Hamiyet ÇAKIR
Gündelik telaşlarımızın arasında kendimize hep aynı yalanı söylüyoruz:
“Biraz daha gayret edersem her şeyi yoluna koyacağım.” Oysa hayat, tam da o meşhur dizedeki gibi; elini tutturmayan, muzip ve başına buyruk bir çocuk.
Biz ceketimizin düğmelerini ilikleyip ciddiyetle peşinden koştukça, o bize arkasını dönüp kahkahalar atarak uzaklaşıyor.
Kovalamanın Bedeli: Nefes Darlığı
Neden hepimiz nefes nefeseyiz? Çünkü hayatı yaşanması gereken bir “süreç” değil, fethedilmesi gereken bir “kale” olarak görüyoruz. Emeklilik hayalleri, hafta sonu planları, “şu iş bitsin ondan sonra” ile başlayan cümleler… Hepsi aslında o ele avuca sığmaz çocuğun peşinde attığımız yorgun adımlar.
Biz hayatın elini sıkı sıkı tutup onu zapt etmeye çalıştıkça, hayat bir kum tanesi gibi parmaklarımızın arasından süzülüyor. Durdurmaya gücümüz yetmiyor çünkü zaman, bizim üzerimizde tahakküm kurabileceğimiz bir mülk değil.
Yarışın Galibi Neden Yok?
Hayatla yarışmak, kendi gölgeni geçmeye çalışmak gibidir. Ne kadar hızlanırsan, gölgen de o kadar hızlanır. Bu yarışta nefesimizin kesilmesi, hayatın hızıyla değil, bizim “yetişme” takıntımızla ilgili.
Eksik Kalma Korkusu (FOMO): Her yere yetişmeye çalışırken hiçbir yerde olamıyoruz.
Mükemmeliyetçilik Tuzağı: Hayatı bir proje gibi yönetmeye kalktığımızda, hayatın o çocuksu neşesini öldürüyoruz.
Belki de mesele o çocuğun elini tutmaya zorlamak ya da onu durdurmak değildir.
Belki de mesele, onunla aynı yöne, onun hızında bakabilmektir. Hayatın elini tutamazsınız ama onunla yan yana koşabilirsiniz.
Yazar
Bunu paylaş:
- Facebook üzerinde paylaş (Yeni pencerede açılır) Facebook
- X'te paylaş (Yeni pencerede açılır) X
- LinkedIn'de paylaş (Yeni pencerede açılır) LinkedIn
- Threads'te paylaş (Yeni pencerede açılır) Threads
- WhatsApp'ta paylaş (Yeni pencerede açılır) WhatsApp
- Pinterest'te paylaş (Yeni pencerede açılır) Pinterest
- Telegram'da paylaş (Yeni pencerede açılır) Telegram

Bulgaristan’da Seçim Kurulları İçin Uzlaşma Sağlandı
Deliorman’dan Küresel Arenaya Osmanlı Pehlivanlarının Temsili Gücü ve Kimlik İnşası
Karanlıkta Kaybolanlar: Şebeş’te Bir Gecenin Sessiz Çığlığı (1788)
Hayal kurmak, ruhumuzun en derinlerinde yankılanan sessiz bir çağrıdır…
Toprağın Altındaki Sessiz Güç: Bulgaristan Trak Mirasıyla Yüzleşecek mi?
Mart’ın Son Akşamından 1 Nisan’a: Şakanın Ardındaki İnsanlık Hali
Bultürk Derneği Yıldız Teknik Üniversitesi’nde “Rumeli’ye Geçiş” Konferansı ve “Kırcaali Efsanesi” Belgesel Gösterimi Düzenledi
31 Mart’ın Hafızası: Acı, Hakikat ve Sorumluluk
Bölünmüş Oy, Kaybolan Güç: Bulgaristan Türk Seçmeni Nereye Gidiyor?