Dr. Nedim BİRİNCİ
Bulgaristan’ın Geleceği Ayrışmada Değil, Birlikte Yaşama İradesindedir
Balkanlar yeterince duvar gördü.
Sınırlar gördü.
Göçler gördü.
İsimleri değiştirilen insanlar, parçalanan aileler, terk edilen köyler, kapanan evler gördü.
Türkler acı çekti.
Bulgarlar acı çekti.
Balkanların farklı halkları, farklı zamanlarda büyük bedeller ödedi.
Artık yeni nesillere bırakacağımız mirasın ne olacağına karar vermeliyiz.
Yeni duvarlar mı öreceğiz, yeni köprüler mi kuracağız?
Benim cevabım açıktır:
Yeni duvarları değil, yeni köprüleri destekliyoruz.
Bu yalnızca güzel bir söz değildir.
Bu, Bulgaristan’ın geleceğine dair bir devlet anlayışıdır.
DUVAR SİYASETİ KOLAYDIR
İnsanları ayırmak kolaydır.
Türk ve Bulgar dersiniz.
Müslüman ve Hristiyan dersiniz.
Çoğunluk ve azınlık dersiniz.
İçeridekiler ve dışarıdakiler dersiniz.
Sonra her grubun korkularını büyütür, geçmişin yaralarını kaşır ve bu korkular üzerinden siyaset üretirsiniz.
Bu yöntem yeni değildir.
Balkanlar bunun bedelini fazlasıyla ödedi.
Ama duvar siyasetinin bir sorunu vardır:
Duvar yükseldikçe karşı tarafı daha az görmeye başlarsınız.
Bir süre sonra komşunuzu değil, kafanızda oluşturduğunuz düşmanı görürsünüz.
İşte toplumların parçalanması böyle başlar.
Biz bunu istemiyoruz.
KÖPRÜ KURMAK DAHA ZORDUR
Köprü kurmak cesaret ister.
Çünkü köprü kurmak, farklılıkları inkâr etmek değildir.
Türk Türk olarak kalır.
Bulgar Bulgar olarak kalır.
Müslüman inancını yaşar.
Hristiyan kendi inancını yaşar.
Herkes dilini, kültürünü ve hafızasını korur.
Fakat bütün bu farklılıkların üzerinde ortak bir hukuk yükselir:
Eşit vatandaşlık.
Gerçek birlik, herkesin birbirine benzemesi değildir.
Gerçek birlik, birbirimize benzemediğimiz hâlde aynı devletin çatısı altında adalet içinde yaşayabilmektir.
Bizim aradığımız Bulgaristan budur.
36 YIL SONRA YENİ BİR DİL KURMALIYIZ
1989’dan bu yana bir nesilden fazla zaman geçti.
Bulgaristan Türklerinin hafızasında derin yaralar vardır.
Zorla değiştirilen isimleri unutmadık.
Göç yollarını unutmadık.
Geride bırakılan evleri, köyleri, mezarları unutmadık.
Unutmayacağız.
Çünkü hafızasını kaybeden toplum geleceğini de kaybedebilir.
Fakat hafıza ile intikam aynı şey değildir.
Geçmişi hatırlamanın amacı yeni düşmanlıklar üretmek değil, aynı yanlışların tekrar edilmesini önlemektir.
Biz çocuklarımıza nefret miras bırakmak istemiyoruz.
Onlara hafıza bırakacağız.
Kimlik bırakacağız.
Dil bırakacağız.
Kültür bırakacağız.
Ama bunların yanına bir şey daha bırakmalıyız:
Birlikte yaşama iradesi.
TÜRKLER KİMSENİN OY DEPOSU DEĞİLDİR
Köprü siyaseti önce insanın kendi iradesine saygıyla başlar.
Bulgaristan Türkleri hiçbir siyasi partinin tapulu seçmeni değildir.
Hiçbir siyasi yapı yüz binlerce insanın oyunu kendi mülkü gibi göremez.
Türk seçmen de artık yalnızca:
“Kime oy vereceğiz?”
diye sormamalıdır.
Daha büyük soruyu sormalıdır:
“Nasıl bir Bulgaristan istiyoruz?”
Adalet istiyor muyuz?
Eşit vatandaşlık istiyor muyuz?
Çocuklarımızın liyakatleriyle yükselmesini istiyor muyuz?
Dilimizin ve kültürümüzün yaşamasını istiyor muyuz?
Özgür seçim istiyor muyuz?
