Dr. Nedim BİRİNCİ
Bulgaristan siyasetinde uzun yıllardır aynı sorular dönüp duruyor: Hangi parti iktidara gelecek, hangi lider öne çıkacak, hangi koalisyon kurulacak, hangisi dağılacak? Oysa ülkenin temel meselesi artık yalnızca hükümetlerin değişmesi değildir. Asıl mesele, vatandaşın siyasal sisteme olan güveninin zayıflaması, karar alma mekanizmalarının toplumdan uzaklaşması ve seçmenin dört yılda bir hatırlanan pasif bir unsur hâline gelmesidir.
Bu nedenle “Пряка Демокрация – Doğrudan Demokrasi” hareketinin ortaya koyduğu yaklaşımı yalnızca bir parti programı olarak değerlendirmek eksik olur. Çünkü burada asıl tartışma, kimin iktidar olacağı değil; iktidarın nasıl üretileceği, nasıl sınırlandırılacağı, nasıl denetleneceği ve vatandaşın devlet karşısındaki gerçek konumunun ne olacağıdır.
Bulgaristan’ın bugün sorması gereken soru şudur:
Yeni bir hükümete mi ihtiyaç var, yoksa yeni bir yönetim anlayışına mı?
İşte mesele tam burada başlıyor.
Bugünkü temsili demokrasilerde vatandaş seçim günü güçlüdür. Oyunu verir, milletvekilini seçer, siyasi iradesini ortaya koyar. Fakat seçimden sonra siyaset büyük ölçüde parti merkezleri, milletvekili grupları, koalisyon hesapları ve bürokratik mekanizmalar arasında şekillenir. Vatandaş ise bir sonraki seçime kadar beklemek zorunda kalır.
Doğrudan demokrasi fikrinin en güçlü tarafı, bu ilişkiyi değiştirmeye çalışmasıdır.
Vatandaş yalnızca seçen değil; aynı zamanda denetleyen, sorgulayan, karar süreçlerine katılan ve gerektiğinde seçtiğini görevden alabilen bir aktör hâline getirilmek istenmektedir.
Bu yaklaşımın özü üç kelimeyle anlatılabilir:
Seç, denetle, geri çağır.
Aslında bu üç kelime, Bulgaristan siyasetinin uzun yıllardır çözemediği hesap verebilirlik sorununa doğrudan cevap aramaktadır.
Çünkü gerçek demokrasi yalnızca yetki vermek değildir. Verilen yetkinin hesabını sorabilmektir.
Ancak burada daha derin bir mesele vardır. Bulgaristan’ın siyasi sisteminde parti merkezlerinin gücü son derece büyüktür. Adaylar çoğu zaman seçmenden önce parti merkezlerine karşı sorumlu hâle gelir. Bir milletvekili yeniden aday gösterilip gösterilmeyeceğini seçmenden çok parti yönetiminin belirlediğini biliyorsa, doğal olarak siyasi öncelikleri de buna göre şekillenebilir.
Bu nedenle doğrudan demokrasi yaklaşımının stratejik değeri, yalnızca referandum fikrinde değil, parti merkezli siyasetten vatandaş merkezli siyasete geçiş arayışında yatmaktadır.
Milletvekilinin gerçek siyasi geleceği seçmene bağlandığında siyasetçinin sorduğu soru da değişir.
“Genel merkez ne istiyor?” yerine,
“Beni seçen insanlar ne istiyor?” sorusu öne çıkar.
Bu değişiklik küçük görünse de siyasal kültür açısından büyük bir dönüşümdür.
Doğrudan Demokrasi platformunda yasama ile yürütmenin daha belirgin biçimde ayrılması fikri de bu çerçevede dikkat çekmektedir. Mevcut parlamenter sistemde vatandaş parlamentoyu seçer, parlamentodaki çoğunluk ise hükümeti oluşturur. Önerilen modelde ise hükümetin ve yasamanın daha doğrudan halk iradesiyle şekillenmesi hedeflenmektedir.
