İsmail Cingöz

 

Türkiye-Yunanistan ilişkileri, tarihsel sorunların yanı sıra Ege Denizi ve Doğu Akdeniz’de egemenlik, deniz yetki alanları, hava sahası ve güvenlik meselelerinin iç içe geçtiği çok katmanlı bir yapı arz etmektedir. İki NATO müttefiki arasında zaman zaman yükselen gerilim, son yıllarda karşılıklı diyaloğun sürdürülmesi yönündeki siyasi iradeyle kontrol altında tutulmaya çalışılsa da temel ihtilafların önemli bir kısmının varlığını koruduğu görülmektedir.

Bu ortamda Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’in 25 Temmuz 2026’da kamuoyuna yansıyan açıklamaları dikkat çekicidir. OPEN TV’ye verdiği röportajda Türkiye ve Yunanistan medyasında üretilen savaş ve füze senaryolarından rahatsızlığını dile getiren Miçotakis, “füzelerin nereye ulaşabileceğinin çembere alınarak gösterildiği haritalardan” yorulduğunu ifade etmiş; coğrafyanın gerçekliğine işaret ederek Türkiye ve Yunanistan’ın yan yana yaşamaya mecbur olduğunu vurgulamıştır. Ayrıca iki ülke arasında çözülemeyen meselelerin bulunmasının sürekli tansiyon yükseltilmesini gerektirmediğini belirtmiştir.[1]

İlk bakışta Türkiye-Yunanistan ilişkilerinde yeni bir yumuşama arayışı olarak değerlendirilebilecek bu sözlerin, açıklamanın yapıldığı dönem ve Yunanistan’ın eş zamanlı askerî politikalarıyla birlikte okunması gerekmektedir. Zira Atina’nın söylem düzeyinde gerilimin azaltılmasını savunurken savunma kapasitesini önemli ölçüde artırması ve özellikle İsrail ile geliştirdiği askerî-teknolojik işbirliğini derinleştirmesi, Türkiye açısından dikkatle değerlendirilmesi gereken bir tablo ortaya çıkarmaktadır.

Sorunları Çözmekten Çok Yönetmek

Türkiye ile Yunanistan arasında 2023 sonrasında başlayan kontrollü normalleşme süreci, esasen temel sorunların çözümünden ziyade anlaşmazlıkların krize dönüşmesinin önlenmesine dayanmaktadır. 7 Aralık 2023 tarihli Atina Bildirgesi ile belirginleşen bu yaklaşım, 11 Şubat 2026’da Ankara’da gerçekleştirilen 6. Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi toplantısında yeniden teyit edilmiştir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Miçotakis, dostane ilişkilerin, iyi komşuluğun, karşılıklı saygının ve barış içinde birlikte yaşama anlayışının geliştirilmesi yönündeki iradelerini açıklamışlardır.[2]

Ancak siyasi diyaloğun sürdürülmesi, Ege’deki temel görüş ayrılıklarının ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. Türkiye açısından Ege’de kıta sahanlığı ve deniz yetki alanlarının sınırlandırılması, karasuları, hava sahası, aidiyeti tartışmalı coğrafi oluşumlar ve Doğu Ege adalarının silahsızlandırılmış statüsü gibi birbirleriyle bağlantılı sorunlar bulunmaktadır.[3] Yunanistan ise iki ülke arasındaki hukuki uyuşmazlığı esas olarak kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölgenin sınırlandırılması çerçevesinde ele almakta; Türkiye’nin diğer başlıklardaki tezlerini kabul etmemektedir.

Dolayısıyla tarafların “sorunun ne olduğu” konusunda dahi bütünüyle aynı noktada bulunmadığı bir ortamda Miçotakis’in açıklamalarını ihtilafların çözülmeye başladığının göstergesi olarak değerlendirmek için henüz erkendir. Daha gerçekçi değerlendirme, Ankara ve Atina’nın mevcut ihtilafları ortadan kaldırmaktan önce bunların kontrol dışına çıkarak askerî ve siyasi krize dönüşmesini engellemeye çalıştıklarıdır.

Bu bağlamda Miçotakis’in açıklaması, stratejik rekabetin devam ettiği fakat bu rekabetin sürekli kriz üretmesinin istenmediği yeni bir dönemin işareti olarak okunabilir.

