Ertaş ÇAKIR

Hayatın sarsılmaz, şaşmaz bir matematik terazisi vardır. Karnını doyurmak istersen toprağa tohum ekersin; üç ayda boy verir, başak olur. Bahçende bir gölge, sofranda bir lezzet istersen bir ağaç dikersin; meyvesini almak için altı yıl sabredersin. Ancak bir vatanın ufkunu aydınlatmak, bir halkın makûs talihini yenmek ve medeniyet sahnesinde “ben de varım” demek istersen, o teraziye en az yirmi yılını koyman gerekir.
Çünkü insan yetiştirmek, her şeyden önce zamanın ötesinde bir bedel ödemektir.

Lider Yetiştiremeyen Toplumların Hazin Sonu
Bir toplumu ayakta tutan şey sadece devasa binalar, modern otoyollar ya da karmaşık yasalar değildir. Bir topluma ruh üfleyen, ona istikamet çizen ve fırtınalı zamanlarda gemiyi limana yanaştıran tek güç; yetişmiş insan kaynağıdır.

Şu gerçeği en derinimizle hissetmek zorundayız: Lider yetiştiremeyen toplumlar, bir süre sonra kendi evlatlarını yiyen bir canavara dönüşür. Kendi içinden bilge, vicdanlı ve cesur rehberler çıkaramayan kalabalıklar, karanlıkta birbirine çarpar, birbirine düşman kesilir. Yetkin eller tarafından yoğrulmayan o devasa toplumsal enerji, dışarıya bir artı değer katmak yerine içeriye yönelir. Tıpkı bir virüs gibi, toplum kendi kendini içten içe kemirmeye başlar; kardeş kardeşi, komşu komşuyu, umut ise gerçeği yer bitirir.

Dava Adamı:
Bir Toplumun Kurtuluş Reçetesi
İşte bu noktada ihtiyacımız olan şey sadece meslek sahibi bireyler değil, “dava adamlarıdır.” Sıradan bir yönetici sadece günü kurtarır, ancak bir dava adamı koca bir toplumu uçurumun kenarından çekip alabilir.

Dava adamı yetiştirmek; bir ferdin zihnine bilgi yüklemekten öte, onun kalbine bir “mesele” ve bir “dert” nakşetmektir. Kendi menfaati bittiğinde davası bitmeyen, rüzgara göre eğilmeyen, yirmi yılın emeğiyle ilmek ilmek işlenmiş bu çelikten iradeler, bir milletin en büyük sigortasıdır. Tarih, isimsiz kalabalıkları değil; bir davanın peşinden giden o “bir tek adamın”, koca bir milleti nasıl yeniden ayağa kaldırdığını yazar.

Her Nesilde Yeniden Doğmak
“Bir millet her nesilde yeniden doğar” sözü, bize her yirmi yılda bir verilen muazzam bir fırsattır. Eğer biz bu yirmi yıllık süreci “çok uzun” bulup kestirme yollara saparsak; ne meyve verecek bir ağacımız kalır ne de gölgesinde huzur bulacağımız bir vatanımız.

İnsan yetiştirmenin bedeli sabırdır, emektir ve adanmışlıktır.
Unutmayalım ki; başıboş bırakılan bir tarla sadece diken üretir; başıboş bırakılan, idealden yoksun bir nesil ise kendi geleceğini tüketir.

Eğer bugün bir fidanı yirmi yıl sonrasının hayaliyle toprakla buluşturmuyorsak, yarın kendi karanlığımızda boğulmaya mahkûmuz demektir. Çünkü ancak bir tek dava adamı ayağa kalktığında, koca bir millet onunla birlikte yeniden doğar.

Yazar