlatır.
Çünkü o taş bize şunu söyler:
“Buradan bir millet geçti; ama yalnızca geçmedi, iz bıraktı.”
Bizim görevimiz bu izi bir nostaljiye dönüştürmek değildir.
O mirası geleceğe taşıyacak yeni bir kültür, eğitim ve strateji üretmektir.
BUGÜNÜN MÜSLÜMAN TÜRK’Ü NASIL OLMALIDIR?
- yüzyılın Türk’ü yalnızca geçmişiyle övünen insan olamaz.
Geçmiş büyük olabilir.
Ama gelecek çalışmayla kurulur.
Bugünün Müslüman Türk’ü;
iyi eğitimli olmalıdır.
Bilim öğrenmelidir.
Teknoloji üretmelidir.
Yabancı diller bilmelidir.
Ekonomiyi anlamalıdır.
Dünyayı takip etmelidir.
Diplomasiyi öğrenmelidir.
Tarihini bilmelidir.
Kültürünü korumalıdır.
Ahlakını kaybetmemelidir.
Çünkü önümüzdeki yüzyıl yalnızca orduların değil, bilginin, teknolojinin, ekonominin, yapay zekânın, enerjinin ve insan kaynağının rekabet ettiği bir yüzyıl olacaktır.
Dolayısıyla gençlerimizi yalnızca geçmişin kahramanlarını ezberleyen insanlar olarak değil, geleceğin kahramanları olacak insanlar olarak yetiştirmeliyiz.
İNANÇ BİZİ ÇALIŞMAYA MECBUR ETMELİDİR
Din tembellik üretmez.
Aksine sorumluluk üretir.
“Allah büyüktür” demek, çalışmayı bırakmak anlamına gelmez.
Tam tersine;
daha çok çalışmak,
daha çok üretmek,
daha dürüst olmak,
daha adaletli olmak demektir.
Bir Müslüman doktor işini en iyi yapan doktor olmalıdır.
Bir Müslüman öğretmen öğrencisini en iyi yetiştiren öğretmen olmalıdır.
Bir Müslüman devlet adamı milletin malını kendi malından daha titizlikle korumalıdır.
Bir Müslüman iş insanı kazancını helal yoldan elde etmelidir.
Bir Müslüman genç dünyanın en iyi bilim insanlarıyla yarışmayı hedeflemelidir.
İşte gerçek medeniyet iddiası budur.
TÜRK DÜNYASININ YENİ NESLİ
Önümüzde büyük bir Türk dünyası yükselmektedir.
Türkiye.
Azerbaycan.
Kazakistan.
Özbekistan.
Kırgızistan.
Türkmenistan.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti.
Balkan Türkleri.
Kırım Türkleri.
Gagauzlar.
Ahıska Türkleri.
Irak ve Suriye Türkmenleri.
Avrupa’daki milyonlarca Türk.
Bu büyük coğrafyanın geleceği yalnızca devletlerin imzaladığı anlaşmalarla kurulmayacaktır.
Asıl birlik gençler arasında kurulacaktır.
Öğrenciler arasında.
Akademisyenler arasında.
Girişimciler arasında.
Sanatçılar arasında.
STK’lar arasında.
Üniversiteler arasında.
Bu nedenle yeni neslin görevi kavga mirası değil, hedef mirası taşımaktır.
TÜRK’ÜN KILICI KADAR VİCDANI DA GÜÇLÜ OLMALIDIR
Bizim tarih anlayışımızda yalnızca zaferlerden söz etmek yeterli değildir.
Zafer kadar merhameti de öğretmeliyiz.
Çünkü gerçek güç, yenilen insana nasıl davrandığınızda ortaya çıkar.
Türk medeniyetinin büyük iddiası burada yatmaktadır.
Zalim olmadan güçlü olmak.
Mazlumu ezmeden devlet olmak.
Kimliğini kaybetmeden başkasına saygı göstermek.
İnancını yaşarken başkasının inancını tehdit olarak görmemek.
Bu anlayış bugün dünyanın belki de en fazla ihtiyaç duyduğu siyaset felsefesidir.
YENİ BİR MEDENİYET YÜRÜYÜŞÜ
Bugün Türk milletinin önünde yeniden büyük bir tarihî fırsat vardır.
Ancak bu fırsat yalnızca sloganlarla değerlendirilemez.
Yeni bir medeniyet yürüyüşü için;
bilim gerekir.
eğitim gerekir.
ahlak gerekir.
üretim gerekir.
strateji gerekir.
güçlü aile gerekir.
güçlü gençlik gerekir.
güçlü devlet gerekir.
Ve en önemlisi, kendisine güvenen bir millet gerekir.
Biz geçmişimizin büyüklüğünden güç almalıyız ama geleceğimizi geçmişin gölgesinde yaşamamalıyız.
Yeni şehirler kurmalıyız.
Yeni teknolojiler geliştirmeliyiz.
Yeni bilim insanları yetiştirmeliyiz.
Yeni düşünürler çıkarmalıyız.
Yeni diplomatlar yetiştirmeliyiz.
Yeni dünya düzeninde söz sahibi olacak yeni bir Türk nesli hazırlamalıyız.
EMANET BİZİMDİR
Biz büyük bir tarihin çocuklarıyız.
Ama büyük tarihin çocukları olmak insana yalnızca gurur değil, sorumluluk verir.
Atalarımız bize büyük bir miras bıraktı.
Şimdi soru şudur:
Biz çocuklarımıza ne bırakacağız?
Sadece geçmişin hikâyelerini mi?
Yoksa yeni başarıların hikâyelerini mi?
Müslüman Türk’ün bugün yapması gereken şey bellidir:
İnancını ahlakla,
milliyetini adaletle,
devletini liyakatle,
vatan sevgisini çalışmakla,
tarih bilincini gelecek vizyonuyla birleştirmek.
Çünkü Türk olmak yalnızca bir soya mensup olmak değildir.
Bir sorumluluk taşımaktır.
Müslüman olmak yalnızca bir kimlik değildir.
Bir ahlak taşımaktır.
Ve bu iki büyük miras birleştiğinde ortaya çıkması gereken insan;
adil, cesur, merhametli, çalışkan, bilgili ve devlet şuuruna sahip insandır.
Bizim aradığımız Türk budur.
Bizim yetiştirmemiz gereken gençlik budur.
Ve gelecek yüzyılı kuracak millet de ancak böyle bir neslin omuzlarında yükselebilir.

MÜSLÜMAN TÜRK: BU MİLLETİN KUTSAL EMANETİ
MÜSİAD Kazakistan’da yeni dönem Birkan Karataş’la başladı
Ahalteke mirası Türkmenistan’da uluslararası toplantıda ele alındı
Taşkent’te Türk okullarında yeni eğitim dönemi başladı