Hamiyet ÇAKIR
İşgal edilmiş topraklardan gelenlerin hikâyesi pasaportlarda yazmaz. O hikâye, yürürken yere biraz daha dikkatli basan ayaklarda, geceleri sebepsiz irkilen uykularda, kalabalıklar içinde bile yalnız kalan bakışlarda saklıdır.
Düşe kalka, tökezleye tökezleye gelinir bu hayata. Çünkü yol dümdüz değildir; yanmış evlerin gölgesi uzundur, yıkılmış hayallerin enkazı hâlâ sıcaktır.
Asıl hasarı beden değil, çocukluk alır. Yakılan sadece şehirler değildir; hayal kurma cesareti, güven duygusu, geleceğe dair saf umutlar da küle döner. Bu yüzden işgalden gelen çocuklar büyümekten korkar. Çünkü büyümek, olan biteni anlamak demektir. Anlamak ise acının adını koymak… Ve bazı acıların adı yoktur.
Gözlerimizin bulutlu olması bundandır. O bulutlar yağmurdan değil, tutulmuş çığlıklardan oluşur. Konuşamayanların, anlatamayanların, “geçti” denilerek geçmeyenlerin birikimidir. Gözyaşı çoğu zaman yanaktan değil, kalemden akar. Çünkü bazı duygular sesle taşınmaz; ancak yazıyla hafifler.
Şiirlerimiz yanık ve buğuludur. Net cümleler kuramayız; çünkü hayat bize hiçbir zaman net davranmamıştır. Gülüşümüz hasret kokar. Bir yere, bir zamana, belki de hiç var olmamış bir huzura duyulan hasret… Ne olduğunu tam bilmediğimiz ama eksikliğini her gün hissettiğimiz bir şeye.
Bugün dünyaya yukarıdan bakanlar “alışın artık” diyor. Oysa işgal alışkanlık yaratmaz, travma bırakır. Ve travma, üstü örtülerek değil; görülerek, duyularak, kabul edilerek iyileşir. Belki de bu yüzden yazıyoruz. Unutulmamak için değil sadece; unutulmamak zorunda kalanların sesi olmak için.
İşgal edilmiş topraklardan gelmek, bir coğrafya meselesi değil; bir hafıza yüküdür. Ve o yükü taşıyan herkes bilir ki bazı yaralar kapanmaz. Sadece yazıya dönüşür.
Yazar
Bunu paylaş:
- Facebook üzerinde paylaş (Yeni pencerede açılır) Facebook
- X'te paylaş (Yeni pencerede açılır) X
- LinkedIn'de paylaş (Yeni pencerede açılır) LinkedIn
- Threads'te paylaş (Yeni pencerede açılır) Threads
- WhatsApp'ta paylaş (Yeni pencerede açılır) WhatsApp
- Pinterest'te paylaş (Yeni pencerede açılır) Pinterest
- Telegram'da paylaş (Yeni pencerede açılır) Telegram

Mürekkep, Kimliği Yaşatır: Nüvvab Mektebi’nden Bulgaristan Türklerinin Kültür Direnişine
İNSAN, ANCAK “KENDİSİ” KADARDIR
Bir Mahallenin Kapısından Türkiye’nin Geleceğine: Muhtarlık Kurumu ve Sivil Toplumun Ortak Vizyonu
Yunan İşgalleri ve Lozan’ın 59. Maddesi
Bulgaristan’da Eğitim: Bir Milletin Geleceğini Belirleyen Sessiz Mücadele
Dostluk: Zamanın Eskitemediği En Büyük Servet
Kalotina Sınır Kapısı’nda Bulgaristan’a Giriş Yapan Araç Trafiği Yoğunluğunu Koruyor
Bulgaristan’da Cumhurbaşkanlığı Seçimi 25 Ekim’de Yapılacak
Türk SİHA’ları İnsanlı-İnsansız Ortak Harekât Konseptinde de Başrol Üstlenecek