Rafet ULUTÜRK
Balkanlara gittiğinizde yalnızca başka bir coğrafyaya gitmezsiniz.
Bir milletin yarım kalmış hikâyelerine gidersiniz.
Bir köy çeşmesinin başında Türkiye’yi konuşan ihtiyarın yanına…
Sandığında dedesinden kalan Osmanlı tapusunu saklayan ailenin evine…
Türkçeyi unutmasın diye torunuyla evde Türkçe konuşmaya çalışan ninenin sofrasına…
Bir zamanlar minaresinden ezan yükselen, bugün yalnızca taşları kalmış caminin avlusuna…
Ve bazen mezar taşında iki isim taşıyan insanların sessiz hikâyesine gidersiniz.
Onun için Balkanlar, Türkiye açısından sıradan bir dış politika sahası değildir.
Balkanlar biraz tarihimizdir.
Biraz vicdanımızdır.
Biraz hafızamızdır.
Ve hâlâ orada yaşayan milyonlarca insan üzerinden geleceğimizdir.
İşte tam da bu nedenle Balkanlarda yapılacak diplomasi, “seçmece diplomasi” olamaz.
DEVLETLERİN EN BÜYÜK HATASI YANLIŞ İNSANI DİNLEMEKTİR
Diplomaside bazen büyük stratejik hataların çok küçük başlangıçları vardır.
Yanlış bir rapor…
Yanlış bir danışman…
Yanlış bir kanaat önderi…
Yanlış bir tercüman…
Yanlış bir muhatap…
Sonra o yanlış bilgi Ankara’ya ulaşır.
Dosyaya girer.
Karar vericinin önüne gelir.
Ve zamanla devlet politikası zannedilmeye başlanır.
Oysa sahadaki gerçek bambaşkadır.
Bunun için devlet adamının görevi kendisine en güzel konuşanı bulmak değil, gerçeği en doğru anlatanı bulmaktır.
Diplomasinin kalitesi de biraz buradan ölçülür.
BALKANLARDA FOTOĞRAFI DEĞİL, HAFIZAYI OKUYACAKSINIZ
Bir siyasetçi Balkanlara gidiyor.
İftar veriyor.
Salonlar doluyor.
Fotoğraflar çekiliyor.
Türkiye’ye güzel mesajlar gönderiliyor.
Bunların hepsi değerlidir.
Fakat benim asıl merak ettiğim fotoğrafın dışında kalanlardır.
Masaya kim oturamadı?
Kimin sesi duyulmadı?
Kim beş dakikalık randevu alamadı?
Kim yıllardır Türkiye’nin kapısını çalıyor fakat bir türlü kendisini anlatamıyor?
Çünkü bazen bir ülkeyi anlamak istiyorsanız fotoğrafın merkezindekilere değil, kadrajın dışında kalanlara bakmanız gerekir.
Asıl hikâye oradadır.
BAZI İNSANLARIN KARTVİZİTİ YOKTUR, AMA HAFIZASI VARDIR
Balkanlarda öyle insanlar vardır ki büyük makamları yoktur.
Yanlarında kalabalık heyetler dolaşmaz.
Kapıları açtıracak unvanları bulunmaz.
Ama bir köyün elli yıllık hikâyesini bilirler.
Hangi okulun neden kapandığını bilirler.
Hangi ailenin göç ettiğini bilirler.
Hangi caminin vakıf malının ne olduğunu bilirler.
Hangi gencin neden Almanya’ya gittiğini bilirler.
1980’lerde neler yaşandığını bilirler.
1989 göçünün hangi evlerde nasıl bir yara bıraktığını bilirler.
Ve Türkiye’nin adını duyduklarında gözlerinin neden dolduğunu bilirler.
Böyle insanların kartvizitleri küçük olabilir.
Ama hafızaları büyüktür.
Devletlerin ihtiyacı da bazen büyük kartvizitlerden çok büyük hafızalardır.
