BULTÜRK Derneği tarafından düzenlenen resim sergisi, alışıldık sergi anlayışının ötesinde, izleyiciyi estetikten çok vicdanla baş başa bırakan güçlü bir tanıklık alanı sunuyor. Burada amaç yalnızca sanat eserlerini sergilemek değil; izleyiciyi tarihle, hafızayla ve sorumlulukla yüzleştirmek. Sergi salonuna giren herkes, tabloların karşısında bir izleyici olmaktan çıkıyor, doğrudan bir tanık hâline geliyor.

Serginin önemli konuklarından, önceki dönemlerde Bayrampaşa Belediye Başkanlığı görevini yürütmüş olan saygıdeğer Atila Aydıner, Balkanlar’da Türklerin yaşadığı hemen her coğrafyayı bizzat gezdiğini, Evladı Fatihan torunlarıyla yerinde görüşmeler yaptığını ifade ederken, serginin taşıdığı anlamı da net bir şekilde ortaya koyuyor. Bir Bulgaristan Türkleri Derneği olan BULTÜRK’ün yalnızca kendi tarihine odaklanmakla yetinmeyip, dünyanın dört bir yanındaki acıları aynı çatı altında buluşturmasını son derece önemli bir vizyon olarak nitelendiren Aydıner, bu yaklaşımın sıradan bir tercih değil, bilinçli ve ahlaki bir duruş olduğunu vurguluyor.

Gerçekten de sergi, Balkanlar’dan Doğu Türkistan’a, Hocalı’dan Srebrenitsa’ya, Ahıska’dan Kırım’a, Kerkük’ten Çamerya’ya uzanan geniş bir hafıza haritası sunuyor. Karabağ, KKTC, Mora, Vietnam, Cezayir, Tanzanya ve Tasmanya gibi insanlık tarihine kara bir leke olarak düşmüş coğrafyaların da bu çerçeveye dâhil edilmesi, serginin evrensel adalet anlayışını açıkça ortaya koyuyor. Holokost’un da bu hafıza zincirinin bir parçası olarak ele alınması, zulmün etnik, dini ya da coğrafi sınırlarla açıklanamayacağını; kimden gelirse gelsin karşısında durulması gerektiğini güçlü bir biçimde hatırlatıyor.

Bu vizyonun arkasında ise BULTÜRK Genel Başkanı Rafet Ulutürk’ün yıllardır sürdürdüğü kararlı ve alışılmışın dışında duruş bulunuyor. Bulgaristan tarihinde ilk kez bir Türk’ün cumhurbaşkanı adayı olarak gösterilmesi, seçim sonuçlarından bağımsız olarak tarihsel bir eşiktir. Bu süreçte alınan 59 bin oy, yalnızca bir siyasi sonuç değil; Bulgaristan Türklerinin görünürlük, varoluş ve irade beyanının somut ifadesidir. O dönemde Bulgaristan Türkleri olarak her türlü desteği verdik; bugün de Türkiye’de Bulgaristan Türklerini bir araya getirme yönünde atılan her adım, aynı çizginin devamı niteliğindedir.

Sergi, aynı zamanda dünyaya yöneltilmiş açık bir çağrıdır. Gücün değil adaletin merkezde olduğu bir dünya tasavvuru, sanat diliyle ifade edilmektedir. Adalet evrenseldir ve hiçbir güç dengesi, insanlık vicdanının üzerinde değildir.

Aliya İzzetbegoviç’in “Soykırım unutulursa, tekrarlanır” uyarısı ise bu serginin neden gerekli olduğunu tek cümlede özetlemektedir. Hatırlamak, geçmişte yaşanan acılara takılı kalmak değil; geleceğe karşı sorumluluk almaktır. Bu sergi, yalnızca geçmişi anlatmıyor, geleceğe dair güçlü bir uyarı da yapıyor.

BULTÜRK Genel Başkanı Rafet Ulutürk, yaptığı konuşmada Atila Aydıner’e başkanlığı döneminde verdikleri desteklerden dolayı teşekkür ederken, yeniden yanlarında olmasının kendileri için büyük bir moral ve güç kaynağı olduğunu ifade etti. Program, çekilen hatıra fotoğraflarıyla sona erdi; ancak serginin bıraktığı mesaj salondan çıkan herkesle birlikte taşınmaya devam etti.

Bu sergi sona erebilir.
Ama geride bıraktığı soru kalıcıdır:

Tanık olduk…
Şimdi bu tanıklığın gereğini yerine getirecek miyiz?

Bultürk Derneği Yönetim Kurulu – Aysu AKBAŞ

Yazar