Raziye ÇAKIR

Bir devletin geleceğini anlamak için yalnızca bütçesine, ordusuna, fabrikalarına veya teknoloji yatırımlarına bakmak yetmez. Asıl bakılması gereken yer, evlerin içidir. Çünkü milletlerin kaderi önce ailede şekillenir; okulda gelişir, toplumda görünür ve devlet yönetiminde sonuç verir.

Grigory Petrov’un Beyaz Zambaklar Ülkesinde eserinde anlattığı çocuk terbiyesi meselesi, yalnızca anne babalara yönelik ahlaki bir öğüt değildir. Bu mesele, doğrudan doğruya bir ülkenin kalkınmasıyla, güvenliğiyle, adaletiyle ve gelecekteki yönetim kalitesiyle ilgilidir.

Bugünün çocuğu yarının hâkimi, öğretmeni, askeri, doktoru, iş insanı, sanatçısı ve devlet yöneticisidir. Dolayısıyla bir çocuğun yetiştirilme biçimi, yalnızca bir ailenin özel meselesi olarak görülemez. Her çocuk, milletin geleceğine bırakılmış canlı bir emanettir.

Suçu Gençlerde Aramak Kolaydır

Toplumda sık sık gençlerden şikâyet edilir.

“Gençler saygısız oldu.”

“Gençler çalışmıyor.”

“Gençler sorumluluk bilmiyor.”

“Yeni nesilde ahlak kalmadı.”

Fakat bu cümleler söylenirken en önemli soru çoğu zaman sorulmaz:

Bu gençleri kim yetiştirdi?

Hiçbir çocuk hayata bencil, ilgisiz, kaba veya sorumsuz olarak başlamaz. Çocuk, yaşadığı çevrenin dilini, tavrını, korkularını ve alışkanlıklarını öğrenir. Evde ne görüyorsa onu hayatın gerçeği sanır.

Anne baba çocuğa dürüst olmasını öğütlerken kendi hayatında yalana başvuruyorsa, çocuk söze değil davranışa inanır. “Kimseyi incitme” denilen bir evde hakaret, kavga ve aşağılama varsa, verilen öğüdün hiçbir anlamı kalmaz.

Çocukların en güçlü öğretmeni sözcükler değil, örneklerdir.

Ailenin Veremediğini Okul Tek Başına Tamamlayamaz

Aileler çocuklarının iyi okullarda okumasını, yüksek notlar almasını, başarılı meslekler edinmesini ister. Bu elbette değerlidir. Ancak eğitim yalnızca diploma ve meslek kazandırma işi değildir.

Bir çocuk matematik öğrenebilir ama adalet duygusu gelişmemiş olabilir.

Yabancı dil konuşabilir ama insanlara saygı duymayabilir.

Teknolojiyi kullanabilir ama emeğin değerini bilmeyebilir.

İyi bir meslek sahibi olabilir ama toplumuna karşı sorumluluk hissetmeyebilir.

İşte asıl tehlike burada başlar.

Okul bilgi kazandırabilir; fakat karakterin ilk temeli ailede atılır. Öğretmen çocuğa dürüstlüğü anlatabilir, ancak evde dürüstlük yaşanmıyorsa bu eğitim eksik kalır. Okul sorumluluk öğretmeye çalışabilir, ancak evde her işi başkaları yapıyorsa çocuk hayatın yükünü taşımayı öğrenemez.

Ailenin ihmali, zamanla okulun ve toplumun omzuna ağır bir yük olarak biner.

Karnı Doyan, Ruhu Aç Kalan Çocuklar

Bazı aileler anne babalık görevini çocuğun maddi ihtiyaçlarını karşılamakla sınırlar. Yemeği hazırdır, kıyafeti alınmıştır, okul masrafı ödenmiştir. Fakat çocukla konuşulmaz, düşünceleri dinlenmez, korkuları anlaşılmaz, ruh dünyasına temas edilmez.

Böyle çocuklar dışarıdan bakıldığında eksiksiz görünür; fakat içlerinde büyük bir boşluk taşıyabilirler.

