Rafet ULUTÜRK

Dünyanın savunma literatürü bugün yeni bir cümle kuruyor: “İnsansız hava muharebesi çağının öncüleri…”
Bu cümlenin içinde artık Türkiye var. Hem de konuk oyuncu olarak değil; oyunu baştan yazan bir aktör olarak.

Kızılelma’nın gökyüzüne çıkışı yalnızca yeni bir İHA platformunun uçması değildir. Bu, alışılmış dengeleri bozan, teknolojinin yönünü değiştiren bir kırılma anıdır. Yıllarca “yapamazlar”, “üretmezler”, “onlar için çok ileri” yaftalarıyla küçümsenen bir millet bugün kendi savaş uçağını uçurmakla kalmıyor; insansız hava muharebe ekosistemini de kendi elleriyle kuruyor.

Hava-hava füzesi entegrasyonundan AESA radara, link sistemlerinden gelişmiş görev yazılımlarına kadar…
Bunlar, dünyada çok az ülkenin aynı anda gerçekleştirebildiği başarılardır. Hele ki insansız bir savaş uçağında bu kabiliyetlerin buluşması, tarihe ilk olarak Türk eliyle geçmiştir.

Peki bütün bunlar olurken nerede bizim “bağımsız medya”mız? Hani ekranları saatlerce kaplayan tartışma programları? Hani ekonomi, siyaset, magazin her şeye ses veren yüksek tonlu yorumcular?

Bir ülkenin geleceğini belirleyen stratejik bir adım atılıyor; gökyüzünde yeni bir sayfa açılıyor…
Ama ekranlardan yükselen sesler, ne hikmetse bu başarıya uğramıyor. Oysa bu gelişme yalnızca savunma sanayinin bir kazanımı değildir, bu bir milletin özgüven manifestosudur. Dünyanın teknolojik haritasında yer açan bir iradenin ifadesidir. Türkiye artık başka ülkelerin yazdığı senaryolara göre hareket eden bir aktör değil. Kendi ekosistemini kuran, kendi paradigmasını oluşturan bir güç.

Bundan gurur duymayacaksak, başka neyle gurur duyacağız?

Bugün herkes konuşsun istemiyoruz.
Bu başarıyı anlayanlar konuşsun.
Emek verenler konuşsun.
Geleceğe inananlar konuşsun.

Çünkü Kızılelma sadece bir uçak değil;
Bir devrin kapısını sessizce, ama kararlılıkla açan bir iradenin adıdır.

Yazar