BALKAN TÜRKÜ TÜRKİYE’DEN MAKAM İSTEMİYOR
Burada çok önemli bir ayrımı görmek gerekiyor.
Balkan Türklerinin büyük çoğunluğu Türkiye’den kendilerine makam dağıtmasını beklemiyor.
Her meselelerine Ankara’nın müdahale etmesini de istemiyor.
Yaşadıkları ülkelerin eşit vatandaşları olarak huzur, hukuk ve demokrasi içerisinde yaşamak istiyorlar.
Fakat Türkiye’den bir beklentileri var:
Unutulmamak.
Dilleri unutulmasın.
Kültürleri unutulmasın.
Tarihleri unutulmasın.
Vakıf eserleri unutulmasın.
Mezarlıkları unutulmasın.
Gençleri unutulmasın.
Ve en önemlisi, zor zamanlarda kendilerini yalnız hissetmesinler.
Bu beklentiyi anlamayan hiçbir Balkan politikası tam anlamıyla başarılı olamaz.
TÜRKİYE BİR PARTİNİN DEĞİL, BİR MİLLETİN YANINDA DURMALIDIR
Türkiye’nin Balkan siyasetinde yapması gereken en önemli stratejik değişikliklerden biri budur:
Kişilerle değil toplumlarla ilişki kurmak.
Partiler değişir.
Genel başkanlar değişir.
Milletvekilleri değişir.
Belediye başkanları değişir.
Bakanlar değişir.
Hükûmetler değişir.
Ama toplumlar kalır.
Türkiye, Balkanlarda hiçbir toplumu yalnızca bir siyasi parti üzerinden okumamalıdır.
Türklerin, Müslümanların ve Türkiye dostlarının farklı siyasi partilerde bulunması bir zayıflık değil, doğru yönetildiğinde büyük bir stratejik avantajdır.
Çünkü Türkiye’nin dostluğu bir parti kartına sığmayacak kadar büyüktür.
YARININ BALKANLARI BUGÜNÜN GENÇLERİNİN ELİNDE
Asıl stratejik mesele ise gençlerdir.
Bugün Balkanlarda yetişen 18-25 yaşındaki bir genç, 2040 yılında milletvekili olabilir.
Belediye başkanı olabilir.
Bakan olabilir.
Akademisyen olabilir.
Gazeteci olabilir.
İş insanı olabilir.
Belki ülkesinin cumhurbaşkanı olabilir.
Türkiye bugün o genci tanıyor mu?
Mesele budur.
Sadece bugünün güçlüleriyle ilişki kuran devlet, yarın güçsüz kalır.
Büyük devlet ise geleceğin güçlü insanlarını daha onlar güç sahibi olmadan tanır.
Türkiye Balkanlarda burslardan akademik değişim programlarına, Türkçe eğitiminden teknoloji kamplarına, girişimcilikten siyaset ve diplomasi akademilerine kadar yeni bir gençlik hamlesi başlatmalıdır.
Biz yalnız bugünün kanaat önderlerini değil, 2040’ın Balkan liderlerini yetiştirmeyi düşünmeliyiz.
BİR BALKAN HAFIZA VE STRATEJİ MERKEZİ KURULMALI
Türkiye’nin artık kurumsal bir Balkan Hafıza ve Strateji Merkezi oluşturmasını tartışması gerektiğine inanıyorum.
Bu merkez yalnızca günlük siyasi gelişmeleri takip etmemeli.
Köy köy demografik değişimleri izlemeli.
Türk ve Müslüman kültür mirasının envanterini çıkarmalı.
Vakıf eserlerini takip etmeli.
Türkçe eğitimin durumunu incelemeli.
Genç nüfusun göçünü araştırmalı.
Ekonomik fırsatları belirlemeli.
Yerel yönetimleri takip etmeli.
Yeni siyasi kadroları analiz etmeli.
