Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım, sadece büyük bir liderin annesi değil; Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminden Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarına uzanan zorlu bir hayatın sessiz tanığı ve güçlü bir öznesiydi. Onu anmak, hem bir annenin evladına olan sevgisini hem de bir milletin yeniden doğuşuna uzanan fedakârlık dolu bir ömrü hatırlamaktır.

Zübeyde Hanım, 1857 yılında Selanik yakınlarındaki Langaza’da dünyaya geldi. Balkan coğrafyasının çok kültürlü yapısı, siyasi çalkantıları ve göçlerle yoğrulan atmosferi içinde büyüdü. Genç yaşta Ali Rıza Efendi ile evlendi. Bu evlilik, kısa sürse de sevgi ve saygı üzerine kuruluydu. Ali Rıza Efendi’nin erken vefatı, Zübeyde Hanım’ın hayatındaki en büyük dönüm noktalarından biri oldu. Henüz küçük yaşlarda olan çocuklarıyla birlikte ayakta kalmak zorundaydı.

O günden sonra Zübeyde Hanım, hem anne hem baba oldu. Evlatlarının geleceği için kararlı, disiplinli ve çalışkan bir duruş sergiledi. Mustafa Kemal’in eğitimine verdiği önem, onun ileri görüşlülüğünün bir göstergesiydi. Zamanın şartlarında bir kadının oğlunu askerî okula göndermekte gösterdiği kararlılık, aslında bir milletin kaderine yapılmış sessiz bir müdahaleydi.

Zübeyde Hanım hayatı boyunca savaşların yıkımını yakından yaşadı. Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı, işgaller, göçler… Selanik’in elden çıkmasıyla birlikte o da milyonlarca insan gibi yurdunu terk etmek zorunda kaldı. Anadolu’ya uzanan bu zorunlu göç yolculuğu, hem bedenen hem ruhen yıpratıcıydı. Sağlık sorunları ilerledi, ama o hiçbir zaman şikâyet etmedi; sabrı ve teslimiyetiyle çevresine güç verdi.

Cumhuriyetin kuruluşuna giden süreçte oğlunun verdiği mücadeleyi uzaktan, gurur ve özlemle takip etti. Onu sık sık göremedi, uzun ayrılıklar yaşadı; fakat her zaman dualarıyla yanında oldu. İzmir’e yerleşmesi ve son yıllarını burada geçirmesi de bu yüzden sembolik bir anlam taşır: O, ömrünün sonunda kurulan yeni devletin ışığını görmüş, fakat onun yükselişini uzun uzun izleyecek kadar yaşayamamıştı.

Zübeyde Hanım 14 Ocak 1923’te İzmir’de hayata gözlerini yumdu. Ardında yalnızca bir annenin acısını değil; fedakârlıkla örülmüş, çileyle yoğrulmuş, vakarla taşınmış bir yaşam bıraktı. Karşıyaka’daki kabri, bugün sadece bir annenin mezarı değil; vefa, minnet ve tarihsel bir hatıranın sembolü olarak ziyaret ediliyor.

Zübeyde Hanım’ın hayatına baktığımızda şunu görürüz: Büyük insanlar sadece kendileriyle değil, onları yetiştirenlerle de anlaşılır. Atatürk’ün kararlılığı, çalışkanlığı, disiplin duygusu ve vatan sevgisi, Zübeyde Hanım’ın verdiği terbiyenin sessiz izlerini taşır. O, eğitimin ve güçlü bir anne yüreğinin bir milletin kaderini nasıl etkileyebileceğinin canlı kanıtıdır.

Bugün onun ölüm yıldönümünde yalnızca bir biyografiyi değil; bir kadının onurlu duruşunu, anne şefkatinin dönüştürücü gücünü ve arka planda kalarak tarih yazanların sessiz emeğini anıyoruz.

Ruhu şad olsun. Saygı ve minnetle anıyoruz.

BULTÜRK Derneği Yönetim Kurulu

Yazar