İsmail CİNGÖZ
Uluslararası Siyaset Uzmanı
Suriye’de 2026–2027 eğitim-öğretim yılında ülke genelinde ortak müfredata geçilmesi, uzun yıllar parçalanmış eğitim yapısının birleştirilmesi bakımından anlaşılabilir ve gerekli bir adımdır. Ancak bu süreçte Halep’in kuzeyindeki bazı bölgelerde daha önce seçmeli ders olarak okutulan Türkçenin programdan çıkarılması ve merkezî müfredattaki Fransızcanın yeniden uygulanmaya başlanması, Suriye Türkmenleri açısından ciddi bir temsil ve eşitlik tartışması doğurmuştur. Aynı dönemde Kürtçenin 13 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile “ulusal dil” olarak tanınması ve Kürt nüfusun kayda değer olduğu bölgelerde devlet ve özel okullarında okutulabilmesine imkân verilmesi, meseleyi yalnızca eğitim tekniği olmaktan çıkarıp yeni Suriye’nin vatandaşlık anlayışına ilişkin bir sınava dönüştürmüştür (SANA, 2026a, 2026b; Al Jazeera, 2026).
Burada mesele Kürtçeye tanınan hakkı sorgulamak değildir. Tam tersine, bütün Suriye vatandaşlarının kültürel ve dilsel haklarının korunması yeni dönemin meşruiyetini güçlendirecektir. Sorulması gereken soru şudur: Kürt vatandaşların dilsel ve kültürel kimliği hukuki güvence altına alınabiliyorsa, Suriye’nin tarihî ve asli topluluklarından biri olan Türkmenlerin dili neden benzer bir güvence içinde değerlendirilmesin? Bu soru Türkiye’nin iç siyasetiyle veya başka bir ülkenin iç düzeniyle ilgili değildir; doğrudan Suriye devletinin kendi vatandaşları arasında eşitlik ilkesini nasıl uygulayacağıyla ilgilidir.
Tarihî Hafıza: 1921 Ankara İtilafnamesi’nden Hatay Meselesine
Suriye coğrafyasındaki Türk/Türkmen varlığı 2011 sonrasında ortaya çıkmış bir olgu değildir. Yüzyıllara yayılan yerleşim süreçleri Halep, Lazkiye, Bayır-Bucak, Hama, Humus, Rakka, Şam ve çevresinde kalıcı Türkmen toplulukları meydana getirmiştir. Güncel akademik çalışmalar da Türkmenleri Suriye’nin tarihsel etnik dokusunun köklü unsurlarından biri olarak ele almaktadır (Atacan & Hasanoğlu, 2026).
Millî Mücadele’nin olağanüstü şartları içerisinde Güney Cephesi’ndeki çatışmaların sona erdirilmesi amacıyla TBMM Hükûmeti ile Suriye üzerinde manda yönetimini yürüten Fransa arasında gerçekleştirilen görüşmeler, 20 Ekim 1921 tarihli Ankara İtilafnamesi ile sonuçlanmıştır. Anlaşmayla Fransız kuvvetlerinin Güney Anadolu’dan çekilmesi ve Türkiye-Suriye sınırının belirlenmesi kabul edilmiş; Misak-ı Millî sınırları içinde değerlendirilen İskenderun Sancağı ise dönemin askerî ve diplomatik şartları nedeniyle Türkiye sınırlarının dışında, Fransız mandası altındaki Suriye tarafında bırakılmıştır. Buna karşılık bölgenin özgün demografik ve kültürel yapısı dikkate alınarak özel bir idarî statü öngörülmüş; bölgedeki Türk nüfusun kültürel gelişiminin korunması ve Türkçenin resmî nitelik taşıması güvence altına alınmıştır (Cingöz, 2018, s. 19; Çakmak, 2020).
