Sinan AKBAŞ
Türk dünyasının geleceği, yalnızca ekonomik anlaşmalarla, diplomatik zirvelerle ya da dönemsel kültür etkinlikleriyle kurulamaz. Asıl mesele daha derindedir: Ortak bir kimlik, ortak bir hafıza ve ortak bir stratejik akıl inşa etmek.
Bugün Türk dünyasında Özbek, Kazak, Kırgız, Türkmen, Azerbaycanlı, Tatar, Uygur ve daha birçok ad vardır. Bunların her biri tarihî, kültürel ve bölgesel zenginliktir. Ancak bu isimler Türk kimliğinin karşısına çıkarılmamalıdır. Bunlar alt kimliklerdir; üst kimlik ise Türk kimliğidir.
Bir ağacın dalları farklı yönlere uzanabilir; fakat kökü birdir. Türk dünyası da böyledir. Dalların farklı olması ağacı zayıflatmaz, aksine zenginleştirir. Fakat dallar kökle bağını koparırsa kurumaya mahkûm olur.
Bugün Türk dünyasının en büyük problemlerinden biri kültürel kopukluktur. Birbirimizin tarihçilerini tanımıyoruz, şairlerini okumuyoruz, romancılarını bilmiyoruz. Ortak kahramanlarımız, ortak acılarımız, ortak zaferlerimiz yeterince paylaşılmıyor. Bu yüzden Türk toplulukları birbirine kardeş olduğunu bilse de çoğu zaman birbirinin hayatına dokunamıyor.
Bu kopukluğu gidermek için tarihçiler, yazarlar, şairler, akademisyenler ve sanatçılar sürekli bir araya getirilmelidir. Ortak tarih çalışmaları yapılmalı, ortak edebiyat seçkileri hazırlanmalı, Türk dünyasının büyük isimleri bütün Türk coğrafyasında okutulmalıdır. Bir Kazak genci Mehmet Âkif’i, bir Türk genci Cengiz Aytmatov’u, bir Özbek genci Yunus Emre’yi, bir Azerbaycanlı genç Ali Şir Nevai’yi kendi mirası olarak görmelidir.
Ancak kültür tek başına yeterli değildir. Kültür stratejiyle birleşmediği zaman güzel söz olarak kalır. Türk dünyası artık duygusal kardeşlik söyleminden kurumsal birlik aşamasına geçmelidir. Ortak üniversiteler, araştırma merkezleri, kültür enstitüleri, medya ağları ve gençlik programları kurulmalıdır. Öğrenciler, akademisyenler, sanatçılar ve iş insanları Türk coğrafyasında daha kolay hareket edebilmelidir.
Türkiye Cumhuriyeti burada doğal bir çatı ve merkez rolü üstlenmelidir. Bu, diğer Türk devletlerini yok saymak anlamına gelmez. Aksine, Türkiye’nin tarihî tecrübesi, kurumsal yapısı, devlet geleneği ve dünyadaki görünürlüğü Türk dünyası için toparlayıcı bir imkândır. Türkiye Cumhuriyeti üst kimliğin siyasi ve kültürel merkezlerinden biri olmalı; Türk dünyası için bir çekim alanı oluşturmalıdır.
Fakat bu merkez anlayışı dayatmacı değil, birleştirici olmalıdır. Özbek’in Özbekliği, Kazak’ın Kazaklığı, Kırgız’ın Kırgızlığı korunmalı; fakat bunların hepsinin üzerinde Türk kimliği ortak payda olarak yükseltilmelidir. Alt kimlikler zenginliktir; üst kimlik ise hayatta kalma iradesidir.
Tarih bize açık bir ders veriyor: Dağınık kalan topluluklar zamanla başka güçlerin etkisine girer, asimile olur veya unutulur. Birlik kuramayan halkların kaderini başkaları yazar. Türk dünyası için de tehlike budur. Ayrı düşen, yalnızlaşan ve kendi kökünden uzaklaşan her Türk topluluğu zamanla yok olma riskiyle karşı karşıya kalır.
Bu yüzden Türk dünyası birlikte hareket etmek zorundadır. Eğitimde, kültürde, ekonomide, savunmada, diplomaside ve demografik politikalarda ortak akıl geliştirilmelidir. Dünyanın farklı bölgelerinde kimliğini korumakta zorlanan Türk toplulukları için planlı politikalar uygulanmalı; dilini, kültürünü ve tarihini kaybetmelerine izin verilmemelidir.
Türklerin tarihî yürüyüşü çoğu zaman batıya doğru olmuştur. Anadolu, Balkanlar ve Avrupa bu yürüyüşün önemli duraklarıdır. Ancak batıya yönelirken doğu Türkleri unutulmamalıdır. Doğu ile batı arasında yeniden güçlü bir kültür ve strateji köprüsü kurulmalıdır. Türk dünyası ancak bu köprüyü kurarsa gerçek anlamda bütünleşebilir.
Bugün mesele sadece geçmişi hatırlamak değildir. Mesele, geçmişten güç alarak geleceği kurmaktır. Türk kimliği bir nostalji değil, 21. yüzyılın stratejik gerçekliği olarak ele alınmalıdır.
Türk dünyasının önünde iki yol vardır: Ya alt kimlikler ortak Türk kimliğiyle birleşerek güçlü bir gelecek kuracak ya da her biri ayrı ayrı büyük güçlerin gölgesinde eriyip gidecektir.
Bu nedenle açıkça söylemek gerekir: Türk dünyası için birlik tercih değil, zorunluluktur. Ayrılan zayıflar, yalnız kalan unutulur, kopan yok olur. Fakat ortak kimlikte, ortak akılda ve ortak gelecekte birleşen Türk dünyası yalnızca varlığını sürdürmez; yeniden tarih sahnesinde etkili bir güç haline gelir.

Seçimler Bitti, Asıl Sınav Kurumlar İçin Başlıyor
Safiye Ademoğlu Türkyılmaz
Türk Dünyası İçin Üst Kimlik Meselesi
Kemal Tahir’e Duygusal Bir Bakış
Palmira Dosyasına Daha Soğuk ve Stratejik Bir Okuma
4 Mayıs 1924: Kerkük’ün Hafızasında Kanayan Yara
Mazlumun Ahı ve İlahi Terazi
Gidilen Yolun Bedeli: Gençliğe Bir Çağrı
Hıdırellez:Bir Ritüelden Fazlası, Toplumsal ve Psikolojik Bir Strateji