Rafet ULUTÜRK

Evet,
Tarih bazen sandıkta yazılmaz.
Bazen de kürsülerde, nutuklarda, fotoğraf karelerinde ise hiç yazılmaz.
Asıl tarih, kimin sustuğu, kimin konuştuğu, kimin yanında durduğu ile yazılır tarih.

Yıllardan 2011.
Bulgaristan cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlanıyor.
Sözde “Türk partisi” HÖH’ün lideri çıkıp diyor ki:
“Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday çıkarmıyoruz, oylarımızı karşılıksız kral Simeon çıkarsa ona vereceğiz.”

Aydinlar halktan Kimse sormuyor:
Neden?
Niçin?
Türklerin iradesi kimin pazarlık malzemesi?

İşte o gün, sessizliğin ortasında birileri konuştu:
BULTÜRK Derneği başkanı Rafet ULUTÜRK

“ HÖH Türk adayı çikarmaz ise biz çıkarırız” dedi hesaplar altüst oldu.
“Bu ülkenin Türkleri yalnızca oy deposu değildir” dedi.

Bu bir kazanma iddiası değildi.
Bu, var olma iddiasıydı. B8zde bu ülkede yaşıyoruz haykırışıydı.

Bir Düzen Bozuldu

BULTÜRK’ün Türk cumhurbaşkanı adayı çıkarması, yıllardır kurulu olan düzeni sarstı.
Çünkü o düzen basitti:

Türk oy verir
Başkaları kazanır

Türkler temsil edildiklerini sanır

Bu zincir kırılmak istendiğinde rahatsızlık başladı.
Dalga geçildi.
“Türkiye’deki bir dernek Bulgaristan’da aday mı çıkarır?” denildi.

Ama tarih bir ilki yazdı:
Bulgaristan tarihinde ilk kez bir Türk cumhurbaşkanı adayı çıktı.

Ve dünya şaşırdı.
Asıl şaşırtıcı olan ise Türklerin büyük kısmının bu tarihi ana sırtını dönmesiydi.

Salı Şaban ve Unutulan Ölçü

BULTÜRK’ün adayı Salı Şaban’dı.
Bu tercih siyasi değil, ahlakiydi.

Çünkü Salı Şaban, 26 yıl hapis yatmış, Bulgaristan Türklerinin vicdanı olan Büyümüş Nuri Adalı’ya hayattayken sahip çıkan az sayıda insandan biriydi.
Ona ev verdi.
Maaş bağladı.
Üç öğün yemeğini sağladı.
Yanına oturdu, konuştu, istişare etti.

Bir toplumun gerçek değeri, direnişçilerine hayattayken nasıl davrandığıyla ölçülür.

Peki Sonra Ne Oldu?

Bunu özellikle Z kuşağı bilsin diye soruyorum.
Cevap veremeyeceklerini biliyorum ama tarih bilinsin diye soruyorum:

Mestanlı Belediye Başkanlığı’nı kazanan HÖH’lü başkanın ilk icraatı neydi, bilen var mı?

İlk işi,
Nuri Adalı’nın maaşını kesmek oldu.
Sonra,
üç öğün yemeği kesildi.
Yetmedi.

Nuri Adalı belediyeye gidip sorduğunda aldığı cevap şuydu:
“Bu daireden de çıkacaksın.”

Bir halkın direniş sembolüne verilen cevap buydu.

Kısa süre sonra Nuri Adalı bu dünyadan göçtü.
Bu muameleyi hazmedemeden,
adaleti görmeden.

Mezar Başında Hatırlanan Vicdan

Bugün Nuri Adalı’nın mezarı başına gidenleri görüyorsunuz.
Dün adını anmayanlar,
dün onu yalnız bırakanlar,
bugün mezar başında poz veriyor.

Utanmak yok.
Yüz kızarması yok.

Ama şunu söylemek zorundayız:
Vefa mezar başında olmaz.
Cesaret, hayattayken gösterilir.

Asıl Çöküş: Sessizlik

2011’de Türk aday varken,
Türkiye’deki ve Bulgaristan’daki STK’ların tamamı,
istisnasız şekilde eski Bulgar Komünist Partisi’nin devamı olan BSP’nin adayına çalıştı.

Türklerin ismini değiştiren,
döven, öldüren,
Belene Ölüm Adası’na gönderen zihniyetin devamına…

Türk adayını destekleyen tek bir yapı vardı: BULTÜRK Derneği.

Gerisi sustu.
Çünkü susmak güvenliydi.
Çünkü susmak koltukları koruyordu.

Son Soru

Bugün HÖH’ün başında Türk olmayan bir Bulgar isim Peevski var.
Yine sessizlik hâkim.

Soruyorum:
Neredesiniz Bulgaristan Türkleri?
Bunları görmüyor musunuz?
Yoksa görüp de susmayı mı seçiyorsunuz?

Tarih, en çok susanları yazar.
Ama en sert şekilde.

Ve son söz şudur:
Gerçek tarihi kazananlar değil,
bedel ödeyenler yazar.

Soru hâlâ ortada duruyor:
Gerçek tarihi kim yazacak?
Nerede o gün BSP ye çalışan dernekler…
Bunları da herkes biliyor ama herkes yine susuyor.

Yazar