AYŞE ERASLAN
Bir Çikolata Değil, İnsanlığın Yaralı Hafızası
Belçika vitrinlerinde satılan “kesik el” motifli çikolatalar artık yalnızca bir turistik ürün değildir. Bu görüntü, insanlığın vicdanını yaralayan tarihî bir ayıbın bugün hâlâ nasıl sıradanlaştırıldığını gösteren acı bir tablodur.
Üstelik bu durum yalnızca bir duyarsızlık değil, aynı zamanda milyonlarca mazlum insanın acısıyla alay etmektir. Çünkü Kongo’da yaşananlar basit bir sömürge hikâyesi değil; modern tarihin en vahşi barbarlıklarından biridir.
Bugün Avrupa dünyaya insan hakları, özgürlük ve medeniyet dersi verirken; kendi geçmişindeki kanlı izleri çoğu zaman “kültürel sembol” ambalajıyla gizlemeye çalışıyor. İşte tam da burada sözün bittiği yere geliyoruz.
Medeniyet Maskesinin Altındaki Kanlı Tarih
Kongo’da milyonlarca insan yalnızca kauçuk üretimi uğruna köleleştirildi. İnsanlar aç bırakıldı, işkence gördü, köyler yakıldı. Yeterince üretim yapamayanların elleri kesildi. Çocukların, kadınların, yaşlıların bile bu zulümden kurtulamadığı bir dönem yaşandı.
Ve bugün o kesilmiş ellerin sembolü, çikolata kalıbına dönüştürülüp vitrinlerde sergileniyor.
Buna kültür denemez.
Buna gelenek denemez.
Bu, acının ticarileştirilmesidir.
Daha da ağır olanı şudur: Bu durum, mazlum halkların yaşadığı trajedilerin Batı dünyasında nasıl sıradanlaştırıldığını gösteriyor.
Avrupa’nın Barbarlığı Unutulmak İsteniyor
Tarih boyunca barbarlık denildiğinde çoğu zaman başka milletler suçlandı. Oysa Afrika’dan Asya’ya kadar milyonlarca insanın kanı üzerinde yükselen sömürge düzeni, modern çağın en büyük barbarlığıydı.
Avrupa sadece toprak işgal etmedi; hafızaları, kültürleri ve insan onurunu da ezdi.
Kongo’da kesilen eller, aslında emperyalizmin gerçek yüzünü gösteriyordu. O yüzden bugün bu sembolün hâlâ ticari ürün olarak kullanılması, geçmişteki vahşetin tam anlamıyla reddedilmediğini gösteriyor.
Bir halkın acısını çikolata şeklinde sunmak, yalnızca tarihi unutmak değil; aynı zamanda o acıyla dalga geçmektir.
İnsanlığın Vicdanı Nerede?
Bugün dünyada en küçük bir tarihî hassasiyet için bile büyük kampanyalar düzenleniyor. Ancak mesele Afrika olunca, sömürge halkları olunca, milyonlarca siyahi insanın acısı olunca aynı duyarlılık çoğu zaman gösterilmiyor.
İşte insanlığın en büyük çelişkisi budur.
Bir Avrupa şehrinde yaşanan trajedi yıllarca unutulmazken, Afrika’da milyonların çektiği acılar bazen birkaç satırlık tarih notuna indirgeniyor. Oysa acının rengi olmaz. Zulmün coğrafyası olmaz.
Mazlumun gözyaşı her yerde aynıdır.
Bu Yalnızca Geçmiş Meselesi Değil
Asıl korkutucu olan, bu zihniyetin tamamen yok olmamış olmasıdır. Çünkü geçmişle gerçek anlamda yüzleşmeyen toplumlar, aynı kibri farklı biçimlerde sürdürmeye devam eder.
Bugün Afrika’nın doğal kaynakları hâlâ büyük güçlerin çıkar savaşlarının merkezinde. Dün kauçuk için yapılan zulüm, bugün başka ekonomik çıkarlar için farklı yöntemlerle sürüyor.
Bu yüzden “kesik el” çikolatası yalnızca tarihî bir hata değildir; sömürge zihniyetinin hâlâ tam anlamıyla terk edilmediğinin sembolüdür.
Vicdanın Sessizliği de Suçtur
İnsanlık bazen bir savaşla değil, bir vitrindeki sessizlikle kaybeder. Eğer milyonlarca insanın acısını temsil eden bir sembol hâlâ gülümseyerek pazarlanabiliyorsa, orada yalnızca tarih değil, vicdan da yaralanmıştır.
Belçika’daki bu çikolatalar kaldırılmalıdır. Çünkü mesele yalnızca bir ürün değildir; insanlık onurudur.
Bazı acılar unutulmaz.
Bazı semboller masum değildir.
Ve bazı görüntüler vardır ki gerçekten sözün bittiği yerdir.

Sözün Bittiği Yer: Avrupa’nın Unutulmak İstenen Barbarlığı
Anneler Günü Kutlu Olsun
Vefanın Adı: Musa Vatansever
Görünmeyen Kahramanlar: Türk Tarihinde Analar ve Devleti İnşa Eden Sessiz Güç
Vefa: İnsanın Gönülde Bıraktığı En Büyük İz