Bu yaklaşımın avantajı açıktır: Hükümet parti içi pazarlıklardan daha bağımsız hâle gelebilir. Ancak burada ciddi bir anayasal soru ortaya çıkar. Eğer parlamento ile hükümet birbirine zıt siyasi çizgilerde oluşursa sistem nasıl işleyecek? Yetki çatışmaları nasıl çözülecek? Devlet yönetimi tıkanırsa hakem kim olacak?
Bu nedenle sistem değişikliği yalnızca güzel sloganlarla kurulamaz. Yeni bir model öneriliyorsa, onun kriz çözme mekanizmaları da en az seçim sistemi kadar güçlü olmak zorundadır.
Bir diğer önemli tartışma milletvekili sayısının azaltılmasıdır. Daha küçük bir parlamento ilk bakışta daha düşük maliyet, daha hızlı karar alma ve daha görünür milletvekilleri anlamına gelebilir. Fakat demokrasinin kalitesi milletvekili sayısıyla değil, temsil adaletiyle ölçülür.
İşte burada Bulgaristan Türkleri açısından son derece hassas bir mesele ortaya çıkıyor.
Parlamento küçülürken temsil de küçülecek mi?
Kırcaali’de yaşayan bir Türk vatandaşın, Şumnu’daki bir seçmenin, Razgrad’ın, Silistre’nin, Rodopların siyasi etkisi azalacak mı?
Seçim bölgeleri nasıl çizilecek?
Coğrafi olarak yoğunlaşmış veya dağınık yaşayan toplulukların parlamentodaki temsili nasıl korunacak?
Bu sorular cevaplanmadan yalnızca “milletvekili sayısını azaltacağız” demek yeterli değildir.
Çünkü seçim sistemi teknik bir ayrıntı değildir.
Devlette kimin sesinin ne kadar duyulacağını belirleyen mekanizmadır.
Bu nedenle seçim bölgeleri siyasi partilerin çıkarlarına göre değil; nüfus, coğrafya, temsil dengesi ve bağımsız kriterlere göre belirlenmelidir. Gerekirse bağımsız bir seçim bölgeleri komisyonu oluşturulmalıdır.
Doğrudan demokrasi modelinin en dikkat çekici unsurlarından biri de geri çağırma hakkıdır.
Bir milletvekili, belediye başkanı veya başka bir seçilmiş kişi görevini yerine getirmiyorsa vatandaşın bir sonraki seçimi beklemek zorunda kalmaması güçlü bir demokratik fikir olarak değerlendirilebilir.
Bu sistem doğru kurulursa seçilmiş kişinin zihniyetini değiştirebilir.
Koltuk artık mülk değil, emanet olur.
Siyasetçi şunu bilir:
“Beni seçen halk, gerektiğinde beni görevden de alabilir.”
Bu, siyasi ahlak açısından son derece değerlidir.
Ancak geri çağırma sistemi çok kolay işletilirse bu kez devlet sürekli seçim kampanyası içine sürüklenebilir. Her zor karar sonrasında imza kampanyası başlatılabilir. Siyasetçi uzun vadeli ama zor kararlar almaktan kaçınabilir.
Bu nedenle geri çağırma sistemi güçlü hukuki eşikler, belirli zaman sınırları, yeterli imza oranları ve nihai halk oylaması gibi güvencelerle birlikte kurulmalıdır.
Referandum konusu da aynı ölçüde dikkatli ele alınmalıdır.
Referandum halkın yönetime doğrudan katılımının en güçlü araçlarından biridir. Ancak her referandum demokratik sonuç üretmez. Eğer vatandaş doğru bilgiye ulaşamıyorsa, medya tekelleşmişse, kampanya finansmanı şeffaf değilse, sosyal medya manipülasyonu ve dezenformasyon yaygınsa halk iradesi kolayca yönlendirilebilir.
Bu nedenle doğrudan demokrasi için yalnızca sandık değil, bilgi demokrasisi de gereklidir.