Yumuşama Söylemi ile Silahlanma Arasındaki Çelişki

Miçotakis’in açıklamasını Türkiye açısından önemli kılan temel husus zamanlamasıdır; çünkü Yunanistan, Türkiye ile iyi komşuluk ve gerilimi azaltma mesajları verirken tarihinin en kapsamlı savunma modernizasyonlarından birini gerçekleştirmektedir.

23 Temmuz 2026’da Yunanistan’ın ulusal güvenlik mekanizmasının onayladığı yaklaşık 3,5 milyar avroluk yeni hava savunma sistemi bunun en önemli örneklerinden biridir. “Achilles Shield” olarak adlandırılan çok katmanlı yapı; İsrail yapımı radarların yanı sıra Rafael ve Israel Aerospace Industries tarafından üretilen füze sistemlerini içerecek ve yaklaşık 35 ay içerisinde tam operasyonel hâle getirilecektir. Proje, Yunanistan’ın 2036’ya kadar silahlı kuvvetlerinin modernizasyonu için öngördüğü yaklaşık 28 milyar avroluk daha geniş savunma programının parçasıdır.[4]

Yunanistan’ın F-35 savaş uçakları, yeni fırkateynler, insansız hava araçları, elektronik harp ve hava savunma sistemleri üzerinden gerçekleştirdiği modernizasyon kendi başına bir devletin savunma kapasitesini geliştirme tercihi olarak görülebilir. Ancak mesele Türkiye açısından değerlendirildiğinde iki unsur önem kazanmaktadır.

Birincisi, Türkiye ile Yunanistan arasındaki mevcut askerî ve siyasi sorunların büyük ölçüde Ege coğrafyasında yoğunlaşmasıdır. İkincisi ise yeni savunma mimarisinin Yunanistan-İsrail stratejik ve askerî işbirliğinin derinleştiği bir dönemde kurulmasıdır.

Bu nedenle Türkiye açısından asıl mesele Yunanistan’ın modern silah sistemleri edinmesinden ziyade, bu sistemlerin hangi stratejik konsept içerisinde ve hangi coğrafyalarda konuşlandırılacağıdır.

Adaların Statüsü ve Türkiye’nin Güvenlik Kaygısı

Türkiye’nin uzun yıllardır üzerinde durduğu temel konulardan biri Doğu Ege adalarının gayriaskerî statüsüdür. Ankara’ya göre ilgili uluslararası düzenlemeler, Yunanistan’a bırakılan bazı adalar bakımından askerî sınırlamalar getirmiştir. Türkiye, başta 1923 Lozan Barış Antlaşması ve 1947 Paris Barış Antlaşması olmak üzere ilgili uluslararası düzenlemelerin Yunanistan açısından bağlayıcı hükümler içerdiğini savunmaktadır.[5]

Doğu Ege adalarının gayriaskerî statüsü, Türkiye’nin Ege politikasında yalnızca hukuki bir uyuşmazlık değil, aynı zamanda kıyı güvenliği ve bölgesel stratejik denge meselesi olarak değerlendirilmektedir. Ankara’nın yaklaşımının temelinde, bazı adalara ilişkin egemenlik düzenlemeleriyle bunlara getirilen askerî sınırlamaların birbirinden bağımsız düşünülemeyeceği ve söz konusu yükümlülüklerin hukuki geçerliliğini koruduğu görüşü bulunmaktadır. Türkiye, 1914 Altı Büyük Devlet Kararı, 1923 Lozan Antlaşması ve 1947 Paris Barış Antlaşması ile farklı ada grupları bakımından oluşturulan gayriaskerî rejimin Ege’deki güvenlik dengesinin temel unsurlarından biri olduğunu savunmaktadır.[6][7]

Bu hukuki çerçeve içerisinde ada gruplarının tamamı aynı rejime tabi değildir. Lozan Barış Antlaşması’nın 12. maddesi, 1914 Altı Büyük Devlet Kararı’nı teyit ederken; 13. maddesi Midilli, Sakız, Sisam ve Ahikerya’da deniz üssü ve tahkimat kurulmasına ilişkin yasaklar getirmiş, bu adalardaki askerî kuvvetlerin niteliği ve miktarı bakımından sınırlamalar öngörmüştür. Lozan Antlaşması ayrıca Gökçeada, Bozcaada ve Tavşan Adaları üzerindeki Türk egemenliğini teyit etmiş; aksi yönde hüküm bulunmadıkça Anadolu kıyısına üç milden az uzaklıktaki ada ve adacıkların Türkiye’nin egemenliği altında kalmasını öngörmüştür. Limni ve Semadirek’in askerî statüsü ise 1923 Lozan Boğazlar Sözleşmesi çerçevesinde düzenlenmiştir. On İki Ada bakımından gayriaskerî statü ise 1947 Paris Barış Antlaşması’nın 14. maddesinde hükme bağlanmıştır.[8]

