Derya YILDIRIM
”Hayat elini tutturmayan çocuk gibi, koşup gidiyor. Ne durdurmaya gücümüz yetiyor, ne de yetişmeye nefesimiz…”
Bu cümleleri kurarken aslında birçoğumuzun her sabah uyandığında hissettiği o gizli telaşı özetliyorsunuz.
Saatlerin, günlerin ve mevsimlerin arasından geçerken; sanki hep bir adım geride kalmışız, hep bir şeyleri eksik bırakmışız hissiyle doluyuz. Hayat, parkta peşinden koştuğumuz o ele avuca sığmaz çocuk gibi; biz “dur” dedikçe o daha hızlı adımlarla uzaklaşıyor bizden.
Hızın Tuzağı: Yarışmak mı, Yaşamak mı?
Modern dünya bize sürekli bir “yarış” vaat ediyor. Daha hızlı koşarsak daha mutlu olacağımıza, daha çok yetişirsek daha başarılı sayılacağımıza inandırıldık. Oysa hayat bir maraton değil ki bir bitiş çizgisi olsun. Biz o çizgiyi ararken, yolun kenarındaki çiçekleri, gökyüzünün rengini ve yanımızda bizimle yürüyenlerin yüzünü görmeyi unutuyoruz.
Nefes nefese kaldığımız o anlarda durup sormak lazım: Nereye yetişiyoruz?
Durmanın Gücü
Belki de hayatın elini tutmaya çalışmak yerine, onunla aynı ritimde yürümeyi öğrenmeliyiz.
Hayatla yarışmak yorar; çünkü bu yarışın galibi yoktur. Zaman her zaman bizden daha hızlıdır. Ancak hayatı yaşamak, o hızın içinde kendine bir soluklanma alanı açmaktır.
Yetişmek yerine dahil olun: Bir fincan kahvenin kokusuna, sevdiğinizin sesine, yağmurun sesine sadece “vakit ayırmayın”, o anın içinde olun.
Kontrolü bırakın: Hayatın elini zorla tutamazsınız, ama onun yanınızda akıp gitmesine izin verebilirsiniz.
Nefesinizi tazeleyin: Sürekli koşmak sadece yorar. Bazen durup derin bir nefes almak, en hızlı koşudan daha çok mesafe aldırır insana.
Son Söz
Hayat, avuçlarımızdan kayıp giden bir kum tanesi değil; içinde yüzdüğümüz bir denizdir. Akıntıya karşı kürek çekmekten yorulduğumuzda, sırtüstü uzanıp gökyüzünü izlemenin huzurunu hatırlamalıyız.
Yazının başında dediğimiz gibi; Hayatla yarışmak değil, hayatı yaşamak lazım galiba. Çünkü sonunda hatırlayacağımız şey ne kadar hızlı koştuğumuz değil, o koşu sırasında ne kadar gülebildiğimiz ve kimlerin elini gerçekten tutabildiğimiz olacak.
Yazar
Bunu paylaş:
- Facebook'ta paylaşmak için tıklayın (Yeni pencerede açılır) Facebook
- X'te paylaşmak için tıklayın (Yeni pencerede açılır) X
- Linkedln üzerinden paylaşmak için tıklayın (Yeni pencerede açılır) LinkedIn
- Threads'te paylaşmak için tıklayın (Yeni pencerede açılır) Threads
- WhatsApp'ta paylaşmak için tıklayın (Yeni pencerede açılır) WhatsApp
- Pinterest'te paylaşmak için tıklayın (Yeni pencerede açılır) Pinterest
- Telegram'da paylaşmak için tıklayın (Yeni pencerede açılır) Telegram

BULTÜRK’ten Karesi Belediyesi’ne Nezaket Ziyareti
Balıkesir İstanbulluoğlu Sosyal Bilimler Lisesi Okul Müdürü Yaşar Karaoğlan’ın Konuşması
Bir Belgeselin Açtığı Kapı: Rumeli’ye Geçiş, Kırcaali ve Gençliğin Bakışı
BULTÜRK’ten Balıkesir’de “Türk Dünyası ve Strateji” Değerlendirme Toplantısı
BULTÜRK Derneği Balıkesir-İstanbulluoğlu Sosyal Bilimler Lisesi’nde Rumeli’ye Geçiş Konferansı ve Kırcaali Efsanesi Belgesel Gösterimi Düzenlendi
Küresel Diplomaside Yeni Dönem
Paslanan Sadece Demir Değil, Kalbimizdir
Avrupa’nın Kalbinde Bir “Vatan” Hasreti mi, Yoksa Tarihi Bir Başkaldırı mı?
Hafıza İhaneti: Kopenhag’daki Uçak Kadar Olamamak!