Vatandaş karar verecekse doğru bilgiye ulaşmalıdır.
Bunun yanında her mesele referanduma götürülmemelidir. Yerel konular yerel referandumla, büyük ulusal meseleler ulusal referandumla, anayasal değişiklikler ise daha yüksek eşikli referandumlarla ele alınabilir.
Ancak burada aşılmaması gereken bir çizgi vardır:
Temel haklar referanduma açık olmamalıdır.
Çünkü çoğunluğun her kararı demokratik değildir.
Yüzde 51’in iradesi yüzde 49’un temel haklarını ortadan kaldıramaz. Daha da önemlisi, büyük çoğunluk küçük bir topluluğun dilini, kültürünü, dinini veya kimliğini referandum konusu yapamamalıdır.
Ana dil hakkı, din özgürlüğü, kültürel kimlik, eşit vatandaşlık, insan onuru ve azınlık hakları günlük siyasi çoğunlukların insafına bırakılamaz.
Gerçek demokrasi, yalnızca çoğunluğun yönetme hakkı değildir.
Azınlığın korkmadan yaşayabilme güvencesidir.
Bu nokta Bulgaristan Türkleri açısından hayati önem taşımaktadır.
Eğer Bulgaristan’da yeni bir siyasi düzen konuşulacaksa Türk toplumu bu tartışmanın dışında bırakılamaz. Bulgaristan Türkleri bu ülkenin geçici misafirleri değildir. Tarihî, ekonomik, kültürel ve sosyal gerçekliğinin ayrılmaz parçasıdır.
Dolayısıyla yeni sistemin şu sorulara açık cevap vermesi gerekir:
Türkçe ana dil eğitiminin geleceği nedir?
Türklerin devlet kurumlarındaki adil temsili nasıl sağlanacaktır?
Türklerin yoğun yaşadığı bölgeler için nasıl bir kalkınma politikası uygulanacaktır?
Türk-Osmanlı kültürel mirası nasıl korunacaktır?
Nefret söylemi ve ayrımcılıkla mücadelede hangi mekanizmalar kurulacaktır?
Türkiye’de yaşayan Bulgaristan vatandaşlarının ülkeyle bağları nasıl güçlendirilecektir?
Bulgaristan-Türkiye ilişkileri nasıl daha stratejik hâle getirilecektir?
Bu sorular yalnızca Türk toplumunun talepleri değildir.
Bunlar Bulgaristan demokrasisinin kalite testidir.
Çünkü bir devletin ne kadar demokratik olduğu çoğunluğa nasıl davrandığından değil, azınlıklarını ne kadar güvence altında tuttuğundan da anlaşılır.
Burada Bulgaristan Türkleri açısından başka bir stratejik sonuç daha vardır.
Yeni dönemde siyasi destek alışkanlıkları da değişmelidir.
Türk oyları yalnızca seçim günü kullanılan sayısal güç olmamalıdır.
Siyasi pazarlık gücüne dönüşmelidir.
Bunun temel ilkesi açık olmalıdır:
Peşin oy yok.
Önce program.
Sonra somut taahhüt.
Sonra yazılı mutabakat.
Ardından siyasi destek.
Her siyasi yapı aynı sorularla karşılaşmalıdır:
Türkçe eğitim konusunda ne yapacaksınız?
Kırcaali, Razgrad, Şumnu, Silistre ve diğer bölgelerde ekonomik kalkınmayı nasıl sağlayacaksınız?
Kamu yönetiminde eşit temsile nasıl yaklaşacaksınız?
Nefret söylemine karşı ne yapacaksınız?
Türkiye ile ilişkilerde nasıl bir vizyonunuz var?
Türkiye’de yaşayan Bulgaristan vatandaşlarının ülkenin siyasal ve ekonomik hayatına katılımını nasıl değerlendireceksiniz?
Türk seçmeni cevaplara göre karar vermelidir.
Böylece oy sadakatten çıkıp stratejiye dönüşür.