Bulgaristan ile Türkiye arasında iyi ilişkiler istiyor muyuz?
Öyleyse siyasi tercihlerimizi de bu ilkeler üzerinden değerlendirmeliyiz.
Kişilerin değil, ilkelerin arkasında durmalıyız.
SOFYA İLE KIRCAALİ ARASINA KÖPRÜ KURMALIYIZ
Bulgaristan’ın gerçek gücü yalnız Sofya’da değildir.
Kırcaali’dedir.
Razgrad’dadır.
Şumnu’dadır.
Silistre’dedir.
Rodoplar’dadır.
Köylerdedir.
Ülkenin bütün bölgelerindedir.
Devlet merkezi ile vatandaş arasındaki mesafe yalnız kilometreyle ölçülmez.
Bazen vatandaşın:
“Devlet beni görüyor mu?”
sorusuyla ölçülür.
Cumhurbaşkanlığı makamının en önemli sorumluluklarından biri de burada ortaya çıkar.
Devletin en yüksek makamı yalnız başkentin değil, bütün ülkenin sesi olmalıdır.
Sofya ile Kırcaali arasında yalnız yol değil, güven köprüsü kurulmalıdır.
BULGARLARLA TÜRKLER ARASINDA KÖPRÜ
Bir Bulgar’ın hakkının korunması Türk’ün kaybı değildir.
Bir Türk’ün hakkının korunması da Bulgar’ın kaybı değildir.
Adalet sıfır toplamlı bir oyun değildir.
Bir ülkede hukuk güçlenirse herkes kazanır.
Eşit vatandaşlık güçlenirse herkes kazanır.
Nefret dili azalırsa herkes kazanır.
Bu nedenle Bulgaristan Türklerinin haklarını savunmak Bulgaristan’a karşı olmak değildir.
Tam tersine:
Daha demokratik bir Bulgaristan istemektir.
Türklerle Bulgarların birbirinden korkmasına değil, birbirine güvenmesine ihtiyacımız vardır.
BULGARİSTAN İLE TÜRKİYE ARASINA DAHA GÜÇLÜ KÖPRÜLER
Aynı yaklaşım iki devlet için de geçerlidir.
Bulgaristan ile Türkiye komşudur.
Coğrafyayı değiştiremeyiz.
Öyleyse önümüzde iki seçenek vardır:
Geçmişin korkularını sürekli yeniden üretmek veya geleceğin ortak çıkarlarını büyütmek.
Ben ikinci yolu savunuyorum.
Ticarette köprü.
Ulaştırmada köprü.
Enerjide köprü.
Turizmde köprü.
Kültürde köprü.
Eğitimde köprü.
Güvenlikte ve Balkanların istikrarında işbirliği.
Bulgaristan Türkleri de bu ilişkide problem olarak değil, iki ülke arasında doğal bir insan köprüsü olarak görülmelidir.
Biz iki ülke arasında duvar olmak istemiyoruz.
Köprü olmak istiyoruz.
DEVLET VATANDAŞINA ANA GİBİ YAKIN, HÂKİM GİBİ ADALETLİ OLMALIDIR
Bulgaristan bugün aynı zamanda tarihî bir dönemden geçiyor.
Ülkenin ilk kadın Cumhurbaşkanının devletin en yüksek makamında bulunması, kadınların kamusal hayattaki yeri bakımından sembolik önem taşımaktadır.
Fakat devlet yönetiminde asıl ölçümüz cinsiyet değil, adalet olmalıdır.
Ben yine de annelikten alınabilecek güçlü bir devlet dersi olduğuna inanıyorum:
Evlatları arasında ayrım yapmamak.
Devlet de böyle olmalıdır.
Türk’e başka, Bulgar’a başka davranmamalıdır.
Müslümana başka, Hristiyana başka hukuk uygulamamalıdır.
İktidara yakın olana başka, muhalif olana başka kapı açmamalıdır.
Devlet vatandaşına ana kadar yakın, hâkim kadar adaletli olmalıdır.
Merhametli ama kurallı.
Kucaklayıcı ama tarafsız.
Güçlü ama hukuka bağlı.
İşte benim görmek istediğim Cumhurbaşkanlığı anlayışı budur.
DESTEĞİMİZİN ÖLÇÜSÜ DE BUDUR
Bu nedenle önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçiminde meseleye yalnızca isimler üzerinden bakmıyorum.
Ben şu soruyu soruyorum:
Kim duvarları yükseltiyor, kim köprü kurmaya çalışıyor?