Bir çocuğun yalnızca bedeni değil, ruhu da beslenmelidir. Sevgi, güven, ilgi, aidiyet ve sorumluluk duygusu çocuğun manevi gıdalarıdır.

Ruhu ihmal edilen çocuk, kalabalık bir aile içinde bile yalnız büyüyebilir. Anne babası hayatta olduğu hâlde kendisini sahipsiz hissedebilir. Bu nedenle gerçek yetimlik, bazen anne babanın yokluğu değil, ilgisizliğidir.

Çocuk Nasihati Değil, Tutarlılığı Arar

Çocuklar anne babalarının çelişkilerini çok erken fark eder.

Bir baba çocuğuna “çalışkan ol” derken bütün boş zamanını amaçsızca geçiriyorsa, sözünün etkisi azalır.

Bir anne “dedikodu yapma” derken sürekli başkalarını konuşuyorsa, çocuk öğüdü değil davranışı kaydeder.

Aile içinde adalet anlatılıp kardeşler arasında ayrım yapılıyorsa, çocuk adaletin yalnızca bir söz olduğunu düşünür.

Bu çelişkiler tekrarlandıkça çocuk anne babasına güvenini kaybeder. Ardından verilen öğütlere karşı duyarsızlaşır. Söz dinlememesinin nedeni çoğu zaman asi oluşu değil, büyüklerin sözleriyle hayatları arasındaki uçurumu görmesidir.

Çocukların itaatten önce güvene, korkudan önce sevgiye, cezadan önce doğru örneğe ihtiyacı vardır.

Kanat mı Veriyoruz, Kanat mı Kesiyoruz?

Her anne baba çocuğunun yükselmesini ister. Fakat yükselmek yalnızca iyi maaşlı bir meslek sahibi olmak değildir.

Yükselmek;

dürüst olmak,

emeğe saygı duymak,

haksızlık karşısında susmamak,

kendi ayakları üzerinde durmak,

milletine ve insanlığa faydalı olmaktır.

Çocuklarımızın mühendis, doktor, avukat veya yönetici olmasını isteyebiliriz. Ancak önce iyi insan olmalarını istemeliyiz. Çünkü iyi insan olmayan başarılı birey, toplum için faydadan çok zarar üretebilir.

Bir çocuğa her istediğini vermek, onu hayata hazırlamak değildir. Bazen aşırı korumacılık da çocuğun kanatlarını keser. Sorumluluk almayan, zorluk görmeyen, hata yapmasına izin verilmeyen çocuk büyüdüğünde hayatın gerçekleri karşısında zorlanır.

Çocuğa kanat vermek, onun yerine uçmak değildir. Uçmayı öğretmektir.

Aile, Devletin İlk Okuludur

Bir devletin kalitesi, büyük ölçüde yetiştirdiği insanların kalitesiyle ölçülür.

Adaletli hâkimler, vicdanlı doktorlar, dürüst memurlar, sorumlu yöneticiler ve çalışkan üreticiler tesadüfen ortaya çıkmaz. Bunların temeli çocuklukta atılır.

Aile içinde adalet gören çocuk, ileride adil olmaya daha yatkın olur.

Emeğe saygı duyan çocuk, kamu malına zarar vermez.

Paylaşmayı öğrenen çocuk, toplum hayatında yalnız kendi çıkarını düşünmez.

Vatan sevgisi kazanan çocuk, görevini yalnız maaş karşılığında yapmaz.

Bu nedenle aile, devletin görünmeyen fakat en etkili kurumudur. Anayasadan önce vicdanı, kanundan önce ahlakı, cezadan önce sorumluluğu öğretir.

Ailede Başlayan İhmal, Devlette Krize Dönüşür

Çocuk terbiyesindeki ihmal yalnızca bireysel bir sorun olarak kalmaz. Zamanla bütün topluma yayılır.

Sorumluluk duygusu gelişmemiş çocuk, ileride görevini önemsemeyen bir memur olabilir.