Bu yönüyle 1921 Ankara İtilafnamesi’nin önemi yalnızca Türkiye-Suriye sınırının şekillenmesinden ibaret değildir. Anlaşma, bölgede yaşayan Türk nüfusun dil, kültür ve toplumsal varlığının daha o tarihte uluslararası bir düzenlemeye konu edildiğini göstermektedir. İskenderun Sancağı’na ilişkin hükümler bugünkü Suriye’nin tamamı bakımından doğrudan uygulanabilir bir hukuk düzenlemesi niteliğinde olmasa da Türkmenlerin bölgedeki köklü varlığını ve Türkçenin kurumsal olarak tanınmış tarihsel geçmişini ortaya koyan önemli bir referanstır. Nitekim 1936’da yeniden gündeme gelen İskenderun Sancağı meselesi ve 1939’da Hatay’ın Türkiye’ye katılmasına uzanan süreç de nüfus, dil, kültürel haklar ve siyasi temsil konularının Türkiye-Suriye ilişkilerinde süreklilik gösteren tarihî başlıklar olduğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla bugün Suriye Türkmenlerinin kültürel ve dilsel hakları etrafında yürütülen tartışmalar, yalnızca 2011 sonrası gelişmelerle açıklanabilecek yeni bir mesele değil; yaklaşık bir asırlık tarihsel ve hukuki arka plana sahip bir konudur.
Nüfus Tartışması: Rakamların Ötesinde Bir Varlık Meselesi
Suriye Türkmenlerinin varlığı birkaç sınır bölgesiyle sınırlı değildir. Tarihsel olarak Halep, Şam, Humus, Lazkiye, Hama, İdlib, Rakka ve Kamışlı başta olmak üzere ülkenin çeşitli bölgelerinde Türkmen yerleşimleri bulunmaktadır. Bununla birlikte etnik ve demografik yapının uzun yıllar ayrıntılı ve bilimsel nüfus araştırmalarıyla ortaya konulmaması, Türkmen nüfusunun gerçek büyüklüğünün belirlenmesini güçleştirmiştir. Savaş öncesi döneme ilişkin farklı kaynak ve saha değerlendirmelerinde Türkçe konuşan nüfus yaklaşık 1,5 milyon olarak ifade edilirken, toplam Türkmen nüfusuna ilişkin tahminlerin 4,5 milyona kadar çıktığı; daha düşük rakamlar ileri süren değerlendirmelerin de bulunduğu görülmektedir. Türkmenlerin önemli bir bölümünün günlük iletişimde Arapçayı kullanması da etnik kimliğin yalnız konuşulan dil üzerinden belirlenmesini güçleştirmektedir (Cingöz, 2018, ss. 51–52).
2011’de başlayan savaş, kitlesel göç ve ülke içi yer değiştirmeler savaş öncesine ait demografik tahminlerin günümüzde doğrudan kullanılmasını güçleştirmiştir. Buna rağmen Türkmen varlığının büyüklüğü ve ülke geneline yayılmışlığı görmezden gelinebilecek nitelikte değildir. Nitekim Suriye Türkmen Meclisi Başkanı Emin Bozoğlan, 2017’de TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonuna yaptığı sunumda “3 milyonu aşan” Türkmen nüfustan söz etmiş ve Türkmenleri ülkenin ikinci büyük topluluğu olarak nitelendirmiştir. TBMM raporunda Türkmenlerin Halep, Lazkiye, Bayır-Bucak, Hama, Humus, Golan, İdlib, Rakka ve Tel Abyad dâhil geniş bir coğrafyada yaşadıkları da aktarılmaktadır (TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, 2018, s. 149).
Avrupa Birliği İltica Ajansı ise 2026 raporunda Suriye’deki Kürt nüfusunu yaklaşık 2–2,5 milyon veya savaş öncesi ülke nüfusunun yüzde 10’una kadar ulaşan bir oranla tahmin etmektedir (EUAA, 2026). Ancak mesele hangi topluluğun nüfus bakımından ikinci veya üçüncü sırada olduğuna indirgenmemelidir. Hakların meşruiyeti nüfus büyüklüğüne bağlı değildir; fakat milyonlarla ifade edilen köklü bir Türkmen varlığının dili, kültürü ve eğitim ihtiyacı da görmezden gelinemez.