Bulgaristan’ın demokratik geleceği aynı zamanda ekonomik ve demografik geleceğidir. Çünkü demokrasi yalnızca sandık değildir.
Bir gencin doğduğu yerde gelecek görememesi de siyasi meseledir.
Köylerin boşalması siyasi meseledir.
Küçük şehirlerin ekonomik olarak çökmesi siyasi meseledir.
Bölgesel eşitsizlik siyasi meseledir.
Sofya büyürken ülkenin diğer bölgeleri küçülüyorsa bu yalnızca ekonomik sorun değildir. Devletin dengeli gelişemediğini gösterir.
Bu nedenle gerçek sistem reformu mutlaka bölgesel kalkınma politikalarıyla tamamlanmalıdır.
Rodoplar’da, Kırcaali’de, Şumnu’da, Razgrad’da, Silistre’de ve ülkenin geri kalanında gençlerin yaşadığı yerde gelecek kurabileceği ekonomik alanlar oluşturulmalıdır.
Tarım sanayiyle buluşturulmalı, lojistik merkezleri kurulmalı, teknoloji yatırımları teşvik edilmeli, Türkiye ve Avrupa pazarlarına açılan ekonomik koridorlar güçlendirilmelidir.
Çünkü gerçek demokrasi, insanın yalnızca oy kullanabilmesi değil, doğduğu yerde onurlu bir hayat kurabilmesidir.
Bulgaristan’ın en büyük stratejik tehditlerinden biri de demografidir.
Nüfusun azalması, gençlerin yurtdışına gitmesi ve kırsal bölgelerin boşalması uzun vadede devlet kapasitesini zayıflatır.
Bu nedenle diaspora politikası yeniden düşünülmelidir.
Avrupa’da yaşayan Bulgaristan vatandaşları kadar Türkiye’de yaşayan Bulgaristan Türkleri de ülkenin insan kaynağının parçasıdır.
Bu topluluk yalnızca seçimlerde hatırlanmamalıdır.
Ekonomik yatırım, eğitim, kültür, girişimcilik, gençlik programları ve vatandaşlık bağları üzerinden Bulgaristan’a yeniden bağlanmalıdır.
Diaspora ülkenin dışında yaşayan bir kitle değildir.
Doğru yönetildiğinde ülkenin sınırlarının ötesindeki stratejik sermayesidir.
Geleceğin demokrasi modeli dijital dönüşümü de hesaba katmak zorundadır.
Vatandaşın kamu harcamalarını çevrim içi takip edebildiği, milletvekilinin nasıl oy verdiğini görebildiği, dilekçe başlatabildiği, yasa tekliflerini izleyebildiği, yerel bütçelere katılabildiği dijital sistemler doğrudan demokrasiyi güçlendirebilir.
Fakat dijitalleşme yeni tehditler de getirir:
kişisel verilerin kötüye kullanılması,
siber saldırılar,
yabancı müdahale,
algoritmik yönlendirme,
dezenformasyon.
Bu nedenle geleceğin Bulgaristan’ında demokrasi kadar dijital egemenlik ve veri güvenliği de temel devlet politikası olmalıdır.
Ekonomi ve enerji alanında da aynı stratejik bakışa ihtiyaç vardır.
Enerjide aşırı dışa bağımlı bir devletin siyasi karar alma özgürlüğü sınırlanabilir.
Bulgaristan Balkanlar, Karadeniz, Türkiye, Avrupa ve Kafkasya arasındaki stratejik coğrafi konumunu avantaja çevirmelidir.
Enerji çeşitliliği, nükleer kapasite, yenilenebilir kaynaklar, enerji depolama sistemleri ve bölgesel bağlantılar uzun vadeli devlet stratejisinin parçası olmalıdır.
Aynı şekilde ekonomi dünyaya açık olurken ülke içinde üretilen değerin Bulgaristan’da kalmasını sağlayacak politikalar da geliştirilmelidir.
