Kıymet YILDIRIM
Babacığım…
Bugün yine yanındayım.
Köye geldim. Ama artık köye gelişimin anlamı değişti.
Eskiden bu yollardan geçerken sonunda sana kavuşacağımı bilirdim. Evin kapısından girdiğimde seni göreceğimi, sesini duyacağımı, elini tutacağımı bilirdim.
Şimdi yine aynı köye geliyorum, aynı yollardan geçiyorum, aynı eve giriyorum…
Ama artık seni görmek için evin kapısına değil, mezarlığın kapısına yöneliyorum.
Bugün mezarının başına geldim. Toprağına diz çöktüm. Elimi mezar taşına koydum.
Bir ömür bana güven veren, sırtımı yasladığım, ne zaman tutsam bana güç veren o ellerini artık tutamıyorum.
Elimi uzatıyorum; karşımda soğuk bir mezar taşı…
İnsan, babasının elinden mezar taşına uzanan bu mesafenin ne kadar uzun olduğunu ancak yaşayınca anlayabiliyormuş.
BAZI AYRILIKLAR HER SABAH YENİDEN BAŞLAR
Derler ki zaman insanı acıya alıştırır.
Belki bazı acılara alıştırır.
Ama bazı ayrılıklar vardır ki insan onlara alışmaz. Sadece onlarla yaşamayı öğrenir.
Bazı ayrılıklar bir gün yaşanır ve zamanla hafifler.
Bazıları ise her sabah yeniden başlar.
Benim için artık öyle olacak babacığım.
Çünkü senin mezarın, doğduğun ve son nefesine kadar gönlünden hiç çıkarmadığın köyünde, evimizin tam karşısında.
Ben o evin penceresini her açtığımda seni göreceğim.
Sabah kalkacağım, perdeyi aralayacağım…
Karşımda sen olacaksın.
Ama artık avluda yürüyen, kapının önünde oturan, seslendiğimde bana cevap veren babam olarak değil; sessizce toprağında uyuyan babam olarak…
İnsan, babasının mezarının evinin karşısında olmasının ne demek olduğunu yaşamadan anlayamaz.
Bu yalnızca bir mezara bakmak değildir.
Bu, her sabah hayat ile ölüm arasındaki o ince çizgiye bakmaktır.
O PENCERE ARTIK BANA HAYATI ANLATACAK
Belki de bundan sonra o pencere benim için dünyanın en büyük hayat dersi olacak.
Her sabah perdeyi açtığımda karşımdaki mezarlık bana diyecek ki:
“Rafet, hayat kısa…”
Kırdığın kalpleri onar.
Sevdiğine sevgini söyle.
Annenin, ailenin, dostlarının kıymetini bil.
Kin tutma.
İyiliği erteleme.
Yapabileceğin güzel işleri yarına bırakma.
Çünkü bir gün sen de bu evin penceresinden dışarıya bakan değil, o mezarlıkta üzerine bakılanlardan biri olacaksın.
İşte insanın babasının mezarı evinin karşısında olduğunda ölüm artık uzak bir düşünce olmaktan çıkıyor.
Hayatın tam karşısında duruyor.
Ve insana sessizce şunu hatırlatıyor:
“Sen de yolcusun…”
Evet babacığım…
Bir gün ben de o mezarlığın yolcusu olacağım.
Bugün sen oradasın, ben bu taraftayım.
Ama biliyorum ki dünya dediğimiz şey zaten iki kapı arasındaki kısa bir misafirlikten ibaret.
Bir kapıdan geldik, diğerinden gideceğiz.
Mühim olan iki kapı arasında nasıl yaşadığımız, ardımızda ne bıraktığımızdır.
SEN ARTIK TOPRAKTA DEĞİL, HATIRALARIMDASIN
Sen bana yalnızca baba olmadın.
Hayatın yükünü nasıl taşıyacağımı, düştüğümde nasıl kalkacağımı, aile olmanın ne demek olduğunu öğrettin.
Belki bazı şeyleri konuşarak değil, yaşayarak öğrettin.
Şimdi düşünüyorum da insan babası hayattayken onun varlığını dünyanın değişmez düzenlerinden biri sanıyor.
Sanki baba hep orada olacak…
Sanki o kapıdan her zaman girecek…
Sanki o ses hep duyulacak…
Sanki o elleri istediğimiz zaman yeniden tutabileceğiz…
Meğer hiçbir şey sonsuz değilmiş.
Bugün ellerini tutamıyorum babacığım.
Ama öğrettiklerini tutuyorum.
Sözlerini tutuyorum.
Hatıralarını tutuyorum.
Bana bıraktığın değerleri tutuyorum.
Ve en önemlisi, senin evladın olmanın onurunu taşıyorum.
