İstanbul’da bazı yerlerden geçeriz; gördüğümüz yalnızca birkaç eski taş, yıpranmış bir duvar ya da sessiz bir mezar taşıdır. Oysa biraz durup baktığımızda, o taşların arkasında yüzyılların yaşadığını fark ederiz.
Fatih’in Aksaray semtinde, Namık Kemal Caddesi üzerinde bulunan Ebubekir Paşa Sıbyan Mektebi ve Haziresi de İstanbul’un bu sessiz fakat son derece değerli hafıza mekânlarından biridir.
Bugün burada yürütülen restorasyon çalışması, yalnızca tarihî mezar taşlarının ve bir hazirenin fiziki olarak ayağa kaldırılması değildir. Bu çalışma aynı zamanda İstanbul’un geçmişiyle yeniden buluşması anlamına gelmektedir.
Bu noktada BULTÜRK – Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği olarak tarihî ve kültürel mirasın korunmasına verdiğimiz önemi özellikle vurgulamak istiyoruz. BULTÜRK açısından bu tür çalışmalar, yalnızca İstanbul’un değil, Türk dünyasının ve Türk milletinin ortak tarih hafızasının korunmasının bir parçasıdır.
Çünkü taşları korumak, aslında hafızayı korumaktır.
Üç Asırlık Bir Miras
Kaynaklarda Ebubekir Paşa yapı topluluğunun 1723-1724 yıllarında Divan-ı Hümayun Çavuşbaşısı Ebubekir Ağa tarafından yaptırıldığı; sıbyan mektebi, sebil, üç çeşme, su terazisi ve hazireden oluşan küçük bir külliye niteliği taşıdığı belirtilmektedir.
Bugün Aksaray’ın yoğun şehir hayatı içerisinde kalan bu alan, yaklaşık üç asırlık İstanbul tarihinin önemli tanıklarından biridir.
Burada yalnızca insanlar defnedilmemiştir.
Bir dönemin şehir kültürü, sosyal yapısı, sanat anlayışı, meslekleri, unvanları ve aile ilişkileri de taşlara işlenmiştir.
Bu nedenle bir mezar taşı kırıldığında yalnızca bir taş zarar görmez.
Bir isim kaybolur.
Bir aile bağı silinir.
Bir sanat eseri yok olur.
Bir dönemin dili ve estetik anlayışından bir parça eksilir.
İşte bu nedenle Ebubekir Paşa Haziresi’nin korunması, İstanbul’un hafızasının korunmasıdır.
Bir Mezarlık Değil, Açık Hava Arşivi
Osmanlı şehir kültüründe hazireler yalnızca defin alanları değildi.
Her mezar taşı adeta bir kimlik belgesiydi.
Üzerindeki isim, tarih, unvan, meslek, dua, hat sanatı ve semboller; geçmişte yaşamış insanların kimlikleri hakkında önemli bilgiler taşır.
Bugün dijital çağda belgeleri bilgisayar sistemlerinde ve veri tabanlarında saklıyoruz.
Osmanlı insanı ise şehrin hafızasını taşa yazıyordu.
Bu nedenle tarihî hazireler, aynı zamanda birer açık hava arşividir.
BULTÜRK olarak bizim yaklaşımımız da tam olarak burada şekillenmektedir: Tarihî eserleri yalnızca korumak değil, onları araştırmak, belgelemek ve gelecek kuşakların anlayabileceği şekilde yeniden anlatmak.
BULTÜRK’ten Hafıza Odaklı Koruma Anlayışı
Ebubekir Paşa Haziresi’nde gerçekleştirilen restorasyonun, yalnızca fiziksel bir yenileme çalışması olarak kalmaması gerektiğine inanıyoruz.
BULTÜRK olarak önerimiz; restorasyonun ardından hazirenin bilimsel ve dijital bir envanterinin oluşturulmasıdır.
Burada bulunan mezar taşları tek tek belgelenmeli, kitabeleri okunmalı, tarihleri kaydedilmeli, sanat özellikleri incelenmeli ve mümkün olduğu ölçüde burada medfun bulunan kişilerin hayatlarına ilişkin bilgiler araştırılmalıdır.
Bu bilgiler dijital ortamda erişilebilir hâle getirilmelidir.
Her mezar taşına veya uygun noktalara yerleştirilecek QR kodlarla ziyaretçiler;
- Mezarda kimin bulunduğunu,
- Hangi dönemde yaşadığını,
- Mezar taşı kitabesinin ne anlattığını,
- Kullanılan sembollerin anlamını,
- Taşın sanat ve hat özelliklerini,
- Hazirenin tarihî geçmişini
öğrenebilmelidir.
Böylece restorasyon yalnızca koruma olmaktan çıkar, aynı zamanda eğitim ve kültür hizmetine dönüşür.
Aksaray’ın Altında Başka Bir Aksaray Var
Bugünkü Aksaray’a baktığımızda yolları, otelleri, dükkânları, iş merkezlerini ve yoğun insan hareketliliğini görüyoruz.