Bu düzenlemelerin günümüzde nasıl yorumlanacağı, Türkiye ile Yunanistan arasındaki hukuki görüş ayrılığının önemli boyutlarından birini oluşturmaktadır. Türkiye, gayriaskerî statünün Ege’de oluşturulan güvenlik düzeninin ayrılmaz bir parçası olduğunu ve Yunanistan’ın adalardaki askerî varlığının ilgili antlaşmalardan doğan yükümlülüklerle bağdaşmadığını savunmaktadır. Ankara ayrıca, antlaşmalarla açık biçimde devredilmemiş bazı ada, adacık ve kayalıklar üzerindeki egemenlik haklarından feragat etmediğini belirtmektedir.[9]

Yunanistan ise imzalanan antlaşmalar hilafına hareket etmekte ve Türkiye’nin bu yaklaşımını kabul etmemekte ve Ege’deki egemenlik meselelerinin uluslararası antlaşmalarla çözüldüğünü savunmaktadır. Atina, gayriaskerî statü tartışmasında da ada gruplarının tabi olduğu hukuki rejimlerin birbirinden farklı olduğu görüşündedir. Özellikle Limni ve Semadirek bakımından 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin önceki rejimi değiştirdiğini ileri sürmekte; diğer adalardaki askerî varlığı konusunda ise Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesindeki meşru müdafaa hakkına ve Türkiye’den kaynaklandığını ileri sürdüğü güvenlik kaygılarına dayanmaktadır.

Türkiye bu gerekçeleri kabul etmemekte; antlaşmalarla tesis edilen gayriaskerî statünün tek taraflı güvenlik değerlendirmeleriyle ortadan kaldırılamayacağını savunmaktadır. Ankara açısından mesele yalnızca adalardaki askerî varlığın büyüklüğü değildir. Asıl sorun, Ege’de antlaşmalarla oluşturulduğu kabul edilen güvenlik dengesinin tek taraflı uygulamalarla değiştirilmesi ve bunun Türkiye’nin kıyı güvenliği üzerinde doğurabileceği stratejik sonuçlardır.[10][11]

Nitekim T.C. Dışişleri Bakanlığı Mart 2026’da yaptığı açıklamada, Doğu Ege Adaları ile On İki Ada’nın gayriaskerî statüsüne ilişkin Türkiye’nin tutumunun değişmediğini ve bu statünün uluslararası antlaşmalardan kaynaklandığını bir kez daha belirtmiştir.[12] Yunanistan ise Türkiye’nin bu yorumunu reddetmekte; Türkiye’nin Ege kıyılarındaki askerî kapasitesini, 1974 Kıbrıs gelişmelerini ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin Yunanistan’ın Ege’de karasularını 12 deniz miline çıkarması ihtimaline ilişkin 1995 tarihli kararını kendi güvenlik yaklaşımının gerekçeleri arasında göstermektedir.[13]

Bu nedenle mesele yalnızca askerî değil, aynı zamanda iki ülkenin uluslararası antlaşmaları ve güvenlik ihtiyaçlarını farklı biçimde yorumladığı hukuki ve siyasi bir anlaşmazlıktır. Bununla birlikte İsrail teknolojisine dayalı yeni radar, hava savunma, füze veya insansız sistemlerin Türkiye kıyılarına yakın ve gayriaskerî statüsü konusunda iki ülke arasında görüş ayrılığı bulunan adalara konuşlandırılması hâlinde tartışma yeni bir boyut kazanacaktır. Böyle bir gelişme Ankara tarafından yalnızca Yunanistan’ın savunma modernizasyonu olarak değil, Ege’deki askerî dengenin üçüncü bir ülkenin teknolojik kapasitesiyle yeniden şekillendirilmesi olarak da değerlendirilebilir.

