Rafet ULUTÜRK
Gagauz halkının yaşadığı kimlik kaybı, ani bir kırılmanın değil; uzun yıllara yayılan, sessiz ve sistematik bir sürecin sonucudur. Bu süreç silahla, sürgünle ya da açık şiddetle değil; “iyilik”, “eğitim” ve “medeniyet” söylemleri eşliğinde ilerlemiştir. Özellikle çocuklar üzerinden yürütülen politikalar, fark edilmesi en zor ama etkisi en derin olan asimilasyon biçimini ortaya çıkarmıştır.
Sözlü tarih anlatılarında sıkça tekrarlandığı üzere, Gagauz köylerinden seçilen çocuklar devlet tarafından “okutulmak” gerekçesiyle merkezlere, çoğunlukla Moskova’ya götürülmüştür. Bu uygulama ailelere bir fırsat, çocuklara ise bir gelecek vaadi olarak sunulmuştur. Yoksulluk koşulları, devlet otoritesine duyulan güven ve eğitimin kurtarıcı olduğu inancı, bu sürecin toplumsal itirazla karşılaşmamasını sağlamıştır. Ancak bu çocukların önemli bir kısmı geri dönmemiş, dönenler ise dilini, kimliğini ve aidiyetini büyük ölçüde yitirmiştir.
Bu noktada dikkat çekici olan, uygulanan politikanın açık bir baskı ya da zorlamaya dayanmamasıdır. Aksine, eğitim yoluyla yürütülen bu süreç, soykırım kavramının en “kolay” ve en görünmez biçimlerinden birini oluşturmuştur. Çünkü bir halkın geleceğini temsil eden çocuklar, kendi toplumlarından koparıldığında yalnızca bireysel kimlikler değil; kolektif hafıza, dil ve kültürel süreklilik de zayıflamıştır. Dilin kaybı, hafızanın kaybını; hafızanın kaybı ise geleceğin kaybını beraberinde getirmiştir.
Zamanla Rusça, kamusal alanın ve “üst kültürün” dili hâline gelirken, Gagauzca ev içine sıkıştırılmış, “köy dili” olarak algılanmaya başlanmıştır. Bu dönüşüm yalnızca bireysel tercihlerle değil; eğitim sistemi, bürokrasi ve dini kurumlar aracılığıyla kurumsallaşmıştır. Moskova’da eğitim alan kuşaklar öğretmen, memur, din adamı ve yönetici olduklarında, çoğu zaman farkında olmadan kendi halklarının dilini ikincil ve değersiz bir konuma itmiştir. Böylece asimilasyon dış baskıdan çok, içselleştirilmiş bir normal hâline gelmiştir.
Bu sürecin önemli ayaklarından biri de kilise olmuştur. Vaazların ve duaların Rusça verilmesi, kutsal alanın da dilsel dönüşüme dâhil edilmesine yol açmıştır. Bir çocuğun Tanrı ile ilişkisinin ana dili dışında kurulması, dilin yalnızca gündelik hayattan değil; kutsallıktan da dışlanması anlamına gelmiştir. Dilin kutsal alandan sürülmesi ise, tarihsel olarak onun toplumsal hayattan çekilmesinin en kesin işaretlerinden biridir.
Tüm bu gelişmeler, gürültülü bir yıkım yaratmadığı için uzun süre fark edilmemiştir. Kapılar kırılmamış, trenler gece kalkmamış, silahlar patlamamıştır. Bunun yerine çocuklar sessizce gitmiş, dil yavaşça susmuş ve toplum bu duruma alışmıştır. Alışmak ise bir halkın yaşayabileceği en derin kayıplardan biridir; çünkü alışılan şey artık sorgulanmaz.
Bugün Gagauz Türkçesinin karşı karşıya olduğu zorluklar, bu tarihsel sürecin doğal bir sonucudur. Yüzyıllar boyunca Rusça kamusal ve prestijli dil olarak konumlandırılmış, Gagauzca ise özel alanla sınırlandırılmıştır. Bugün “kimse bizi zorlamıyor” ifadesi sıkça dile getirilse de, zorlamasız gerçekleşen bu dönüşüm zaten asimilasyonun en başarılı biçimidir.
Buna rağmen süreç tamamlanmış değildir. Dil kaybı geri döndürülemez bir kader değildir. Bugün hâlâ bir imkân varsa, bu imkân siyasal ve toplumsal liderlerin tutumunda yatmaktadır. Gagauzya’yı yönetenlerin kamusal alanda Gagauzca konuşması, yalnızca bir iletişim tercihi değil; tarihsel bir yüzleşme ve sembolik bir direniş anlamı taşımaktadır. Bir lider ana dilinde konuştuğunda, sadece cümle kurmaz; bastırılmış bir hafızayı görünür kılar.
Gagauzlara yönelik asimilasyon bir günde gerçekleşmemiştir. Çocukla başlamış, dille derinleşmiş, kilisede meşrulaşmış ve evlerde normalleşmiştir. Uzun süre kimse fark etmemiştir. Ancak bugün fark edenler vardır. Bugün konuşanlar, yazanlar ve “biz buradayız” diyebilenler vardır. Bir dil geri dönebilir, bir halk yeniden ayağa kalkabilir. Bunun tek koşulu ise açıktır: Susmamak ve ana dili her alanda kullanmaktan vazgeçmemek.

България на кръстопът: Време за смела системна промяна
Bulgaristan %100 paralel sayım sonuçlarına göre: Parlamento’ya 4 parti giriyor
Avrupa medyası nasıl yorumluyor?
Turgut Özal ve Bulgaristan Türkleri: Bir Devlet Adamlığının Ötesinde, Bir Vefa Hikâyesi
Macaristan’da tarihi seçim: Sandıklar kapandı, katılım rekor kırdı
Bulgaristan’da oy satın alma operasyonlarında 1 milyon avro ele geçirildi
Yarım Kalmış Bir Hayatın Şiiri: Recep Küpçü’ye Dair