Fakat bu modern görüntünün arasında başka bir Aksaray daha yaşamaktadır.
Çeşmeleriyle…
Sebilleriyle…
Mektepleriyle…
Camileriyle…
Hazireleriyle…
Vakıflarıyla…
İstanbul’un eski şehir dokusu tamamen ortadan kalkmış değildir. Bugünün şehrine parçalar hâlinde tutunmaya devam etmektedir.
Ebubekir Paşa Sıbyan Mektebi ve Haziresi de bu tarihî zincirin önemli halkalarından biridir.
Dolayısıyla mesele birkaç mezar taşını korumaktan ibaret değildir.
Asıl mesele, Aksaray’ın ve İstanbul’un tarihî kimliğini yeniden okuyabilmektir.
Geçmişten Bugüne Bir Şehircilik Dersi
İstanbul, özellikle 1950’li yıllardan itibaren büyük ulaşım ve imar müdahalelerine sahne oldu. Bu süreçte Tarihî Yarımada’daki birçok tarihî yapı ve yapı grubu çevresel değişimlerden etkilendi.
Ebubekir Paşa yapı topluluğunun da 1950’lerde gerçekleştirilen cadde genişletme çalışmalarının yaşandığı çevrede bulunması, bize bugün açısından önemli bir şehircilik dersi vermektedir.
Şehirleri büyütürken hafızalarını küçültmemeliyiz.
Elbette yollar yapılmalıdır.
Ulaşım geliştirilmelidir.
Depreme dayanıklı şehirler kurulmalıdır.
Kentsel dönüşüm gerçekleştirilmelidir.
Ancak bütün bunlar yapılırken geçmişin izleri mümkün olduğunca korunmalıdır.
Çünkü medeniyet, geçmişi tamamen ortadan kaldırıp yerine yenisini koymak değildir.
Medeniyet, geçmişi koruyarak geleceği inşa edebilme kabiliyetidir.
Sıbyan Mektebi Yeniden İnsan Yetiştiren Bir Mekâna Dönüşebilir
Ebubekir Paşa yapı topluluğunun bir diğer önemli özelliği de sıbyan mektebidir.
Yaklaşık üç asır önce çocukların eğitim gördüğü bu mekân, bugün de eğitim ve kültür açısından değerlendirilebilir.
Mektebin günümüz şartlarında yeniden klasik anlamda bir okul olması elbette beklenmemelidir.
Ancak İstanbul tarihi, Osmanlı şehir kültürü, hat sanatı, mezar taşı kitabeleri, vakıf kültürü ve Türk-İslam medeniyeti üzerine küçük bir kültür ve eğitim merkezi olarak değerlendirilmesi mümkündür.
Çocuklara ve gençlere yönelik tarih atölyeleri düzenlenebilir.
Mezar taşı okuma ve kitabe çalışmaları yapılabilir.
Hat ve geleneksel sanatlar üzerine eğitimler verilebilir.
Böylece üç yüz yıl önce çocukların eğitim gördüğü bir yapı, üç yüz yıl sonra yeniden insan yetiştiren ve bilgi üreten bir mekâna dönüşebilir.
Bir tarihî eseri yaşatmanın en güzel yolu, onu yalnızca seyredilen bir yapı olmaktan çıkarıp yaşayan bir kültür alanına dönüştürmektir.
BULTÜRK’ün Önerisi: İstanbul Hazireleri Dijital Hafıza Projesi
Ebubekir Paşa Haziresi’nde gerçekleştirilen çalışma, İstanbul genelinde daha kapsamlı bir projenin başlangıcı olabilir.
BULTÜRK olarak “İstanbul Hazireleri Dijital Hafıza Projesi” gibi kapsamlı bir çalışmanın hayata geçirilmesini öneriyoruz.
Bu proje kapsamında;
- İstanbul’daki tarihî hazirelerin envanteri çıkarılmalı,
- Mezar taşları bilimsel yöntemlerle belgelenmeli,
- Kitabeler okunarak kayıt altına alınmalı,
- Mezar taşlarının üç boyutlu dijital taramaları yapılmalı,
- Medfun kişilerin biyografileri araştırılmalı,
- Tarihî alanların eski ve yeni görüntüleri arşivlenmeli,
- Elde edilen bilgiler ortak bir dijital veri tabanında toplanmalıdır.
Böyle bir sistem yalnızca akademisyenlerin değil, öğrencilerin, araştırmacıların, turistlerin ve İstanbul’da yaşayan herkesin kullanımına açık olmalıdır.
Düşünün:
Bir genç İstanbul sokaklarında yürürken tarihî bir hazireyle karşılaşıyor.
Telefonunu QR koduna okutuyor.
Karşısına üç yüz yıl önceki İstanbul çıkıyor.
Kimler yaşamış?
Hangi meslekleri yapmışlar?
Nasıl bir şehirde yaşamışlar?
Mezar taşındaki semboller ne anlama geliyor?
Kitabede ne yazıyor?
İşte o zaman İstanbul yalnızca gezilen bir şehir olmaktan çıkar.
