İbrahim SOYTÜRK

Rumeli’den Türk Asrı’na Uzanan Sessiz Yürüyüş

İnsan bazen olayların içine girerek bakar.

Bazen de birkaç adım geri çekilir.

Ama bazı geceleri anlayabilmek için ne salonun içinde ne de Boğaz’ın kıyısında durmak yeterlidir.

O geceyi anlayabilmek için sanki yeryüzünün dışına çıkmak, uzaydan dünyaya bakmak gerekiyordu.

Çünkü uzaydan bakıldığında sınırlar görünmez.

Devletlerin çizdiği haritalar görünmez.

Siyasi tartışmalar görünmez.

İnsanlığın ortak evi olan mavi gezegen görünür.

İşte o yükseklikten bakınca, İstanbul Boğazı’nın kıyısında yapılan bir programın aslında yalnızca bir dernek etkinliği olmadığı daha net anlaşılıyor.

Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği’nin İstanbul Üniversitesi Baltalimanı Sosyal Tesisleri’nde düzenlediği “Rumeli’ye Geçiş Konferansı ve Kırcaali Efsanesi Belgeseli Kapanış Programı”, küçük bir salonun içine sığmayacak kadar büyük fikirlerin konuşulduğu bir buluşmaydı.

EVRENİN ÖLÇEĞİNDE MİLLETLERİ YAŞATAN ŞEY

Uzaydan bakınca ne dağların yüksekliği önemlidir ne de şehirlerin büyüklüğü.

Asıl görünen şey, medeniyetlerin bıraktığı izlerdir.

Roma’yı Roma yapan taş binaları değildi.

Osmanlı’yı büyük yapan ordularının sayısı değildi.

Göktürkleri tarihe yazdıran yalnızca savaşları değildi.

Onları yaşatan ortak akılları, ortak hedefleri ve gelecek tasavvurlarıydı.

Bugün de milletleri ayakta tutacak olan nüfuslarının büyüklüğü değil; ortak idealleri, ortak hafızaları ve ortak gelecek hayalleridir.

Baltalimanı’nda hissettiğim tam da buydu.

Orada insanlar sadece geçmişi konuşmuyordu.

Geleceğin zihinsel haritasını çizmeye çalışıyordu.

BİR DERNEK Mİ, YOKSA BİR DÜŞÜNCE MERKEZİ Mİ?

Rafet ULUTÜRK konuşurken aslında yalnızca BULTÜRK’ü anlatmıyordu.

Sivil toplumun geleceğini anlatıyordu.

Derneklerin yalnızca yemek veren, gezi düzenleyen, protokol ağırlayan yapılar olmaması gerektiğini söylerken, Türkiye’deki bütün sivil toplum kuruluşlarına yeni bir hedef gösteriyordu.

Bu sözler benim zihnimde farklı bir kapı açtı.

Çünkü geleceğin dünyasında devletler yalnızca bakanlıklarla yönetilmeyecek.

Düşünce kuruluşlarıyla…

Üniversitelerle…

Araştırma merkezleriyle…

Yapay zekâ laboratuvarlarıyla…

Ve vizyon sahibi sivil toplum kuruluşlarıyla yönetilecek.

Eğer bir dernek fikir üretiyorsa, kitap yazıyorsa, belgesel hazırlıyorsa, genç yetiştiriyorsa ve geleceği planlıyorsa artık sadece bir dernek değildir.

Toplumun stratejik hafızasıdır.

KIRCAALİ: BİR ŞEHRİN ÖTESİNDE BİR SEMBOL

Program boyunca sıkça adı geçen Kırcaali’yi yalnızca Balkanlar’da bulunan bir şehir olarak okumak büyük eksiklik olur.

Kırcaali aslında hafızadır.

Direniştir.

Kimliğini kaybetmeme iradesidir.

Bugün dünyada birçok millet güçlü ekonomilere sahip olabilir.

Fakat hafızasını kaybetmiş toplumların geleceği uzun olmaz.

Kırcaali Efsanesi kitabı ve belgeseli bana bunu düşündürdü.

Bir millet geçmişini kayıt altına alıyorsa geleceğini de güvence altına alıyor demektir.

Çünkü yazılmayan tarih unutulur.

Unutulan tarih ise başkalarının kalemiyle yeniden yazılır.

TÜRK DÜNYASI: ROMANTİK BİR HAYAL DEĞİL

Son yıllarda “Türk Dünyası” kavramını çok duyuyoruz.

Ancak bu kavramı yalnızca duygusal bir söylem olarak görmek doğru değildir.

Bugün enerji hatları…

Dijital koridorlar…

Savunma teknolojileri…

Lojistik ağları…

Yapay zekâ…

Uzay teknolojileri…

Yeni ticaret yolları…

Dünyanın geleceğini belirliyor.

