İbrahim SOYTÜRK

Hayat herkesin önüne aynı sahneyi serer ama o sahneyi nasıl gördüğümüz iç dünyamızla ve yaşadığımız koşullarla şekillenir. “Gönül gözüyle gördüğümüz kadardır bu dünya” sözü belki de günümüz toplumunun en sade ama en çarpıcı özetlerinden biridir. Kimileri için hayat, sınırsız fırsatlarla dolu bir okyanus gibidir. Ufuk geniş, ihtimaller çok, yollar açıktır. Bir damla suyun içindeki ışığı bile büyütebilirler. Çünkü gönülleri geniştir; çünkü imkânları geniştir.

Ama aynı toplumda birileri için dünya, gerçekten de bir damla sudur. Hayaller o damlanın içine sığmak zorundadır. Kimi için sıradan bir detay olan şey, bir başkasının hayatını belirleyecek kadar büyük olabilir. Kimi için kolay bir adım, diğerinin gözünde aşılmaz bir uçurumdur. Aynı şehri yaşar ama aynı hayatı yaşayamayız; çünkü herkes, kendi penceresi kadar görür dünyayı.

Bu yalnızca kişisel bir bakış meselesi değildir; sosyoekonomik gerçekliğimizin, eğitim fırsatlarının, çevremizin ve yaşadığımız travmaların bir yansımasıdır. Birine “küçük” gelen bir sorun, başka birinin ömrünü tüketebilir. Birinin okyanusu, bir başkasının damlası kadardır.

Peki ne yapacağız? “Herkes gönül gözünü açsın” demek yetiyor mu? Elbette hayır.

Asıl mesele herkesin aynı genişlikte görebilmesini sağlayacak bir toplumsal düzen kurabilmek. Eşit fırsatlar yaratmak, insanların önündeki görünmez duvarları kaldırmak, bir damlayı okyanus hâline getirecek güveni ve imkânı yaratmak. Dünya hep aynı dünya; değişen ona bakma biçimlerimiz ve o biçimleri belirleyen şartlardır. Gönül gözüyle bakan bilir ki asıl zenginlik içimizi genişlettikçe büyür. Ama toplumsal sorumluluk da şunu söyler; o iç genişliğinin yeşereceği koşulları hep birlikte oluşturmak zorundayız.

Sonuçta hepimiz aynı gökyüzüne bakıyoruz ama görünen, kalbimiz ve imkânlarımız kadardır. Kiminin damlası okyanus olur, kiminin okyanusu bir damlaya sıkışır ve belki de insanlığın gerçek sınavı o damlaları çoğaltabilmektir.

Yazar