Rafet ULUTÜRK

19 Mayıs’ı yalnızca geçmişi anma günü olarak görmek eksik olur. Çünkü 19 Mayıs, hem Türkiye’de hem Bulgaristan Türkleri arasında bir milletin kendini yeniden kurma iradesidir.

1919’da Samsun’da başlayan yürüyüş, bir devletin yeniden doğuşuydu.
1989’da Cebel’de başlayan direniş ise bir halkın kimliğini, adını, dilini ve onurunu savunma iradesiydi.

Bu yüzden 19 Mayıs iki ayrı bayram değil; aynı milletin iki farklı cephede verdiği varoluş mücadelesidir.

Cebel Direnişi: Bir Halkın Stratejik Hafızası

19 Mayıs 1989’da Cebel’de yükselen ses, sadece “isimlerimizi geri istiyoruz” sesi değildi. Bu ses, Balkan Türklerinin tarih sahnesinden silinmeyeceğini ilan eden büyük bir dirilişti.

Totaliter rejim, Türklerin adını değiştirerek hafızasını, dilini yasaklayarak kültürünü, göçe zorlayarak nüfus gücünü kırmak istedi. Fakat hesaplayamadığı bir gerçek vardı: Bir milletin kimliği yalnızca nüfus cüzdanında yazan isimden ibaret değildir. Kimlik; anne duasında, evde konuşulan dilde, mezar taşında, bayram sofrasında ve çocuklara anlatılan hikâyelerde yaşar.

Cebel’de ayağa kalkan halk, aslında şunu söyledi:

Biz sadece adımızı değil, geleceğimizi savunuyoruz.

19 Mayıs’ın Stratejik Anlamı

Bugün 19 Mayıs’ı stratejik okumak zorundayız. Çünkü geçmişte yapılan en büyük hata, direniş ruhunu kurumsal bir güce dönüştürememekti.

Bir halk direnebilir, fakat direnişini okul, dernek, vakıf, medya, kültür merkezi, arşiv ve akademik çalışma hâline getiremezse hafızası zamanla zayıflar.

Bizler Bulgaristan’da gelenek sistemimizi yeterince kuramadık. Direnişi yaşadık ama onu çocuklarımızın zihnine güçlü şekilde işleyemedik. Acılarımızı anlattık ama stratejiye dönüştürmekte geç kaldık.

Oysa millet olmak sadece geçmişle övünmek değildir. Millet olmak; geçmişten ders çıkarıp geleceği planlamaktır.

Üç Büyük Cephe: Dil, Eğitim, Kurum

Bugün Bulgaristan Türklerinin geleceği üç temel cephede şekillenecektir:

Birincisi dildir. Türkçe ailede, okulda, medyada ve kültürde yaşatılmadıkça kimlik zayıflar. Dil giderse hafıza gider; hafıza giderse aidiyet çözülür.

İkincisi eğitimdir. Eğitim yalnızca meslek kazanmak değildir; insanın kendini, tarihini ve dünyadaki yerini bilmesidir. Gençlerimiz hem Türkçe düşünebilmeli hem dünyayla yarışacak bilgiye sahip olmalıdır.

Üçüncüsü kurumdur. Kurumsuz toplumlar heyecanla ayağa kalkar ama kalıcı güç üretemez. Dernekler, araştırma merkezleri, kültür vakıfları, gençlik platformları ve yayın organları bu yüzden hayati önemdedir.

İki Bayram, Tek Halk

Türkiye’de 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı olarak kutlanır. Bulgaristan’da ise Cebel Direnişi ve Özgürlük Bayramı olarak yaşatılır.

Biri devlet kuran gençliğin bayramıdır.
Diğeri kimliğini savunan halkın bayramıdır.

Ama ikisinin kökü aynıdır: özgürlük.

Samsun’da başlayan ruh ile Cebel’de yükselen ses aynı milletin sesidir. Birinde “manda ve himaye kabul edilemez” denildi; diğerinde “zorla verilen kimlik kabul edilemez” denildi.

Bu iki cümle aynı tarihin iki farklı dilidir.

Geleceğe Dönük Büyük Görev

Bugün mesele sadece anma törenleri yapmak değildir. Asıl mesele, 19 Mayıs ruhunu yeni nesillerin yol haritasına dönüştürmektir.

Bulgaristan Türk gençliği artık yalnızca geçmişin mağduriyetini değil, geleceğin kurucu aklını taşımalıdır. Bilimde, siyasette, ekonomide, medyada, kültürde ve dijital dünyada güçlü olmak zorundadır.

Çünkü artık mücadele yalnızca meydanlarda değil; üniversitelerde, ekranlarda, arşivlerde, kitaplarda, sosyal medyada ve uluslararası platformlarda verilmektedir.

19 Mayıs 1919, Türk milletinin ayağa kalktığı gündür.
19 Mayıs 1989, Bulgaristan Türklerinin korkuyu yendiği gündür.

Bu iki tarih bize aynı hakikati öğretir:
Özgürlük, hafızası olan milletlerin hakkıdır.

Bugün görevimiz; Cebel’in sesini Samsun’un ruhuyla birleştirmek, geçmişin acısını geleceğin stratejisine dönüştürmektir.

19 Mayıs kutlu olsun.
Cebel Direnişi ve Özgürlük Bayramı kutlu olsun.
İki bayram, tek halk, tek hafıza, tek gelecek.

Yazar