Nitekim 13 Mart 2025 tarihli Suriye Anayasal Bildirisi’nin 4. maddesi Arapçayı devletin resmî dili olarak belirlerken, 7. maddesi Suriye toplumunun bütün bileşenlerinin kültürel çeşitliliği ile bütün Suriyelilerin kültürel ve dilsel haklarını güvence altına almaktadır. Bildirinin 8. maddesi ise mültecilerin ve yerinden edilmiş kişilerin gönüllü dönüşünün önündeki engellerin kaldırılması için ilgili ülkeler ve uluslararası kuruluşlarla iş birliğini devletin görevleri arasında saymaktadır (ConstitutionNet, 2025). Dolayısıyla Türkmenlerin dil talebi dışarıdan dayatılan bir ayrıcalık değil, Suriye’nin kendi anayasal düzeni içerisinde karşılık bulması gereken meşru bir vatandaşlık meselesidir.
Kürtçe İçin Hukuki Güvence Varken Türkçe Neden Belirsiz?
Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın 16 Ocak 2026 tarihli 13 sayılı Kararnamesi, Suriyeli Kürtleri “Suriye halkının temel ve asli bir parçası” kabul etmiş; kültürel ve dilsel kimliklerini ulusal kimliğin ayrılmaz unsuru saymış ve Kürtçeyi “ulusal dil” olarak tanımlamıştır. Kararnamenin 3. maddesi Kürt nüfusun kayda değer olduğu bölgelerde Kürtçenin devlet ve özel okullarında öğretilmesine imkân vermiştir (SANA, 2026a). Ağustos 2026’daki uygulama düzenlemesiyle Kürtçe haftada üç ders saati olmak üzere ilgili bölgelerde onaylı müfredatın parçası hâline getirilmiş ve ders notunun öğrencinin toplam notuna dâhil edilmesi kararlaştırılmıştır (SANA, 2026c).
Suriye’nin farklı toplumsal bileşenlerine kültürel ve dilsel haklar tanınması, ülkenin birlik ve bütünlüğünü zayıflatan değil, ortak vatandaşlık bağını güçlendiren bir yaklaşım olarak değerlendirilmelidir. Bu haklar, herhangi bir topluluk adına hareket eden silahlı yapıların, siyasi örgütlerin veya bölgesel güç dengelerinin tutumlarına göre belirlenmemelidir. Esas olan, Suriye vatandaşlarının etnik veya kültürel aidiyetlerine bakılmaksızın aynı hukuk ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmesidir. Bu nedenle Türkmenlerin dil ve kültür haklarının da sahadaki siyasi dengelerin veya Türkiye-Suriye ilişkilerinin bir unsuru olarak değil, doğrudan Suriye vatandaşlığından ve tarihî varlıklarından kaynaklanan meşru haklar olarak ele alınması gerekir. Ölçü, siyasi aktörlerin konumu değil, eşit vatandaşlık hukukudur.
Tam da bu nedenle yeni Suriye yönetiminin cevaplandırması gereken soru açıktır: Kürt vatandaşların kültürel ve dilsel kimliği kararname ve eğitim düzenlemeleriyle görünür hâle getirilirken, tarihsel varlığı yüzyıllara uzanan Türkmen toplumunun dili neden benzer biçimde güvence altına alınmamaktadır? Burada talep edilen, Kürt vatandaşlara tanınan bir hakkın geri alınması değil; aynı kapsayıcı yaklaşımın Türkmenlere de uygulanmasıdır.
Türkiye’nin Suriye İçin Üstlendiği Yük
Türkiye, 2011’den itibaren Suriye krizinin insani, güvenlik, siyasi ve ekonomik sonuçlarından en fazla etkilenen ülkelerden biri olmuştur. Milyonlarca Suriyeliye geçici koruma sağlamış, sınır güvenliği ve terör tehdidine karşı askerî operasyonlar yürütmüş, insani yardım kanallarını açık tutmuş ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü resmî politikasının temel unsurlarından biri olarak sürdürmüştür.
Esad yönetiminin Aralık 2024’te sona ermesinden sonra Ankara, Ahmed Şara yönetimine istikrar, terörle mücadele, yeniden inşa ve kurumsal kapasitenin geliştirilmesi konularında açık destek vermiştir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da Şubat 2025’te Şara ile yaptığı ortak açıklamada Suriye’nin toprak bütünlüğü ve birliğine desteği açık biçimde vurgulamıştır (T.C. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, 2025).