Okunan bir medeniyet kitabına dönüşür.
İstanbul’un Hafıza Rotaları Oluşturulmalı
İstanbul’un tarihî mirasını korumanın bir başka yolu da bu küçük tarihî alanları birbirinden kopuk noktalar olmaktan çıkarmaktır.
Ebubekir Paşa Haziresi; Laleli, Beyazıt, Süleymaniye, Vefa ve Fatih çevresindeki diğer tarihî yapılarla birlikte değerlendirilebilir.
Böylece “İstanbul Hafıza Rotaları” oluşturulabilir.
Ziyaretçiler yalnızca Ayasofya, Topkapı Sarayı veya Sultanahmet Camii gibi büyük anıtları değil; İstanbul’un gündelik hayatına, sosyal tarihine ve mahalle kültürüne ışık tutan küçük eserleri de keşfedebilir.
Çünkü İstanbul’un medeniyet derinliği yalnızca büyük yapılarda değildir.
Bazen bir çeşmede…
Bazen bir sebilde…
Bazen bir mektepte…
Bazen de sessizce duran tek bir mezar taşında karşımıza çıkar.
BULTÜRK İçin Kültürel Miras, Geleceğe Bırakılan Emanettir
BULTÜRK olarak tarihî ve kültürel mirasın korunmasını yalnızca geçmişe duyulan bir saygı olarak görmüyoruz.
Bu aynı zamanda gelecek nesillere karşı sorumluluktur.
Çünkü kültürel hafıza kaybedildiğinde toplum yalnızca geçmişini değil, kimliğinin önemli bir bölümünü de kaybetmeye başlar.
Bu nedenle tarihî eserlerin korunması konusunda kamu kurumları, belediyeler, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları, araştırmacılar ve vatandaşlar arasında daha güçlü bir iş birliği kurulmalıdır.
BULTÜRK de bu anlayışla, tarihî mirasın korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması konusunda üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye devam edecektir.
Taşı Değil, Hafızayı Kurtarıyoruz
Üç yüz yıl önce Ebubekir Paşa ve dönemin insanları bu eserleri yalnızca kendi dönemleri için inşa etmediler.
Bir vakıf anlayışıyla gelecek kuşaklara emanet ettiler.
Bugün o emanet bizim elimizdedir.
Bizim görevimiz ise onu bir sonraki nesle ulaştırmaktır.
Ama mümkünse aldığımızdan daha iyi durumda:
Belgelenmiş…
Araştırılmış…
Restore edilmiş…
Koruma altına alınmış…
Çocuklara anlatılmış…
Gençlere öğretilmiş…
İstanbul’un kültürel hayatına yeniden kazandırılmış şekilde.
Çünkü şehirler binalarla büyür; hafızalarıyla medeniyet olur.
Ebubekir Paşa Haziresi’nde bugün yapılan çalışma bu nedenle küçük bir restorasyon değildir.
Doğru değerlendirildiğinde İstanbul’un geçmişiyle yeniden konuşmasını sağlayacak önemli bir adımdır.
BULTÜRK olarak temennimiz, bu çalışmanın yalnızca bir hazirenin restorasyonuyla sınırlı kalmaması; İstanbul’un bütün tarihî hazirelerini, mezar taşlarını, çeşmelerini, sebillerini, mekteplerini ve vakıf eserlerini kapsayan daha büyük bir kültürel hafıza seferberliğine dönüşmesidir.
Çünkü geçmişi ayağa kaldırmak, geleceğe bakmaya engel değildir.
Tam tersine, geleceğe hangi medeniyetin mirasçıları olarak yürüdüğümüzü bilmemizi sağlar.
Ve İstanbul’da koruduğumuz her tarihî taşla aslında şunu söylüyoruz:
Biz yalnızca mezar taşlarını değil, milletimizin hafızasını koruyoruz.
BULTÜRK olarak bu hafızanın korunmasına, yaşatılmasına ve gelecek nesillere aktarılmasına vesile olmaktan büyük bir sorumluluk duyuyoruz.

Radev: Kara para aklamayla mücadele Bulgaristan’ın “Gri Liste”den çıkışında belirleyici olacak
Haskovo ve Kırcali’de koyun-keçi çiçeği alarmı: 2 yeni salgın tespit edildi
Kalotina ve Kapitan Andreevo’da sınır geçişlerinde yoğunluk sürüyor
Türk-İslam Davası: Geleceği Bekleyen Değil, Geleceği Kuran Bir Medeniyet Stratejisi
Dünyaya Örnek Yeni Demokrasi Modeli
Bulgaristan’da Yeni Bir Siyasi Sözleşme Arayışı: Doğrudan Demokrasi, Temsil ve Geleceğin Devleti
Varna’dan Vetrino’ya: Tarihi Korumak Değil, Geleceği İnşa Etmek
Bir Milletin Geleceği Evde Kurulur
Aksaray’da Taşlar Yeniden Konuşuyor: Ebubekir Paşa Haziresi’nde BULTÜRK’ten Hafıza Seferberliği