Rafet ULUTÜRK
Çoğu zaman bizi birer “yolcu” gibi gördüler. Bir kapıdan girip diğerinden çıkan, valizlerine sığdırdığı anılarıyla iki sınır arasında gidip gelen, iki pasaportun konforuna sığınmış bir topluluk…
Oysa bizim hikâyemiz, pasaportların son kullanma tarihinde değil, toprağın en derin katmanlarında yazılıdır.
Bize “Nerelisiniz?” diye soranlara verdiğimiz o kararsız cevabın ardında bir kafa karışıklığı yok; aksine, çok köklü bir sahiplik duygusu var.
Toprağın Altındaki Tapu
Bugün birileri çıkıp Bulgaristan’ın bizim için ne ifade ettiğini sorgulayacaksa, bakacağı yer siyasi sınırlar ya da vatandaşlık kayıtları değildir. Bakacağı yer, o toprakların bağrında yatan dedelerimizin mezar taşlarıdır.
Bir insan, dedesinin mezarının olduğu yere “yabancı” olamaz. Orası artık bir “komşu ülke” değil, bir aile mülküdür, bir ruh mirasıdır. Bizim için Bulgaristan, sadece pasaportumuzdaki vizelerden ibaret değildir; biz o topraklara köklerimizi gömdük. Gölgemiz Türkiye’nin güneşinde uzasa da, kökümüz o mezar taşlarının altındaki sessizlikle besleniyor.
Şunu yüksek sesle söylemenin vaktidir: Dedemin mezarı o topraklarda oldukça, sen benimsin Bulgaristan!
İki Vatanın “Emanetçisi” Değil, Sahibiyiz
Türkiye bizim sığınağımız, dilimiz, geleceğimiz…
Bizi bağrına basan, bize yeni bir hayat veren ana kucağımız. Ancak Bulgaristan da bizim “eski hayatımız” değil, “vazgeçilmezimizdir”. Bir insan nasıl annesiyle babası arasında bir seçim yapamazsa, biz de bu iki toprak parçası arasında bir tercih yapmaya zorlanamayız.
Biz ne Bulgaristan’da misafiriz, ne de Türkiye’de yabancı.
Biz, Balkanlar’ın serin rüzgarıyla Anadolu’nun kavurucu sıcağını aynı kalpte birleştirenleriz. Bizim hikâyemiz bir “gidiş” değil, bir “yayılış” hikâyesidir. Bir ayağımız Edirne’de, İstanbul’da, Bursa’daysa; diğer ayağımız Şumnu’da, Kırcaali’de, Razgrad’dadır.
Sınırlar Sadece Kağıt Üzerindedir
Siyasetçiler sınırlar çizer, gümrük memurları damgalar vurur… Ama hiçbir mühür, bir insanın atalarının yattığı toprakla olan bağını koparamaz. Biz iki pasaportu bir “ayrıcalık” olsun diye değil, parçalanmışlığımızı birleştirmek için taşıyoruz.
Bizim için Bulgaristan bir “yazlık” ya da “ziyaretgah” değildir. Orası, sesimizin ilk yankılandığı, ölülerimizi teslim ettiğimiz, dualarımızın sindiği coğrafyadır.
Bir gün biri çıkar da bu aidiyeti sorgularsa, ona verilecek tek bir cevabımız var:
Bizim o topraklardaki hakkımız, cebimizdeki kimlikte değil, toprağın altındaki o sessiz şahitlerde saklıdır.
Biz iki ülkeye sığmayan değil, iki ülkeyi de vatan yapan o büyük iradeyiz.
Yazar
Bunu paylaş:
- Facebook üzerinde paylaş (Yeni pencerede açılır) Facebook
- X'te paylaş (Yeni pencerede açılır) X
- LinkedIn'de paylaş (Yeni pencerede açılır) LinkedIn
- Threads'te paylaş (Yeni pencerede açılır) Threads
- WhatsApp'ta paylaş (Yeni pencerede açılır) WhatsApp
- Pinterest'te paylaş (Yeni pencerede açılır) Pinterest
- Telegram'da paylaş (Yeni pencerede açılır) Telegram

Kürşad Zorlu: Hazar’dan Kafkaslar’a, Oradan Basra Körfezi’ne Uzanan Hattın Merkezinde Büyük Türk Dünyası Var
Türk Dünyasında Ortak Müze Kartı Dönemi Başlıyor, Kimlikle Seyahat İçin Çalışmalar Sürüyor
Romanya: Bulgaristan ile Avrupa Elektrik Piyasasında Öngörülebilirliği Sağlayacak Çözüm İçin Çalışıyoruz
Düşük Tuna Su Seviyesi Balkanlar’da Enerji Krizi Endişesini Artırıyor
Enerji Bakanı İva Petrova, Düşük Tuna Seviyesi Nedeniyle Kozloduy Nükleer Santrali’ni Ziyaret Etti
Bulgaristan’da Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinin 25 Ekim’de Yapılmasına İlişkin Karar Resmi Gazete’de Yayımlandı
Yotova: Bulgaristan En Güvenli Turizm Destinasyonlarından Biri, Çatışmalardan Kaynaklı Bir Tehdit Yok