Türkiye, İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırıları karşısında da Şam’ın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü savunmuştur. Dışişleri Bakanlığı 29 Haziran 2026’da Kuneytra ve Dera’ya yönelik İsrail saldırılarını Suriye’nin toprak bütünlüğü, birliği ve egemenliğine aykırı olduğu gerekçesiyle güçlü biçimde kınamıştır (T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2026). Eğitim alanında ise Türkiye ve Suriye arasında Temmuz 2025’te müfredat geliştirme, öğretmen eğitimi, mesleki ve teknik eğitim, özel eğitim ile ölçme ve değerlendirme alanlarını kapsayan Eğitim İş Birliği Protokolü imzalanmıştır (T.C. Millî Eğitim Bakanlığı, 2025).
Türkiye-Suriye eğitim ilişkilerindeki kurumsallaşma bununla da sınırlı değildir. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 6 Ağustos 2026’da Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile düzenlediği ortak basın toplantısında Şam’da Türk Okulu açılmasına ilişkin izin süreçlerinin tamamlandığını ve okulun yeni öğretim yılına yetiştirilmesinin hedeflendiğini açıklamış; ayrıca Türkiye-Suriye Ortak Üniversitesi’nin kurulmasına yönelik çalışmaların hızlandığını belirtmiştir (T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2026a). Bu gelişmeler iki ülke arasında eğitim ve kültür alanındaki ilişkilerin ulaştığı seviyeyi göstermesi bakımından önemlidir. Ancak Şam’da Türk Okulu açılmasının önünün açıldığı ve ortak üniversite kurulmasının planlandığı bir dönemde, Suriye vatandaşı Türkmen çocuklarının kendi tarihî dillerini ulusal eğitim sistemi içerisinde seçmeli ders olarak öğrenebilme imkânının belirsizliğe bırakılması, Suriye’nin eğitim politikası açısından açıklığa kavuşturulması gereken bir politika farklılığı oluşturmaktadır.
Nitekim Türkiye-Suriye ilişkilerinin ulaştığı seviye, bu çalışmanın kaleme alındığı 13 Eylül 2026 tarihinde gerçekleşen yeni diplomatik temaslarla bir kez daha ortaya çıkmıştır. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Şam’da Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından iki ülke ilişkilerinin son dönemde büyük bir ivme kazandığını belirtmiş; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yakın gelecekte Suriye’ye gerçekleştirmesi planlanan ziyaretin hazırlıklarının da ele alındığını açıklamıştır. Şeybani ise Türkiye-Suriye ortaklığının hızla ilerlediğini ve iki ülke kurumları arasındaki iş birliğinin giderek kurumsallaştığını ifade etmiştir (Anadolu Ajansı, 2026; Daily Sabah, 2026). Türkiye ile Suriye arasında siyasetten güvenliğe, ticaretten eğitime kadar böylesine kapsamlı bir kurumsal ortaklığın geliştiği bir dönemde, Suriye Türkmenlerinin dil ve kültür haklarının da bu ilişkilerin doğal gündem başlıklarından biri hâline gelmesi beklenmelidir. Bu mesele ikili ilişkilerde bir baskı veya ayrıcalık talebi olarak değil, yeni Suriye’nin eşit vatandaşlık anlayışının güçlendirilmesine yönelik yapıcı bir katkı olarak ele alınmalıdır.
Bu tablo karşısında Türkçenin Türkmenlerin yoğun yaşadığı bölgelerde seçmeli ders olarak dahi korunamaması Ankara açısından görmezden gelinmemesi gereken bir mesele hâline gelmektedir. Burada konu “Türkiye destek verdi, karşılığında Türkçeye imtiyaz verilsin” anlayışıyla ele alınmamalıdır. Türkmenlerin dil ve kültür haklarının kaynağı Türkiye’nin yaptığı yardımlar değil, onların Suriye’nin tarihî halklarından ve vatandaşlarından biri olmalarıdır. Ancak Türkiye’nin Suriye’nin bütünlüğü ve yeni yönetimin istikrarı için üstlendiği büyük siyasi, askerî, ekonomik ve insani yük düşünüldüğünde, Türkmenlerin temel kültürel taleplerinin Şam nezdinde görünür biçimde gündeme taşınması da son derece doğaldır.