Kim etnik korkular üzerinden siyaset yapıyor?
Kim eşit vatandaşlığı savunuyor?
Kim yurt dışındaki Bulgaristan vatandaşlarını yük değil, ülkenin parçası olarak görüyor?
Kim Türkiye ile düşmanlık dili yerine karşılıklı çıkar ve saygıya dayalı ilişki arıyor?
Kim Cumhurbaşkanlığı makamını bir partinin değil, bütün milletin makamı olarak görüyor?
Benim siyasi ölçüm budur.
Bu nedenle herhangi bir siyasetçiye verilecek destek de açık çek olmamalıdır.
Önce ilke, sonra destek, ardından takip.
Söz verildiyse tutulacak.
Eşitlik denildiyse uygulanacak.
Demokrasi denildiyse korunacak.
Türklere değer veriliyorsa bu yalnız seçim meydanında değil, devlet kurumlarında da görülecek.
Biz de bunun takipçisi olacağız.
ARTIK KORKU SİYASETİNİ GERİDE BIRAKALIM
Türklere:
“Bunlar gelirse haklarınızı kaybedersiniz”
diyerek siyaset yapılmasın.
Bulgarlara:
“Türkler geliyor”
diyerek korku üretilmesin.
Çünkü korku insanları sandığa götürebilir ama ortak bir gelecek kuramaz.
Bulgaristan’ın artık yeni bir siyasi dile ihtiyacı vardır.
Bu dilin kelimeleri bellidir:
Adalet.
Eşitlik.
Hukuk.
Özgürlük.
Liyakat.
Diyalog.
Karşılıklı saygı.
Bunlar Türk değerleri veya Bulgar değerleri değildir.
Bunlar demokratik devletin ortak değerleridir.
BİZ KÖPRÜDEN YANAYIZ
Ben artık Bulgaristan’ın çocuklarının geçmişte bizim yaşadığımız korkularla büyümesini istemiyorum.
Türk çocuğu:
“Ben Türk olduğum için bu devlet beni daha az mı seviyor?”
diye sormasın.
Bulgar çocuğu da:
“Türk komşum benim için tehdit mi?”
diye düşünmesin.
Birbirlerinin dilini duysunlar.
Birbirlerinin bayramını bilsinler.
Aynı okulda okusunlar.
Aynı üniversitede yarışsınlar.
Aynı devletin adaletine güvenebilsinler.
Ve bir gün çocuklarımız bize:
“Siz ne yaptınız?”
diye sorduklarında verecek bir cevabımız olsun.
Diyelim ki:
Biz geçmişimizi unutmadık ama geçmişin esiri de olmadık.
Kimliğimizi koruduk ama başka kimliklerden nefret etmedik.
Haklarımızı savunduk ama başkasının hakkını istemedik.
Türkiye’yi sevdik ama Bulgaristan’ı düşman görmedik.
Bulgaristan’ın vatandaşı olduk ama Türk kimliğimizden vazgeçmedik.
Ve en önemlisi:
Duvar örmek kolayken biz köprü kurmayı seçtik.
Çünkü duvar iki tarafı birbirinden ayırır.
Köprü ise iki tarafı da birbirine ulaştırır.
Bizim siyaset anlayışımız bundan sonra bu olmalıdır:
Yeni duvarları değil, yeni köprüleri destekliyoruz.
Türkle Bulgar arasında…
Sofya ile Kırcaali arasında…
Bulgaristan ile Türkiye arasında…
Geçmiş ile gelecek arasında…
Devlet ile vatandaş arasında…
Ve en önemlisi, insan ile insan arasında.
Çünkü Bulgaristan’ın geleceği daha yüksek duvarlarda değil;
daha sağlam köprülerdedir.

Bulgaristan’da iki cumhurbaşkanı adayı seçim kaydını tamamladı
Bulgaria Air, Doğu Avrupa’da üst sıralarda yer aldı
Radev’den ABD’li şirketlere Bulgaristan’a yatırım çağrısı
Bulgaristan’da ekim ayı doğal gaz fiyatı için yüzde 5,96 artış önerisi
Sofya’da Balkanların Avrupa ile geleceği masaya yatırıldı
Kırcaali Belediyesi 2026 bütçesini 77,3 milyon avro olarak belirledi
Bulgaristan’da Demokrasi İstiyoruz
Zenginleşirken İnsanlığımızı Kaybediyor Muyuz?
Somali’de Bir Çuval Unla Başlayan, Hint Okyanusu’na Uzanan Türkiye Hikâyesi