Hamiyet ÇAKIR
Yurdum çiçek açmış yine. Ama bu kez mesele yalnızca dalların tomurcuklanması değil; içimizde uzun zamandır susan bir yerin konuşmaya başlaması. Çünkü bazı baharlar takvimle gelmez. Bazıları gecikir. Bazıları kırılır, ertelenir, hatta unutulur. Mayıs, biraz da o gecikmiş baharların adıdır.
Bir süredir herkesin içinde bir yorgunluk vardı. Adını koyamadığımız, ama her sabah biraz daha ağırlaşan bir şey. Şehirler kalabalıktı ama insanlar eksikti; konuşmalar çoktu ama sözler azdı. Günler birbirine benziyordu. Sanki hayat, bir yerde duraklamış da kimse bunu yüksek sesle söyleyemiyordu.
Sonra bir sabah, fark etmeden bir şey değişti.
Belki bir ağaç çiçek açtı sokağınızda. Belki açık bir pencereden içeri giren rüzgârın kokusu farklıydı. Belki de hiç beklemediğiniz bir anda, kalbinizde küçük bir hafifleme oldu. İşte Mayıs böyle gelir: Gürültüyle değil, bir iç çekiş gibi.
İnsan en çok da o anda anlar eksik olanı. Meğer ne kadar susmuşuz. Ne kadar içimize atmışız. Ne kadar uzun zamandır gerçekten “iyi” hissetmemişiz. Mayıs, insanın kendiyle yüzleştiği bir aydır biraz da. Çünkü doğa saklamaz; ne varsa ortaya koyar. Biz de saklayamayız artık.
Uzak dağların türküsü gibi çeker ya insanı kendine… O türkü aslında dışarıdan değil, içeriden gelir. Yarım kalmış cümlelerden, söylenmemiş sözlerden, tutulmuş gözyaşlarından. Mayıs, o türküyü duyulur kılar. İnsana der ki: “Artık susma. Artık hisset.”
Ama işin garip yanı şu: Mayıs sadece sevinç getirmez. Biraz da hüzün taşır içinde. Çünkü çiçek açan her şey, aynı zamanda neyin eksik olduğunu hatırlatır. Yanımızda olmayanları. Geri gelmeyecek zamanları. Bir daha aynı olmayacak anları.
Bu yüzden Mayıs’ta insan hem hafifler hem ağırlaşır. Hem gülmek ister hem durup bir yere bakmak. Hem koşmak ister hem geçmişe takılı kalmak. Çelişkilerin en güzelidir bu. Çünkü canlı olduğumuzu hatırlatır.
“Yurdum çiçek açmış yine” dediğimizde, aslında içimizden geçen şudur:
Her şeye rağmen, hâlâ bir şeyler büyüyor.
Her şeye rağmen, kalbimiz hâlâ hissetmeye devam ediyor.
Her şeye rağmen, hayat bize bir şans daha veriyor.
Ve biz, belki biraz kırık, belki biraz eksik ama hâlâ buradayız.
O yüzden Mayıs’a sadece hoş geldin demek yetmez.
Biraz da şöyle demek gerekir:
Geç kaldın belki…
Ama yine de iyi ki geldin, Mayıs.

Safiye Ademoğlu Türkyılmaz
Türk Dünyası İçin Üst Kimlik Meselesi
Kemal Tahir’e Duygusal Bir Bakış
Palmira Dosyasına Daha Soğuk ve Stratejik Bir Okuma
4 Mayıs 1924: Kerkük’ün Hafızasında Kanayan Yara
Mazlumun Ahı ve İlahi Terazi
Gidilen Yolun Bedeli: Gençliğe Bir Çağrı
Hıdırellez:Bir Ritüelden Fazlası, Toplumsal ve Psikolojik Bir Strateji