Çalışmadan kazanmayı öğrenen çocuk, kolay yoldan zenginleşmenin peşine düşebilir.

Yalanı normal gören çocuk, ileride ticarette, siyasette veya bürokraside güveni zedeleyebilir.

Kendisine sürekli ayrıcalık tanınan çocuk, büyüdüğünde hukukun herkes için eşit olması gerektiğini kabullenmekte zorlanabilir.

Böylece ailedeki küçük yanlışlar, yıllar sonra devlet düzeninde büyük sorunlar olarak karşımıza çıkar.

Yolsuzluk, kayırmacılık, görev ihmali ve toplumsal duyarsızlık yalnızca hukuk yoluyla çözülemez. Çünkü bunların bir kısmı, çocuklukta yerleşen karakter sorunlarının yetişkinlikteki sonuçlarıdır.

Milli Güvenliğin Görünmeyen Boyutu

Milli güvenlik denildiğinde akla çoğunlukla sınırlar, silahlar, ordular ve istihbarat gelir. Oysa milletlerin en derin güvenlik hattı insan unsurudur.

En gelişmiş silahı da insan kullanır.

En modern kurumu da insan yönetir.

En güçlü ekonomiyi de insan üretir.

Eğer insan unsuru zayıfsa, sahip olunan maddi güç uzun süre korunamaz.

Karakteri zayıflayan toplumlarda kurumlar içeriden aşınır. Görev bilinci azalır, güven kaybolur, ortak hedefler yerini bireysel çıkarlara bırakır. Böyle bir toplumu dışarıdan zayıflatmak daha kolay hâle gelir.

Bu bakımdan çocuk yetiştirmek, yalnızca pedagojik değil, stratejik bir meseledir. İyi yetişmiş nesil, ülkenin en güçlü savunma sistemidir.

Kalkınma Sadece Yol ve Fabrika Yapmak Değildir

Bir ülke yollar, köprüler, fabrikalar ve teknoloji merkezleri kurabilir. Ancak bütün bunları koruyacak, geliştirecek ve adaletle yönetecek insan yetiştiremiyorsa kalkınması eksik kalır.

Gerçek kalkınma, insanın niteliğinin yükselmesidir.

Çalışkan ama ahlaksız insan tehlikelidir.

Bilgili ama vicdansız insan yıkıcı olabilir.

Güçlü ama adaletsiz insan toplumu korkuya sürükler.

Bu nedenle kalkınmanın merkezinde yalnızca beceri değil, karakter bulunmalıdır. Devletin en stratejik yatırımı insan sermayesi; insan sermayesinin ilk üretim merkezi ise ailedir.

Tüketen Değil, Katkı Sunan Nesil
Modern hayat çocuklara sürekli daha fazlasını istemeyi öğretiyor. Daha iyi telefon, daha pahalı kıyafet, daha yüksek gelir, daha rahat bir hayat…

Fakat hayat yalnızca almak değildir. Yaşamanın gerçek anlamı, dünyaya ne kattığımızla ilgilidir.

Çocuğa yalnızca “başarılı ol” demek yetmez. “Faydalı ol” da denilmelidir.

Yalnızca “zengin ol” değil, “helal kazan” öğretilmelidir.

Yalnızca “güçlü ol” değil, “gücünü adaletle kullan” denilmelidir.

Toplumdan sürekli alan, fakat topluma hiçbir şey vermeyen bireyler çoğaldığında dayanışma zayıflar. Herkes kendi çıkarına yönelir, ortak değerler aşınır.

Oysa güçlü millet, yalnız haklarını bilen değil, sorumluluklarını da yerine getiren insanlardan oluşur.

Anne Babalık Bir Unvan Değil, Sürekli Sorumluluktur

Anne baba olmak, yalnızca çocuk sahibi olmak değildir. Çocuğun bedenine, aklına, vicdanına ve geleceğine karşı sorumluluk taşımaktır.