Doğru model dünyaya kapanmak değildir.
Dünyaya açık, fakat kendi milli ekonomik çıkarlarını koruyabilen Bulgaristan’dır.
Bulgaristan-Türkiye ilişkileri de bu yeni devlet vizyonunun önemli parçalarından biridir.
Türkiye yalnızca Bulgaristan’ın komşusu değildir.
Balkanlar, Karadeniz, Kafkasya, Orta Doğu ve Türk dünyasına açılan büyük bir ekonomik ve jeopolitik kapıdır.
Bulgaristan açısından Türkiye;
ticaret ortağı,
enerji ortağı,
ulaşım koridoru,
güvenlik ortağı
ve büyük bir pazar olarak değerlendirilmelidir.
Bulgaristan Türkleri ise iki ülke arasındaki doğal insan köprüsüdür.
Bu köprüyü şüpheyle değil, stratejik fırsat olarak görmek gerekir.
Sonuçta Doğrudan Demokrasi hareketinin gelecekte ne kadar oy alacağı, parlamentoya girip girmeyeceği veya iktidara gelip gelmeyeceği ayrı bir meseledir.
Asıl önemli olan ortaya attığı sorulardır.
Bulgaristan artık yalnızca:
“Kim yönetecek?”
diye sormamalıdır.
Şunu da sormalıdır:
“Nasıl yönetileceğiz?”
Devlet vatandaşın üzerinde mi olacak, vatandaşın hizmetinde mi?
Seçilmiş kişi koltuğun sahibi mi olacak, emanetçisi mi?
Parti merkezi mi güçlü olacak, seçmen mi?
Çoğunluk istediğini yapabilecek mi, yoksa hukukla sınırlandırılacak mı?
Azınlıklar yeni sistemde gerçekten eşit vatandaş olacak mı?
Türk toplumu yalnızca oy deposu olarak mı görülecek, yoksa ülkenin geleceğinin eşit ortağı mı olacak?
İşte Bulgaristan’ın önündeki gerçek sistem tartışması budur.
Ülkenin ihtiyacı yalnızca yeni partiler veya yeni liderler değildir.
Yeni bir siyasi sözleşmedir.
Bu sözleşmenin üç temel sütunu olmalıdır:
Halk egemenliği, hukuk devleti ve eşit vatandaşlık.
Bunlardan biri eksik olursa sistem eksik kalır.
Halk egemenliği hukuk olmadan popülizme dönüşebilir.
Hukuk halk katılımı olmadan bürokratik elitizme dönüşebilir.
Eşit vatandaşlık olmadan demokrasi çoğunluk tahakkümüne dönüşebilir.
Dolayısıyla Bulgaristan’ın yeni demokrasi modeli bu üç değeri aynı anda korumalıdır.
Belki de artık mesele isimleri değiştirmek değildir.
Kuralları değiştirmektir.
Ama kuralları değiştirirken adaleti korumaktır.
Vatandaşı seyirci olmaktan çıkarıp devletin gerçek sahibi hâline getirmektir.
Seçilmişleri dokunulmaz siyasi sınıf olmaktan çıkarıp halka hesap veren kamu görevlilerine dönüştürmektir.
Ve en önemlisi, Bulgaristan’da yaşayan herkesin — Bulgar, Türk, Pomak, Roman veya başka bir topluluğa mensup olsun — kendisini devletin eşit sahibi olarak hissedebileceği bir düzen kurmaktır.
İşte gerçek doğrudan demokrasi budur.
Sandığı çoğaltmak değil, vatandaşın devlet üzerindeki gerçek söz hakkını çoğaltmak.
Bulgaristan’ın geleceğinde başarılması gereken esas dönüşüm de budur.

Türkiye’nin Balkanlar’daki nüfuzu Yunanistan’da gündem oldu
Sırbistan’da erken seçim kararı: Sandık 18 veya 25 Ekim’de kurulacak
Kosova’da eski sınır kapısı yakınında silah ve askeri üniformalar bulundu