Akademisyenleri, gazetecileri, STK’ları ve gençleri kapsayan geniş bir iletişim ağı oluşturmalı.
Böylece Ankara’ya ulaşan Balkan bilgisi birkaç kişinin süzgecinden geçmek zorunda kalmaz.
Devlet farklı kaynaklardan gelen bilgiyi karşılaştırır.
İşte gerçek stratejik akıl budur.
DİPLOMASİ SADECE DEVLETTEN DEVLETE DEĞİLDİR
- yüzyıl diplomasisi değişti.
Artık yalnızca büyükelçilikler arasında yürütülen ilişkiler yeterli değildir.
Üniversiteler diplomasi yapıyor.
Şehirler diplomasi yapıyor.
İş insanları diplomasi yapıyor.
STK’lar diplomasi yapıyor.
Medya diplomasi yapıyor.
Kültür insanları diplomasi yapıyor.
Hatta öğrenciler bile ülkeler arasında kalıcı bağlar oluşturuyor.
Türkiye’nin Balkanlarda kuracağı yeni model bu nedenle yalnızca devletten devlete diplomasi değil, aynı zamanda toplumdan topluma diplomasi olmalıdır.
BİR ÇAYIN YAPAMADIĞINI BAZEN BİN RAPOR YAPAMAZ
Diplomasinin insani tarafını da unutmamak gerekir.
Bazen bir insan yıllarca Türkiye’yi savunmuştur.
Çocuğuna Türkçe öğretmiştir.
Köyündeki camiyi ayakta tutmuştur.
Türk bayramında bayrağını çıkarmıştır.
Türkiye zor durumdayken dua etmiştir.
Sonra bir gün Türkiye’den önemli bir heyet gelir.
O insan kapıda bekler.
İçeri giremez.
Beş dakika görüşemez.
Belki bunu Ankara’da kimse önemsemez.
Fakat o insanın gönlünde bir şey kırılır.
İşte devlet aklı yalnızca jeopolitiği değil, insan gönlünü de hesaplayabilme sanatıdır.
Çünkü Balkanlarda Türkiye’nin en büyük sermayelerinden biri para değildir.
Silah değildir.
Ticaret değildir.
Güvendir.
Ve güven bazen yüz yılda oluşur, beş dakikada kırılır.
KALBİ KIRILAN İNSANIN RAPORU YAZILMAZ
Diplomatik raporlarda ekonomik göstergeler bulunur.
Seçim sonuçları bulunur.
Partilerin oy oranları bulunur.
Nüfus istatistikleri bulunur.
Fakat bir şey çoğu zaman yazılmaz:
Kırgınlık.
Oysa milletlerin tarihinde kırgınlık da stratejik bir veridir.
Bir toplum kendisini yıllarca görülmemiş hissederse uzaklaşır.
Gençler başka merkezlere yönelir.
Kültürel bağlar zayıflar.
Başka ülkeler oluşan boşluğu doldurur.
Dolayısıyla gönül kazanmak romantik bir mesele değil, doğrudan doğruya millî güç meselesidir.
KÜÇÜK GÖRÜLEN İNSANLAR BAZEN BÜYÜK TARİHLER TAŞIR
İşte burada yine karpuz hikâyesine dönüyoruz.
Pazarda en büyük karpuz her zaman en tatlısı değildir.
Bazen kenarda duran küçük, şekilsiz karpuz çok daha tatlı çıkar.
Diplomaside de insanları yalnızca makamlarının büyüklüğüyle tartarsanız yanılırsınız.
Kimin arkasında kaç kişi olduğundan önce şunu sorun:
Bu insanın içinde ne var?
Bilgi var mı?
Hafıza var mı?
Dava var mı?
Samimiyet var mı?
Ülkesine sadakat var mı?
Türkiye’nin menfaatlerini anlayabilecek stratejik birikim var mı?
Ve en önemlisi:
İnsanların güveni var mı?