Bu görev zaman ayırmayı, sabretmeyi, dinlemeyi, kendini düzeltmeyi gerektirir. Çünkü çocuk yetiştirmek, önce yetişkinin kendi davranışlarını gözden geçirmesidir.

Çocuğundan dürüstlük isteyen anne baba önce kendi dürüstlüğünü sorgulamalıdır.

Saygı bekleyen, saygılı davranmalıdır.

Çalışkanlık isteyen, emeğiyle örnek olmalıdır.

Kitap okumasını isteyen, kendi eline de kitap almalıdır.

Çocuğun terbiyesi, büyüklerin kendilerini terbiye etmesiyle başlar.

Okul, Aile ve Devlet Aynı Hedefte Buluşmalıdır

Çocuk eğitimi yalnız aileye bırakılacak kadar dar, yalnız okula bırakılacak kadar basit bir mesele değildir. Aile, okul, medya, sivil toplum ve devlet aynı hedef doğrultusunda hareket etmelidir.

Aile karakterin temelini atmalı.

Okul bilgi, beceri ve düşünme yeteneğini geliştirmeli.

Medya doğru rol modeller sunmalı.
Devlet aileleri eğitim konusunda desteklemeli.

Toplum ise dürüstlüğü, emeği ve hizmeti itibarlı hâle getirmelidir.

Çocuk bir tarafta doğruluğu öğrenirken diğer tarafta hile yapanların ödüllendirildiğini görürse, verilen eğitim inandırıcılığını kaybeder. Bu nedenle çocuk eğitimi, bütün toplumun davranış düzeniyle desteklenmelidir.

Bir Ülkenin En Büyük Projesi İyi İnsan Yetiştirmektir

Devletlerin büyük projeleri vardır. Sanayi projeleri, ulaşım projeleri, savunma projeleri, enerji ve teknoloji yatırımları…

Fakat bütün bunların üzerinde bir proje bulunmalıdır:

İyi insan yetiştirme projesi.

Çünkü iyi insan yoksa iyi yönetim kurulamaz. Güvenilir insan yoksa güçlü ekonomi oluşamaz. Sorumlu insan yoksa kurumlar ayakta kalamaz.

İnsan yetiştirme meselesi seçim dönemlerine, günlük tartışmalara veya geçici kampanyalara bırakılamaz. Bu konu uzun vadeli bir devlet politikası hâline gelmelidir.

Anne baba eğitimleri yaygınlaştırılmalı, aile içi iletişim desteklenmeli, çocukların ruhsal ve ahlaki gelişimi akademik başarı kadar önemsenmelidir.

Ne Ekersek Onu Biçeceğiz

Çocuk ruhu, işlenmeyi bekleyen verimli bir toprak gibidir. O toprağa sevgi, dürüstlük, emek, sorumluluk ve vatan şuuru ekilirse güçlü karakterler yetişir.

Fakat toprak boş bırakılırsa boş kalmaz. Orada ilgisizlik, bencillik, öfke, tembellik ve duyarsızlık büyür.

Bugün çocuklarımızın ruhuna ne ektiğimiz, yarın nasıl bir toplumda yaşayacağımızı belirleyecektir.

Çocuklarımıza sadece rahat bir hayat değil, anlamlı bir hayat hazırlamalıyız. Onlara yalnızca miras bırakmak değil, karakter kazandırmak zorundayız.

Çünkü servet tükenebilir, makam kaybolabilir, imkânlar değişebilir. Fakat sağlam karakter, insanın ömür boyu taşıdığı en büyük güçtür.

Bir milletin gerçek zenginliği, iyi yetişmiş evlatlarıdır.

Bir devletin gerçek güvenliği, vicdanlı insanlarıdır.

Bir medeniyetin gerçek geleceği ise ailelerin çocuklarına verdiği ahlak, sevgi, sorumluluk ve ülküdür.

Aileyi güçlendirmek, devleti güçlendirmektir.
Çocuğu yetiştirmek, geleceği inşa etmektir.
İyi insan yetiştirmek ise en büyük vatan hizmetidir.

Yazar