Bu ihtimal, Miçotakis’in “füze haritalarından yoruldum” açıklamasıyla Yunanistan’ın mevcut askerî politikaları arasındaki en dikkat çekici çelişkilerden birini oluşturmaktadır.

Yunanistan-İsrail Yakınlaşması Nasıl Okunmalı?

Yunanistan ile İsrail arasındaki ilişkiler son yıllarda savunma, askerî teknoloji ve güvenlik alanlarında giderek derinleşmektedir. Achilles Shield projesinin İsrail yapımı radar ve füze sistemlerine dayanması, bu ilişkinin artık Yunanistan’ın ulusal savunma mimarisinin önemli unsurlarından biri hâline geldiğini göstermektedir.[14]

Türkiye açısından Yunanistan-İsrail askerî yakınlaşması, iki ülke arasındaki sıradan bir savunma işbirliğinin ötesinde, Ege ve Doğu Akdeniz’de oluşmakta olan yeni güvenlik mimarisi bağlamında değerlendirilmelidir. Bu işbirliğinin bütün unsurlarının doğrudan Türkiye’ye karşı geliştirildiğini ileri sürmek mümkün olmasa da Yunanistan’ın Türkiye ile yaşadığı köklü ihtilaflar devam ederken İsrail menşeli ileri teknoloji radar, hava ve füze savunma sistemleriyle askerî kapasitesini güçlendirmesi Ankara açısından göz ardı edilebilecek bir gelişme değildir. Dolayısıyla burada belirleyici olan, tarafların işbirliğine hangi siyasi tanımı verdiklerinden ziyade, ortaya çıkan askerî kapasitenin Türkiye’nin güvenlik çevresinde meydana getireceği stratejik sonuçlardır.

Nitekim Yunanistan’ın Türkiye ile devam eden Ege ihtilafları çerçevesinde geliştirdiği caydırıcılık kapasitesinin İsrail teknolojisiyle güçlendirilmesi, Ankara’nın güvenlik hesaplamalarından bağımsız düşünülemez. Özellikle bu kapasitenin Türkiye kıyılarına yakın ve hukuki statüsü tartışma konusu olan Ege adalarına konuşlandırılması hâlinde, Türkiye açısından İsrail’in rolünün yalnızca bir “silah tedarikçisi” sınırları içerisinde kalıp kalmadığı sorusu daha fazla önem kazanacaktır.

Bu çerçevede Ankara açısından esas alınması gereken, Atina’nın diplomatik söyleminden ziyade yeni askerî sistemlerin niteliği, menzili, konuşlandırılacağı coğrafya ve Türkiye’nin askerî-stratejik hareket alanı üzerinde oluşturabileceği etkidir. Özellikle Türkiye kıyılarına yakın Ege adalarında gerçekleştirilebilecek yeni konuşlandırmalar, yalnızca Yunanistan’ın savunma tercihi olarak değil, Ege’deki mevcut askerî dengenin ve güvenlik ortamının değiştirilmesi bakımından da değerlendirilmelidir.

Ege’de “Silahlı Yumuşama” Dönemi

Ortaya çıkan tablo, Türkiye-Yunanistan ilişkilerinin klasik anlamda bir normalleşmeden farklı bir sürece girdiğini düşündürmektedir. İki taraf arasında siyasi diyalog sürmekte, ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi hedeflenmekte ve askerî gerilimin kontrolden çıkmaması yönünde karşılıklı bir irade görülmektedir. Buna karşılık taraflar kendi stratejik tezlerinden vazgeçmemekte ve özellikle Yunanistan kapsamlı bir askerî modernizasyon gerçekleştirmektedir.

Bu durum “silahlı yumuşama” olarak tanımlanabilir.

Başka bir ifadeyle Atina, Ankara ile savaş veya sürekli kriz istememekte; fakat Türkiye karşısında askerî caydırıcılığını mümkün olduğunca yükseltmeye çalışmaktadır. Miçotakis’in açıklamasındaki “Türkiye’nin tüm olası hamlelerine karşı cevabımız var” yaklaşımı ile “yan yana yaşamaya mahkumuz” mesajının aynı siyasi çerçevede bulunması bu stratejinin özetidir.[15]

