Ertaş ÇAKIR

Oğlum…
Bu satırları sana yazıyorum,
ama belki okuyamayacaksın.
Belki ben dönmeyeceğim,
belki sen büyüdüğünde sadece adımı bileceksin.

Bugün yine siperlerdeyiz,
toprak titriyor altımızda.
Her patlayan top,
biraz daha yaklaştırıyor bizi sona…
ama inan, korkudan değil bu sessizliğim—
sana söyleyemediklerimden.

Ellerim nasırlı oğlum,
senin başını okşayamadığım için değil,
bu toprağa tutuna tutuna
vatanı bırakmadığım için.

Gelibolu Yarımadası’nda gece başka çöker…
Sessizlik bile ağırdır burada.
Bir yanda mermiler, bir yanda dualar—
insan hangisini dinleyeceğini şaşırır.

Bazen yanımdaki arkadaşım
yavaşça yere uzanır…
adı kalır dudaklarımda,
kendisi toprağa karışır.

İşte o an anlarım:
Ben artık sadece bir baba değilim,
bir milletin yükünü omuzlayan
adsız bir askerim.

Ama yine de…
Her şeyin içinde bir sen varsın oğlum.
Bir ekmek kırıntısında,
bir damla suda,
bir anlık güneş ışığında…

Düşman yaklaştığında
aklıma korku gelmez,
sen gelirsin.
“Benim oğlum büyüyecek” derim,
“bu topraklarda özgür yürüyecek.”

Eğer dönemezsem…
Bil ki kaçmadım.
Bil ki yorulmadım.
Bil ki seni bırakmadım—
sadece seni korumak için kaldım burada.

Adımı unutabilirsin,
sesimi hatırlamayabilirsin…
Ama başını göğe kaldırdığında
hissettiğin o özgürlük var ya—
işte orada olacağım.

Ve eğer bir gün sorarsan:
“Babam neredeydi?” diye…

Sana şunu söylesinler:
Çanakkale’de
bir baba vardı—
oğlunun yarınları için
bugününü toprağa emanet eden.

Yazar