VASİYETİN YERİNE GELDİ BABACIĞIM
Sen hep doğduğun toprakları özledin.
Ve sonunda, “Beni doğduğum köye götürün” dedin.
Biz de seni doğduğun topraklara getirdik.
Şimdi babanın yanında, kendi köyünün toprağında yatıyorsun.
Belki bunun içinde ayrı bir huzur vardır.
İnsan ömrü boyunca ne kadar uzağa giderse gitsin, sonunda çocukluğunun toprağına dönmek istiyor.
Sen de döndün babacığım.
Köseler seni yeniden bağrına bastı.
Fakat sen dönerken bizim için köyün anlamını da değiştirdin.
Artık burası yalnızca doğduğumuz, büyüdüğümüz, hatıralarımızın bulunduğu köy değil.
Artık burada babam yatıyor.
Bu cümle insanın içine başka türlü oturuyor.
BEN BU EVDE YAŞAMAYA DEVAM EDECEĞİM
Ben yine bu eve geleceğim babacığım.
Kapısını açacağım.
Odalarında dolaşacağım.
Belki bazı köşelerde seni arayacağım.
Bahçeye çıkacağım.
Çocukluğumu hatırlayacağım.
Sonra pencerenin önüne geçeceğim.
Ve karşıya bakacağım.
Sen orada olacaksın.
Ben burada…
Aramızda birkaç adımlık yol, ama iki ayrı âlem olacak.
Belki sana içimden anlatacağım:
“Babacığım bugün şöyle oldu…”
“Babacığım şunu yaptık…”
“Babacığım çocuklar iyi…”
“Babacığım merak etme…”
Cevap veremeyeceksin.
Ama ben yine anlatacağım.
Çünkü bazı konuşmaların cevap almaya ihtiyacı yoktur.
Kalpten çıkar, toprağa ulaşır, oradan Rabbimize emanet edilir.
HER SABAH SANA BAKACAĞIM
Şimdi sen Rabbimin rahmetine emanetsin babacığım.
Benim sana yapabileceğim en güzel şey artık dua etmek, adını güzel yaşatmak ve senden aldığım emaneti benden sonrakilere taşımak.
Senin mezarın evimizin karşısında olduğu müddetçe o pencere benim için yalnızca dışarıya açılan bir pencere olmayacak.
Geçmişime açılacak.
Çocukluğuma açılacak.
Sana açılacak.
Ve aynı zamanda kendi sonuma bakacağım oradan.
Her sabah bana hayatın geçici olduğunu hatırlatacaksın.
Belki de sen, hayattayken verdiğin derslere şimdi sessizliğinle devam edeceksin.
Ben bu evde yaşamaya devam edeceğim babacığım.
Ve her sabah pencereyi açtığımda önce sana bakacağım.
Bazen dua edeceğim.
Bazen konuşacağım.
Bazen hiçbir şey söylemeden sadece susacağım.
Çünkü insan bazen babasına söyleyecek kelime bulamaz.
Sadece bakar…
Ve özler.
Bugün toprağına diz çöktüğümde bir kez daha anladım:
Baba kaybedilmiyor aslında.
Eli elinden gidiyor, sesi evden eksiliyor, bedeni gözden kayboluyor…
Ama öğrettikleri insanın karakterinde, sevgisi kalbinde, hatırası evladının ömründe yaşamaya devam ediyor.
Sen de benimle yaşamaya devam edeceksin babacığım.
Ben yaşadıkça dualarımda, hatıralarımda, yaptığım iyiliklerde ve her sabah açacağım o pencerede…
Mekânın cennet, kabrin nur olsun.
Rabbim seni rahmetiyle kuşatsın.
Ve bir gün bizim de yolculuğumuz tamamlandığında, bizi yeniden güzel bir kavuşmayla buluştursun.
Seni çok özlüyorum babacığım…
Şimdi sen karşıdaki mezarlıkta uyuyorsun.
Ben ise bu evin penceresinden sana bakmaya devam ediyorum.
Dün sen bana bakardın babacığım…
Bundan sonra ben sana bakacağım.

HER SABAH PENCEREMDEN SANA BAKACAĞIM BABACIĞIM
Altay akademisyenleri Bakü’de bir araya geliyor
6. Dünya Göçebe Oyunları’nın galibi Kırgızistan oldu
Rama: Sırbistan bir savaş suçlusuna devlet cenazesi düzenleyemez
Mitsotakis erken seçim ihtimalini dışladı
Yunanistan İsrail ve Arap ülkeleriyle ilişkilerini derinleştirmek istiyor
AB, von der Leyen’in Sırbistan ziyaretine ilişkin kararını açıklamadı
Kosova Meclisi kurucu oturumuna devam edecek
GERB’nin cumhurbaşkanı adayı Yotova’nın işine yarayabilir