Türk dünyası bu alanlarda ortak hareket edebilirse yalnızca kültürel değil, ekonomik ve jeopolitik bir güç merkezi hâline gelebilir.

Bu nedenle Baltalimanı’nda konuşulanlar bana göre geçmişi anmaktan çok geleceği inşa etme çağrısıydı.

GÜÇ ARTIK TOPRAKTA DEĞİL, BİLGİDEDİR

İnsanlık yeni bir çağın eşiğinde.

Bir zamanlar toprağı çok olan güçlüydü.

Sonra sanayisi güçlü olan kazandı.

Bugün ise veriyi yöneten…

Bilgiyi üreten…

Yapay zekâyı geliştiren…

Uzaya çıkan…

Teknolojiyi kontrol eden ülkeler öne geçiyor.

Rafet ULUTÜRK’ün savunma sanayisiyle ilgili değerlendirmeleri de bu gerçeğin altını çiziyordu.

Savunma yalnızca silah değildir.

Bilimdir.

Mühendisliktir.

Yazılımdır.

Milli akıldır.

Ve en önemlisi bağımsız karar verebilme iradesidir.

BULTÜRK’ÜN VERDİĞİ GİZLİ MESAJ

Programın beni en çok etkileyen yönlerinden biri konuşmalar kadar konuşmayan ayrıntılar oldu.

Salonun düzeni…

Afişler…

Kitap…

Belgesel…

Teşekkür belgeleri…

Hepsi aynı hikâyeyi anlatıyordu.

Sanki görünmeyen bir el bütün parçaları aynı anlam etrafında toplamıştı.

Bu bana Japonların “bütünsel tasarım”, Türklerin ise “nizam” anlayışını hatırlattı.

Hiçbir ayrıntı tesadüf değildi.

Her ayrıntı bir mesaj taşıyordu.

BULTÜRK yalnızca bir gece düzenlememişti.

Bir düşünce dili oluşturmuştu.

BOĞAZ’DAN UZAYA UZANAN MESAJ

Boğaz kıyısında otururken gökyüzüne baktım.

Yıldızlar milyonlarca yıldır aynı yerde duruyordu.

İnsanlık ise sürekli değişiyordu.

Devletler kuruluyor…

İmparatorluklar yıkılıyor…

Sınırlar değişiyor…

Ama bazı değerler hiç değişmiyor.

Adalet…

Vefa…

Kimlik…

İnanç…

Ortak hafıza…

İşte milletleri yaşatan bunlardır.

O gece konuşulan her cümle aslında bu değerlerin etrafında dönüyordu.

GELECEĞİN STK’LARI NASIL OLMALI?

Bana göre artık yeni nesil sivil toplum kuruluşlarının beş görevi olmalıdır.

Birincisi, hafıza üretmek.

İkincisi, bilgi üretmek.

Üçüncüsü, genç yetiştirmek.

Dördüncüsü, devlet politikalarına katkı sağlayacak projeler geliştirmek.

Beşincisi ise Türk dünyasını ortak bir gelecek vizyonunda buluşturmak.

Eğer bunları yapamıyorsa yalnızca tabela derneği olmaktan öteye gidemez.

BULTÜRK ise Baltalimanı’ndaki programıyla bu beş başlığın mümkün olduğunu göstermeye çalışıyordu.

SONUÇ: DÜNYAYA YUKARIDAN BAKABİLENLER TARİH YAZAR

Hayatta bazen yükselmek yalnızca fiziksel değildir.

Düşüncede yükselmek gerekir.

Ufukta yükselmek gerekir.

Zamanda yükselmek gerekir.

Bir milletin geleceğini kuracak insanlar, olaylara günlük tartışmaların içinden değil, yüzyılların içinden bakabilmelidir.

O gece Baltalimanı’nda hissettiğim en güçlü duygu buydu.

Boğaz’ın kıyısında küçük gibi görünen bir toplantı, aslında Türk dünyasının geleceğine dair büyük sorular soruyordu.

Biz nasıl bir gelecek kuracağız?

Nasıl bir gençlik yetiştireceğiz?

Nasıl bir sivil toplum inşa edeceğiz?

Nasıl bir Türk dünyası bırakacağız?

Bu soruların cevabı yalnızca siyasetçilerin değil; akademisyenlerin, gazetecilerin, iş insanlarının, sanatçıların ve sivil toplum kuruluşlarının ortak çabasında saklıdır.

Uzaydan bakıldığında dünya küçüktür.

Ama bir milletin idealleri, dünya kadar büyük olabilir.

Baltalimanı’nda o gece konuşulanlar da işte böyle bir idealin sessiz fakat güçlü yankısıydı.

Belki yıllar sonra bu geceyi hatırlayanlar, “O akşam sadece bir program yapılmadı; Türkiye’de sivil toplumun yönünü değiştirecek yeni bir anlayışın tohumları atıldı.” diyeceklerdir.

Yazar