Hamiyet ÇAKIR

Bir zamanlar adın rüzgâr gibiydi,
dağlardan geçer, yürekleri titreştirirdi.
Sonra sustun…
Adını unutmadın belki ama
adının ne demek olduğunu unuttun.

Başkasının sözleriyle düşündün,
başkasının yollarında yürüdün.
Kendi sesin kısıldı,
kendi bakışın bulanıklaştı.
Ve fark etmeden,
kendine yabancı oldun.

Bu topraklar korkuyla yoğrulmadı.
Bu kalp boyun eğmek için atmadı.
Ama zamanla yoruldun…
Unuttun ki Türk, diz çökmek için değil,
ayağa kalkmak için doğar.

Seni inciten kılıçlar değildi.
Seni yaralayan,
kendinden vazgeçmendi.
Gücünü dışarıda aradın,
oysa özün içindeydi.
En derin yaralar,
insanın kendine sırtını dönmesiyle açılır.

Bil ki güç sadece bilekte değildir.
Güç, vazgeçmeyen yürekte,
soran akılda,
yan yana duran omuzlardadır.
Birlik dağılırsa insan yalnızlaşır,
yalnızlaşan millet sessizce tükenir.

Bir milletin hafızası,
sadece geçmişte yaşananlar değildir.
Hafıza; kim olduğunu hatırlamak,
neden yaşadığını bilmektir.
Hafızanı kaybedersen,
yarınını da karanlıkta bırakırsın.

Bugün en zor sınavın,
düşmanla değil;
aynaya bakmakladır.
Kendi diline kulak vermek,
kendi emeğine saygı duymak,
kendi vicdanınla barışmaktır.

Yükselmek bağırmakla olmaz.
Yükselmek,
sessizce doğruyu yapabilmektir.
Başkalarını ezerek değil,
kendini onararak büyür insan.

Ey Türk…
Başını kaldır ama öfkeyle değil,
onurla kaldır.
Geçmişine ağlama,
ondan güç al.
Geleceğe korkuyla bakma,
özünü yanına al.

Titre…
Ama korkudan değil.
Titre ve kendine dön.
Çünkü kendini hatırlayan bir millet,
yeniden doğmayı da bilir.

Yazar