Bu hususun kamuoyunda yeterince görünür biçimde sahiplenilmediği yönünde bir kanaatin oluşması, yalnızca Türkmenlerin kültürel ve dilsel hakları bakımından değil, Türkiye’ye yönelik güven algısı açısından da dikkatle değerlendirilmelidir. Suriye Türkmenleri arasında, “Türkiye yeni Suriye’yi güçlü biçimde desteklerken Türkmenlerin dil ve kimlik hakları yeterince gündeme taşınmıyor” düşüncesinin yaygınlaşması, zamanla daha geniş bir toplumsal beklenti ve güven sorununa dönüşebilir. Üstelik meselenin etkileri Suriye sınırlarıyla sınırlı kalmayabilir; Türkiye ile güçlü tarihî ve kültürel bağlara sahip Irak Türkmenleri başta olmak üzere bölgedeki diğer Türkmen topluluklarında da kritik dönemlerde yeterince desteklenemeyecekleri yönünde bir endişe oluşabilir. Kuşkusuz devlet politikaları ile toplumlarda oluşan algılar her zaman birebir örtüşmez; ancak dış politikada toplulukların kendilerini nasıl konumlandırdıkları ve ne ölçüde güvende hissettikleri de resmî politikalar kadar dikkate alınması gereken önemli bir unsurdur.
Türkiye’nin Suriye Türkmenlerinin kültürel ve dilsel haklarını açık biçimde sahiplenmesi, Suriye’nin toprak bütünlüğünü destekleme politikasıyla çelişmez. Aksine, Türkmenlerin yeni devlet düzeninde eşit vatandaşlar olarak yer almaları Suriye’nin birliğini güçlendirir. Ankara’nın Suriye’nin bütünlüğünü savunması ile Türkmenlerin haklarını savunması birbirinin alternatifi değil, birbirini tamamlayan iki politikadır.
Geri Dönüşün Sessiz Sorunu
Meselenin bir diğer önemli boyutu ise eğitim ve geri dönüştür. Göç İdaresi Başkanlığına göre 9 Temmuz 2026 itibarıyla Türkiye’de geçici koruma statüsündeki Suriyeli sayısı yaklaşık 2 milyon 245 bindir. 2016–2026 döneminde yaklaşık 1,5 milyon kişi Suriye’ye dönmüş; 8 Aralık 2024 sonrasındaki dönüşler ise Temmuz 2026 itibarıyla yaklaşık 710 bine ulaşmıştır (Göç İdaresi Başkanlığı, 2026).
Millî Eğitim Bakanlığı verilerine göre 2025–2026 öğretim yılında Türkiye’de 675.521 geçici koruma altındaki Suriyeli öğrenci eğitim sisteminde yer almıştır (T.C. Millî Eğitim Bakanlığı, 2026). Bu rakam, önümüzdeki yıllarda geri dönüşlerin eğitim politikası bakımından yaratacağı ihtiyacın büyüklüğünü göstermektedir.
Nitekim bu ihtiyaç yalnızca teorik bir değerlendirmeden ibaret değildir. Suriye Türkmen Meclisi de konuyu doğrudan Suriye Eğitim Bakanlığı nezdinde gündeme taşımıştır. Al Jazeera’nın 9 Eylül 2026 tarihli haberine göre Türkmen Meclisi heyeti, Suriye Eğitim Bakanı Muhammed Abdurrahman Turko ile yaptığı görüşmede Türkçenin ulusal müfredat içerisinde seçmeli ders olarak okutulmaya devam etmesini talep etmiş; bu talebin hem Türkmen çocuklarının dil ve kültürlerini korumaları hem de Türkiye’den gönüllü olarak dönen Suriyeli öğrencilerin eğitim sürekliliğinin sağlanması ve Suriye eğitim sistemine uyumlarının kolaylaştırılması açısından önemini özellikle vurgulamıştır. Bakanlığın konuyu ilgili kurumlarla değerlendireceğinin belirtilmesi ise Türkçenin müfredattaki geleceğinin henüz kesinleşmiş bir mesele olmadığını göstermektedir (Al Jazeera, 2026). Bu girişim, Türkçenin korunması talebinin yalnız Türkiye’den yöneltilen siyasi bir beklenti olmadığını; doğrudan Suriye Türkmenlerinin ve geri dönen Suriyeli öğrencilerin eğitim ihtiyaçlarından kaynaklanan somut bir mesele olduğunu ortaya koymaktadır.
