RafetULUTURK
Tarih bir aynadır.
Ona bakanlar, sadece geçmişi değil, kendini görür.
Unutanlar ise kim olduğunu da, nereye gideceğini de kaybeder.
Türk-İslam âleminin en büyük sorunu bugün parçalanmak değil;
tarihini unutmaktır. Çünkü geçmişi bilmeyen bir millet, geleceğe
istikamet veremez. Kimliğin köküdür tarih; ondan beslenmeyen
dallar kurur, dökülür, savrulur.
Bizim tarihimiz yalnızca savaşlardan, fetihlerden, kahramanlıklardan
ibaret değildir. Aynı zamanda bir medeniyet tarihidir: ilmin,
adaletin, mimarinin, ahlakın ve vicdanın izleriyle doludur. Türkler,
İslam’la şereflendikten sonra bu medeniyetin hem taşıyıcısı hem de
yayıcısı olmuştur. Buhara’dan Bağdat’a, Konya’dan Saraybosna’ya,
Kahire’den Semerkand’a kadar uzanan bu kutlu yürüyüş, sadece
kılıçla değil, kalemle, gönülle ve adaletle yapılmıştır.
Ortak Hafıza: Bizi Biz Yapan Şey
Kudüs’ün taşıyla Türkistan’ın duası aynı ruha sahiptir.
Mısır’da yazılan bir şiir, Edirne’de yankılanır.
Bosna’daki bir çığlık, Hicaz’da duyulur.
Çünkü biz aynı hikâyenin kahramanlarıyız.
Selçuklu’nun çadırı, Osmanlı’nın sancağı, Karahanlıların bilgeliği,
Gaznelilerin adaleti, Endülüs’ün zarafeti, Abbasi’nin ilmi ve
Alparslan’ın secdesi aynı mirasa aittir. Bu, sadece bir milletin değil,
tüm Türk-İslam dünyasının ortak şerefidir.
Ama bu miras yavaş yavaş unutturuldu.
Tarihimizi ya çarpıttılar ya parçaladılar.
Kimimize dediler ki “Sen Arap’sın, Türkle ne işin var?”
Kimimize “Sen Orta Asya’dasın, İslam’ın ne işi var?”
Ve biz de yavaş yavaş kendimizden uzaklaştık…
Oysa Tarih Çağırıyor Bizi
Bugün yapılması gereken şey;
tarihin sesini yeniden duymak,
ortak hafızayı yeniden canlandırmak
ve bu büyük mirası yeniden kuşanmaktır.
Çünkü biz tarihe sadece tanıklık etmedik,
biz tarihi bizatihi yazdık.
Ve tarih diyor ki:
“Ey Türk, ey Müslüman!
Birbirinize sırt çevirerek değil;
omuz omuza vererek yüceldiniz.”
Bu çağrı, hâlâ geçerlidir.
Ve bu çağrıyı duyan herkes, bu mirasın nöbetçisidir.

Yazar