İşte gerçek “kesmece diplomasi” budur.
2040 BALKAN STRATEJİSİ
Türkiye artık önümüzdeki seçime göre değil, önümüzdeki nesle göre Balkan politikası kurmalıdır.
Hedefimiz yalnızca bugünkü ilişkileri korumak olmamalıdır.
2040’ın Balkanlarında Türkiye’nin yeri ne olacak?
2050’de Türkçe bölgede ne kadar yaşayacak?
Yeni nesiller Türkiye’yi nasıl görecek?
Balkan ekonomilerinde Türk girişimcilerin ağırlığı ne olacak?
Üniversitelerde Türkiye üzerine çalışan kaç akademisyen bulunacak?
Yerel ve ulusal siyasette kaç nitelikli Türk ve Türkiye dostu genç yer alacak?
Kültürel mirasımızın ne kadarı ayakta kalacak?
Asıl sorular bunlardır.
Bunların cevabı bugünden hazırlanmazsa yarın çok geç olabilir.
BALKANLAR BİR PAZAR DEĞİL, BİR EMANETTİR
Balkanlara giden siyasetçiye, diplomata ve devlet görevlisine söylenecek belki de en önemli söz şudur:
Fotoğraf çektirmeden önce dinleyin.
Size en çok alkışlayanı değil, size gerçeği söyleyeni bulun.
En büyük salonu dolduranı değil, en büyük güveni oluşturmuş insanı arayın.
Kapınıza gelen küçük insanları küçümsemeyin.
Çünkü bazen o kapıda bekleyen insanın arkasında yüz yıllık bir hafıza vardır.
Balkanlar bize yalnızca Osmanlı’dan kalan taş köprüler, camiler, çeşmeler ve mezar taşları bırakmadı.
Orada hâlâ atan gönüller bıraktı.
O gönüllerin Türkiye’den istediği çok şey değil:
“Bizi görün.”
“Bizi dinleyin.”
“Bizi yalnızca seçim zamanı hatırlamayın.”
“Bizim hakkımızda karar verirken bizi de masaya oturtun.”
Çünkü gerçek diplomasi sadece devletlerin birbirine söyledikleri değildir.
Bazen bir ihtiyarın elini tutmaktır.
Bazen bir gencin önünü açmaktır.
Bazen unutulmuş bir köye gitmektir.
Bazen de yıllardır kapınızı çalan bir insana beş dakika ayırmaktır.
Türkiye Balkanlarda büyük olmak istiyorsa yalnızca masalarda güçlü olmamalıdır.
Gönüllerde güçlü olmalıdır.
Çünkü Balkanlarda yüz yılın bize öğrettiği çok önemli bir gerçek vardır:
Toprak kaybedilebilir.
Makam kaybedilebilir.
Seçim kaybedilebilir.
İktidar değişebilir.
Ama gönül bağını kaybederseniz, onu yeniden kurmak nesiller sürer.
Bu nedenle bize seçmece diplomasi değil; seçici devlet aklı, kurumsal hafıza ve gönül diplomasisi gerekiyor.
Karpuzun kırk bir kilo olması mühim değil.
Mühim olan içinin dolu olmasıdır.
İnsan da öyle…
Siyasetçi de…
Diplomat da…
Ve diplomasi de…

HER SABAH PENCEREMDEN SANA BAKACAĞIM BABACIĞIM
Altay akademisyenleri Bakü’de bir araya geliyor
6. Dünya Göçebe Oyunları’nın galibi Kırgızistan oldu
Rama: Sırbistan bir savaş suçlusuna devlet cenazesi düzenleyemez
Mitsotakis erken seçim ihtimalini dışladı
Yunanistan İsrail ve Arap ülkeleriyle ilişkilerini derinleştirmek istiyor
AB, von der Leyen’in Sırbistan ziyaretine ilişkin kararını açıklamadı
Kosova Meclisi kurucu oturumuna devam edecek