Türkiye’de yetişmiş bu gençlerin önemli bir bölümü akademik kavramları Türkçe öğrenmiş, eğitim hayatlarının belirleyici yıllarını Türkçe üzerinden sürdürmüş ve sosyal çevrelerini bu dil etrafında oluşturmuştur. Bu öğrencilerin Suriye’ye döndüklerinde farklı bir eğitim dili ve müfredat sistemine herhangi bir geçiş mekanizması oluşturulmadan dâhil edilmeleri, kaçınılmaz biçimde ciddi pedagojik, akademik ve sosyal uyum sorunlarını beraberinde getirecektir. Bu nedenle Türkçenin özellikle Türkmen nüfusun yoğun olduğu ve Türkiye’den dönüşlerin gerçekleştiği bölgelerde seçmeli ders olarak korunması yalnızca kültürel bir talep değildir; eğitimde sürekliliğin sağlanması, öğrenme kayıplarının azaltılması ve geri dönen öğrencilerin Suriye eğitim sistemine sağlıklı biçimde entegrasyonu açısından somut bir ihtiyaçtır. Böyle bir uygulama Türkmen çocuklarının dilsel ve kültürel devamlılığını korurken, Türkiye’de eğitim görmüş Suriyeli öğrencilerin yeniden uyum sürecini de doğrudan kolaylaştıracaktır.
Yeni Suriye İçin Çözüm: Ayrıcalık Değil Eşitlik
Şam yönetiminden beklenmesi gereken Türkçenin Arapçaya alternatif ikinci bir resmî dil yapılması değildir. Beklenmesi gereken; Türkmenlerin Suriye’nin tarihî ve asli topluluklarından biri olduğunun açıkça tanınması, Türkmen nüfusun yoğun olduğu bölgelerde Türkçenin seçmeli veya ana dil destekli ders olarak hukuki güvenceye kavuşturulması, Türkiye’den dönen öğrenciler için eğitim geçiş programlarının oluşturulması ve kültürel-dilsel hakların bütün Suriye vatandaşlarına aynı temel ilke üzerinden uygulanmasıdır.
Yeni Suriye’nin birliği, Türkmenlerin veya başka bir topluluğun görünmez hâle getirilmesi üzerine kurulamaz. Farklılıkların ortak vatandaşlık çatısı altında güvenceye alınması devleti zayıflatmaz, güçlendirir. Kürtçenin yaşatılması Suriye’yi zayıflatmıyorsa Türkçenin yaşatılması da zayıflatmaz. Türkmenlerin talebi bir ayrıcalık değil; tarihî varlığının tanınması, kültürünün korunması ve dilinin gelecek kuşaklara aktarılması hakkıdır.
Şam yönetiminin önündeki esas sınav da burada başlamaktadır: Yeni Suriye, geçmişin dışlayıcı devlet anlayışını farklı biçimlerde yeniden mi üretecek, yoksa bütün tarihî bileşenlerini eşit vatandaşlık temelinde kucaklayan gerçekten yeni bir devlet mi kuracaktır?
Türkiye açısından mesele, Suriye politikasının yanı sıra bölgedeki tarihî ve toplumsal bağların sürdürülebilirliği bakımından da önem taşımaktadır. Suriye Türkmenlerinde veya Irak Türkmenlerinde “Türkiye bizi yalnız bırakıyor” duygusunun kökleşmesine izin verilmemelidir. Bu, Türkiye’nin yıllardır bölgeye yaptığı yatırımların, verdiği diplomatik desteğin ve kurduğu toplumsal bağların etkisini zayıflatabilecek stratejik bir sonuç doğurabilir.