Türkiye açısından bu süreç, iyi komşuluk ve diyalog söyleminin sağladığı olumlu siyasi atmosfer korunmakla birlikte, sahadaki askerî gelişmelerin stratejik sonuçlarını göz ardı etmeyen ihtiyatlı bir yaklaşımla yönetilmelidir. Atina’nın gerilimi azaltmaya yönelik açıklamaları diplomatik açıdan önemlidir; ancak bu söylemler Yunanistan’ın hızlanan silahlanma programı, İsrail ile derinleşen savunma işbirliği ve Ege’de ortaya çıkabilecek yeni askerî konuşlandırmalardan bağımsız değerlendirilmemelidir. Türkiye açısından kalıcı güvenin ölçüsü söylemlerden çok, bu söylemlerin sahadaki uygulamalarla ne ölçüde desteklendiği olmalıdır.

Türkiye, Yunanistan ile diyalog ve işbirliği kanallarını açık tutarken Ege’de kendi hak ve menfaatlerini koruyacak diplomatik, hukuki ve askerî kapasitesini muhafaza etmek durumundadır. Özellikle adaların statüsüne ilişkin Türk tezlerinin uluslararası platformlarda hukuki temelleriyle anlatılması; Yunanistan’ın yeni savunma sistemlerinin konuşlandırılmasının yakından takip edilmesi ve İsrail-Yunanistan askerî işbirliğinin Türkiye’nin güvenlik ortamına etkilerinin bütüncül biçimde değerlendirilmesi önem taşımaktadır.

Sonuç

Miçotakis’in “füze haritalarından yoruldum” ve Türkiye ile Yunanistan’ın “yan yana yaşamaya mahkûm” olduğu yönündeki açıklamaları, iki ülke ilişkileri açısından olumlu ve gerçekçi bir mesajdır. Coğrafya değiştirilemeyeceğine göre Ankara ve Atina’nın sürekli kriz üreten bir ilişki yerine sorunlarını diplomasi yoluyla yönetmesi her iki ülkenin de çıkarınadır.

Ancak diplomaside kullanılan yumuşak dil, sahadaki askerî ve stratejik gelişmelerden bağımsız değerlendirilemez. Yunanistan’ın kapsamlı silahlanma ve modernizasyon programı, İsrail ile geliştirdiği savunma işbirliği ve Ege adalarının statüsüne ilişkin devam eden görüş ayrılıkları Türkiye açısından dikkatle izlenmesi gereken konulardır.

Bu nedenle Miçotakis’in açıklamasını Yunanistan’ın Türkiye politikasında köklü bir değişimden ziyade çatışmayı önlerken caydırıcılığı artırmayı amaçlayan kontrollü rekabet stratejisinin siyasi ifadesi olarak değerlendirmek daha gerçekçi görünmektedir.

Türkiye açısından esas mesele, Yunanistan’ın ne söylediğinden çok söylemi ile sahadaki uygulamalarının ne ölçüde örtüştüğüdür.

Eğer Atina iyi komşuluk söylemini Ege’de yeni askerî oldubittiler oluşturmadan sürdürebilirse mevcut süreç iki ülke arasında kalıcı istikrarın başlangıcına dönüşebilir. Buna karşılık siyasi yumuşama ortamı, Ege’de askerî statükoyu tek taraflı değiştirmek veya Türkiye’nin güvenlik hassasiyetlerini göz ardı eden yeni konuşlandırmalar yapmak için kullanılacak olursa bugün “füze haritalarından yorulduğunu” söyleyen siyasetçiler yarın yeni füze haritalarının ortaya çıkmasını engelleyemeyebilir.

Dolayısıyla Ege’nin geleceğini belirleyecek olan yalnızca Ankara ile Atina arasındaki söylemin tonu değil; diplomasi ile caydırıcılık arasındaki dengenin nasıl kurulacağıdır.

                        :

İsmail CİNGÖZ; Uluslararası Siyaset Uzmanı. BULTÜRK Ankara Temsilcisi. TDPB Basın Kulübü Başkanı. cingozismail01@gmail.com

 

Dipnotlar

[1] Anadolu Ajansı kaynaklı, “Yunanistan Başbakanı Miçotakis: Füze haritalarından yoruldum, Türkiye ile yan yana yaşamaya mahkumuz”, Gazete Oksijen, 25.07.2026. https://share.google/x9R4j6CYAfykHi4JW (Erişim Tarihi: 26.07.2026)

[2] Prime Minister of the Hellenic Republic, “Joint Declaration Between the Government of the Republic of Türkiye and the Government of the Hellenic Republic”, 11.02.2026. https://www.primeminister.gr/en/2026/02/11/37873 (Erişim Tarihi: 26.07.2026)

[3] T.C. Dışişleri Bakanlığı, “The Outstanding Aegean Issues”, Republic of Türkiye Ministry of Foreign Affair”, (Erişim Tarihi: 26.07.2026).

