Rafet ULUTÜRK
Yahya Kemal, o meşhur ve sarsılmaz üslubuyla; “Türk’ün gönlünde dağ varsa Balkan’dır, nehir varsa Tuna’dır” der. Üstadın bu tespiti kuşkusuz bir imparatorluk zirvesinin, bir Rumeli rüyasının dışavurumudur.
Ancak gelin, bu meseleye bir de başka bir pencereden bakalım. Soyunda sopunda hiç Rumelilik bulunmayan, aileye “suyun öte yanından” gelen birkaç muhacir gelin dışında kökü hep Anadolu’da olan birinin gözüyle; Yahya Kemal’in bu “Tuna” ısrarını tartalım. Türk’ün coğrafyası sadece Tuna’dan mı ibarettir?
Gözümüzü Açtığımız İlk Su: Orhun ve Yenisey
Bilindiği gibi Türklerin ana vatanı Orta Asya’dır. Eğer gönlümüzde bir nehir yatağı arayacaksak, önce Asya bozkırlarının, Sibirya ovalarının o hırçın sularına bakmamız gerekmez mi?
”Kürşat’ın narasıyla indik Tanrı Dağı’ndan / Ruhumuzu kandırdık Orhun’un kaynağından”
Orhun, bizim ilk nefesimiz, ilk alfabemizdir. Bugün Budist Moğolistan sınırlarında kalmış olsa da, Yenisey’in kollarında Hakasların ve Tuvaların içtiği su, hala bizim genetik hafızamızda akar. Cengiz Han’ın kasırgasından kaçarken sığındığımız Seyhun ve Ceyhun (Amuderya ve Siriderya); Buhara’yı, Semerkant’ı, Fergana’yı yeşerten o mübarek Maveraünnehir, bizim medeniyetimizin sütüdür.
İdil’den Hazar’a: Altın Ordu’nun İzinde
Hadi biraz daha yakına gelelim. Hazar’a dökülen bir su var ki, Slavlar ona “Volga” dese de bizim için o, İdil (İtil)’dir. İdil-Ural bölgesi, Altın Ordu’nun hâkimiyet sahasıdır. Kazan’dan Astrahan’a kadar uzanan 3.500 kilometrelik bu yol, Zeki Velidi Togan’ın, Akdes Nimet Kurat’ın eserlerinde hala çağlamaya devam eder.
Bir “Sevgili” Olarak Tuna
Peki, Yahya Kemal haksız mı? Elbette hayır. Ancak onun Tuna’sı, bir coğrafi zorunluluktan ziyade, bir “hasret senfonisidir.” Orhun çocukluğumuz, İdil gençliğimizse; Tuna bizim en büyük aşkımız ve en hazin ayrılığımızdır.
Anadolu’nun bağrında Sakarya’yı namusumuz, Fırat’ı kaderimiz bildik; ama Tuna’yı “vatanın sınır boyu” olarak bir başka sevdik.
Sonuç: Hepsi Bizim, Hepsi Bir
Aslında Türk’ün nehri tek bir isimle sınırlanamaz. Biz, tarih boyunca nehirleri birer kervansaray gibi kullanıp birinden diğerine göçmüş bir milletiz. Bizim gönlümüzde:
Orhun vasiyet,
İdil hürriyet,
Fırat adalet,
Sakarya ise mukavemettir.
Yahya Kemal’in Tuna’sı, bu büyük akışın en görkemli durağıdır; ama o durak, gücünü Tanrı Dağları’ndan kopup gelen o ilk serinlikten alır. Türk’ün nehrini arayanlar, haritadaki tek bir mavi çizgiye değil, o çizgilerin hepsini birbirine bağlayan “akışa” bakmalıdır.
Yazar
Bunu paylaş:
- Facebook üzerinde paylaş (Yeni pencerede açılır) Facebook
- X'te paylaş (Yeni pencerede açılır) X
- LinkedIn'de paylaş (Yeni pencerede açılır) LinkedIn
- Threads'te paylaş (Yeni pencerede açılır) Threads
- WhatsApp'ta paylaş (Yeni pencerede açılır) WhatsApp
- Pinterest'te paylaş (Yeni pencerede açılır) Pinterest
- Telegram'da paylaş (Yeni pencerede açılır) Telegram

Karakalpaklar: Bozkırın, Suyun ve Hafızanın Halkı
Bir Ziyaretten Fazlası: Hafızaya, Kültüre ve Vefaya Açılan Kapı
Bulgaristan seçim analizi
Bulgaristan’da Sandık Siyasi Krizi Aştı: Radev Dönemi Başlıyor
Çanakkale Kara Muharebeleri: Stratejik Derinlik, Operatif Dönüşüm ve Komuta İnisiyatifi
България избра стабилността: Води ли Румен Радев страната към „президентски стил“ управление?
Cepheden Bir Babanın Sesi
Bir Annenin Gözünden Çanakkale