Dolayısıyla Ankara açısından en tutarlı yaklaşım; Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve siyasi birliğini desteklerken Türkmenlerin kültürel, dilsel ve vatandaşlık haklarını da açık ve görünür biçimde savunmaya devam etmektir. Türkiye hem Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve siyasi birliğini savunmalı hem de Türkmenlerin kültürel, dilsel ve vatandaşlık haklarını açık ve görünür biçimde sahiplenmelidir; çünkü Suriye’de kalıcı istikrar yalnız sınırların korunmasıyla değil, o sınırlar içerisinde yaşayan bütün toplulukların kendilerini devletin eşit sahibi hissetmeleriyle mümkündür. Türkmenlerin yeni Suriye’de görünür olması da bu istikrarın önündeki bir engel değil, tam tersine onun güvencelerinden biridir.
İsmail CİNGÖZ: Uluslararası Siyaset Uzmanı; Kapadokya Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Doktora Öğrencisi; BULTÜRK Ankara Temsilcisi; TDPB Basın Kulübü Başkanı. cingozismail01@gmail.com
Kaynakça
Al Jazeera. (2026, 9 Eylül). بعد توحيد المناهج.. مطالب باستمرار تدريس اللغة التركية في سوريا [Müfredatın birleştirilmesinden sonra Suriye’de Türkçe öğretiminin sürdürülmesi talepleri]. https://www.aljazeera.net/news/2026/9/9/%D8%A8%D8%B9%D8%AF-%D8%AA%D9%88%D8%AD%D9%8A%D8%AF-%D8%A7%D9%84%D9%85%D9%86%D8%A7%D9%87%D8%AC-%D9%85%D8%B7%D8%A7%D9%84%D8%A8-%D8%A8%D8%A7%D8%B3%D8%AA%D9%85%D8%B1%D8%A7%D8%B1 (Erişim: 13 Eylül 2026).
Anadolu Ajansı. (2026, 13 Eylül). Bakan Fidan: Suriye’deki bütün silahlı unsurların merkezi devlet yapısı altında bütünleşmesi zaruridir. https://www.aa.com.tr/tr/gundem/bakan-fidan-suriyedeki-butun-silahli-unsurlarin-merkezi-devlet-yapisi-altinda-butunlesmesi-zaruridir/4056008 (Erişim: 13 Eylül 2026).
Atacan, B., & Hasanoğlu, A. (2026). Suriye Türkmenleri ve stratejik coğrafya: Bayır-Bucak bölgesinin kültürel, demografik ve jeopolitik analizi. Avrasya Dosyası, 17(1), 32–62. https://dergipark.org.tr/tr/pub/avrasyadosyasi/article/1928966 (Erişim: 13 Eylül 2026).
Cingöz, İ. (2018). Türkiye-Suriye ilişkilerinin dönüşümü: Arap Baharı ve Hatay faktörü. Yade Yayınları.
ConstitutionNet. (2025, 13 Mart). Constitutional declaration of the Syrian Arab Republic [Automated English translation]. https://constitutionnet.org/sites/default/files/2025-03/2025.03.13%20-%20Constitutional%20declaration%20%28English%29.pdf (Erişim: 13 Eylül 2026).
Çakmak, H. (2020, 8 Aralık). Atatürk döneminde Türkiye-Suriye ilişkileri. Atatürk Ansiklopedisi. https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/792/Atat%C3%BCrk-D%C3%B6neminde-T%C3%BCrkiye-Suriye-%C4%B0li%C5%9Fkileri (Erişim: 13 Eylül 2026).
Daily Sabah. (2026, 13 September). Türkiye sees a bright future for Kurds after SDF dissolution. https://www.dailysabah.com/politics/turkiye-sees-a-bright-future-for-kurds-after-sdf-dissolution/news (Erişim: 13 Eylül 2026).
European Union Agency for Asylum [EUAA]. (2026, Temmuz). 2.7.1. Kurds. In Syria: Country focus, July 2026. https://www.euaa.europa.eu/syria-country-focus/271-kurds (Erişim: 13 Eylül 2026).