[4] Reuters, “Greece to buy $4 billion air defence system from Israel”, 23.07.2026. https://www.reuters.com/business/aerospace-defense/greece-buy-35-billion-air-defence-system-israel-sources-say-2026-07-23/ (Erişim Tarihi: 26.07.2026)

[5] T.C. Dışişleri Bakanlığı, “Militarization of Eastern Aegean Islands Contrary to the Provisions of International Agreements”, Republic of Türkiye Ministry of Foreign Affairs” https://www.mfa.gov.tr/militarization-of-eastern-aegean-islands-contrary-tp-the-provisions-of-international-agreements.en.mfa (Erişim Tarihi: 26.07.2026)

[6] T.C. Dışişleri Bakanlığı, “Militarization of Eastern Aegean Islands Contrary to the Provisions of International Agreements”, Republic of Türkiye Ministry of Foreign Affairs”

[7] Hüseyin Alpaslan, Gölgede Kalan Tarihe Yolculuk, Liman Yayınevi, Ankara, 2022, s. 149-166

[8] Harry N. Howard Türkiye’nin Taksimi Bir Diplomasi tarihi 1913-1923 (Çev. Salih Sabit Togay), Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2018, s. 370; İsmail Soysal, Türkiye’nin Siyasal Andlaşmaları 1920-1945, Cilt: I, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2000, s. 148-218; Hüseyin Alpaslan, Gölgede Kalan Tarihe Yolculuk, Liman Yayınevi, Ankara, 2022, s. 154-157

[9] Hüseyin Alpaslan, Gölgede Kalan Tarihe Yolculuk, Liman Yayınevi, Ankara, 2022, s. 157-158.

[10] T.C. Dışişleri Bakanlığı, “Militarization of Eastern Aegean Islands Contrary to the Provisions of International Agreements”, Republic of Türkiye Ministry of Foreign Affairs”

[11] Hüseyin Alpaslan, Gölgede Kalan Tarihe Yolculuk. s. 154-157.

[12] T.C. Dışişleri Bakanlığı, “SC-4, 5 Mart 2026, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli’nin Ege Adalarının Silahsızlandırılmış Statüsüne İlişkin Son Dönemde Yaşanan Gelişmeler Hakkındaki Soruya Cevabı”, 05.03.2026. https://www.mfa.gov.tr/sc_-4_-disisleri-bakanligi-sozcusu-oncu-keceli-nin-ege-adalarinin-silahsizlandirilmis-statusune-iliskin-son-donemde-yasanan-gelismeler-hk-sc.tr.mfa? (Erişim Tarihi: 26.07.2026).

[13] Hellenic Republic Ministry of Foreign Affairs, “Turkish Claims Regarding the Demilitarization of Islands in the Aegean Sea”, 08.05.2024. https://www.mfa.gr/en/foreign-policy/foreign-policy-issues/issues-of-greek-turkish-relations/turkish-claims-regarding-the-demilitarization-of-islands-in-the-aegean-sea/ (Erişim Tarihi: 26.07.2026).

[14] Hellenic Republic Ministry of National Defence, “Minister of National Defence N. Dendias Briefed on Ministry of National Defence Armament Programmes Approved by KYSEA”, 23.07.2026. Minister of National Defence N. Dendias briefed on Ministry of National Defence Programmes activated by Government Council for National Security – Hellenic Republic Ministry of National Defence (Erişim Tarihi: 26.07.2026).

[15] Anadolu Ajansı, “Yunanistan Başbakanı Miçotakis: Füze haritalarından yoruldum, Türkiye ile yan yana yaşamaya mahkumuz”, Gazete Oksijen, 25.07.2026. https://gazeteoksijen.com/dunya/yunanistan-basbakani-micotakis-fuze-haritalarindan-yoruldum-turkiye-ile-yan-yana-yasamaya-mahkumuz-283621 (Erişim Tarihi: 26.07.2026).

Yazar