Göç İdaresi Başkanlığı. (2026, 9 Temmuz). İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Suriyelilerin geri dönüş sürecine ilişkin açıklamalarda bulundu. T.C. İçişleri Bakanlığı. https://www.goc.gov.tr/icisleri-bakani-mustafa-ciftci-suriyelilerin-geri-donus-surecine-iliskin-aciklamalarda-bulundu (Erişim: 13 Eylül 2026).
Syrian Arab News Agency [SANA]. (2026a, 17 Ocak). Cumhurbaşkanı’ndan Suriyeli Kürt vatandaşlara ilişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi. https://sana.sy/tr/presidency/2278980/ (Erişim: 13 Eylül 2026).
Syrian Arab News Agency [SANA]. (2026b, 17 Ağustos). وزارة التربية: مناهج دراسية موحدة في كل المحافظات للعام الدراسي 2026-2027 [Eğitim Bakanlığı: 2026–2027 öğretim yılında bütün vilayetlerde ortak müfredat]. https://sana.sy/education/2555148/ (Erişim: 13 Eylül 2026).
Syrian Arab News Agency [SANA]. (2026c, 28 Ağustos). التربية تعدّل التعليمات التنفيذية للمرسوم 13 الخاص بالمواطنين السوريين الكرد [Eğitim Bakanlığı, Kürt Suriyeli vatandaşlara ilişkin 13 sayılı Kararnamenin uygulama talimatlarını değiştirdi]. https://sana.sy/education/2564638/ (Erişim: 13 Eylül 2026).
T.C. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı. (2025, 4 Şubat). Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Şara ile her konuda tam bir fikir birliği halindeyiz”. https://www.iletisim.gov.tr/turkce/haberler/detay/cumhurbaskani-erdogan-sara-ile-her-konuda-tam-bir-fikir-birligi-halindeyiz (Erişim: 13 Eylül 2026).
T.C. Dışişleri Bakanlığı. (2026a, 6 Ağustos). Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile ortak basın toplantısı, 6 Ağustos 2026. Erişim tarihi: 13 Eylül 2026. https://www.mfa.gov.tr/dis%CC%A7is%CC%A7leri-bakani-sayin-hakan-fidan-in-suriye-dis%CC%A7isleri-bakani-esad-hasan-seybani-ile-ortak-basin-toplantisi–6-agustos-2026.tr.mfa
T.C. Dışişleri Bakanlığı. (2026b, 29 Haziran). No: 123, İsrail’in Suriye’deki saldırıları hk. https://www.mfa.gov.tr/no_-123_-israil-in-suriye-deki-saldirilari-hk.tr.mfa (Erişim: 13 Eylül 2026).
T.C. Millî Eğitim Bakanlığı. (2025, 14 Temmuz). Türkiye ile Suriye arasında Eğitim İş Birliği Protokolü imzalandı. https://iegm.meb.gov.tr/www/turkiye-ile-suriye-arasinda-egitim-is-birligi-protokolu-imzalandi/icerik/881/tr (Erişim: 13 Eylül 2026).
T.C. Millî Eğitim Bakanlığı, Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü. (2026). 2025 yılı izleme ve değerlendirme raporu. https://hbogm.meb.gov.tr/meb_iys_dosyalar/2026_03/69b7cede53372900372680_HBOGM_2025_YILLI_IZLEME_VE_DEGERLENDIRME_RAPORU.pdf (Erişim: 13 Eylül 2026).
Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, Mülteci Hakları Alt Komisyonu. (2018). Göç ve uyum raporu. Türkiye Büyük Millet Meclisi. https://www.tbmm.gov.tr/Files/Komisyonlar/insanHaklari/docs/2018/goc_ve_uyum_raporu.pdf (Erişim: 13 Eylül 2026).

Ziya Gökalp’in hayatını konu alan tiyatro oyunu Üsküp’te sahnelendi
Maarif Okulları, Kosova’da yapay zekâyı müfredata alan ilk okul oldu
Özbekistan’da hızlı tren ağı genişletiliyor
TDT Başsavcılar Konseyi Türkistan’da toplandı
Türkiye ve Azerbaycan’dan Avrupa’ya uzanacak enerji hamlesi
Türkiye, BAE’nin Suriye kararından memnun
İstanbul’da okullarda yeni uygulama pazartesi günü başlıyor