AYŞE ERASLAN

Tarih boyunca bazı milletler sadece var olmuş, bazı milletler ise çağlara yön vermiştir. Türk milleti, tarihin edilgen değil, kurucu milletlerinden biri olmuştur. Çünkü Türklerin yürüyüşü yalnızca hayatta kalma mücadelesi değil; düzen kurma, devlet inşa etme ve medeniyet taşıma yürüyüşüdür.

Mete Han’dan başlayan bu büyük yolculuk; Oğuz Kağan’ın hedef ülküsünde, Bengü Taşlar’ın devlet aklında, Attila’nın Avrupa’yı titreten iradesinde, Selçuklu’nun İslam medeniyetini yükselten ruhunda, Osmanlı’nın üç kıtaya yayılan adalet anlayışında ve Cumhuriyet’in kuruluşunda kendisini göstermiştir. Bugün ise Türk milleti, yeni bir tarihsel eşiğin önünde durmaktadır.

Mete Han: Türk Devlet Aklının Temelleri

Mete Han yalnızca bir hükümdar değildi. O, Türk milletinin dağınık boylardan nasıl büyük bir siyasi güç oluşturabileceğini gösteren ilk büyük stratejik liderdi.

Türkler daha o dönemde şunu anlamıştı: Birlik olmayan yerde güç olmaz. Devlet olmayan yerde gelecek olmaz. Bu nedenle Türk tarihi boyunca en önemli mesele birlik olmuştur. Çünkü Türkler parçalandığında gerilemiş, birleştiğinde ise çağ açmıştır.

Oğuz Kağan ve Kızılelma Ruhu

Oğuz Kağan Destanı, Türk milletinin sadece geçmişini değil, hedefini anlatır. Türklerin yürüyüşü hiçbir zaman rastgele olmamıştır. Hunların Avrupa’ya ilerlemesi, Göktürklerin İpek Yolu’nu kontrol etmesi, Selçukluların Anadolu’ya girmesi, Osmanlı’nın İstanbul’u fethetmesi… Bunların tamamı büyük stratejik hedeflerin sonucudur. Türklerin “Kızılelma” anlayışı yalnız fetih değil; büyük düşünme iradesidir.

Bengü Taşlar: Türk Milletine Yazılmış Ebedî Uyarı

Orhun Yazıtları yalnızca tarihi metin değildir. Onlar, Türk milletinin hafızasına bırakılmış devlet dersleridir. Bilge Kağan’ın çağrısı bugün bile geçerlidir: Türk milleti özünü unutursa zayıflar, birliğini korursa yükselir. Türk tarihindeki en büyük yıkımlar dış düşmandan çok iç ayrılıklardan doğmuştur. Bu yüzden Türk dünyasının geleceği ortak bilinç ve ortak hedef kurabilmesine bağlıdır.

Attila’dan Osmanlı’ya: Dünyayı Etkileyen Güç

Attila Avrupa’nın siyasi psikolojisini değiştiren liderlerden biri oldu. Roma’nın yenilmezlik algısını kırdı. Selçuklular Anadolu’yu vatan yaptı. Osmanlı ise yalnız bir devlet değil, bir dünya sistemi kurdu. Üç kıtaya yayılan Osmanlı, farklı dinleri ve milletleri yüzyıllarca aynı çatı altında yaşattı. Çünkü Türk devlet geleneğinin temelinde yalnız güç değil, adalet anlayışı vardı. Bu yüzden Osmanlı yalnızca bir imparatorluk değil, aynı zamanda bir medeniyet projesiydi.

Atatürk: Küllerden Cumhuriyet Çıkaran Lider

Mustafa Kemal Atatürk, tarihin en zor dönemlerinden birinde Türk milletine yeniden ayağa kalkma iradesi verdi. Yıkılmış bir imparatorluğun ardından yeni bir devlet kurmak sıradan bir başarı değildir. Cumhuriyet, Türk milletinin yeniden dirilişidir. Atatürk, çağın değiştiğini gördü. Artık savaş yalnız cephede değil; bilimde, eğitimde, üretimde ve kurumlarda kazanılacaktı. Bu nedenle Cumhuriyet, Türk milletinin modern dünyaya verdiği güçlü cevaptır.

Erdoğan Dönemi: Türk Milletinin Yeniden Özgüven Kazanışı

Bugün ise Türk tarihinde yeni bir psikolojik kırılma yaşanmaktadır. Uzun yıllar boyunca kendisine “yapamazsınız”, “başaramazsınız”, “muhtaçsınız” denilen bir millet yeniden ayağa kalkmaktadır.

Bu yeni dönemin en önemli figürlerinden biri de Recep Tayyip Erdoğan olmuştur.

Erdoğan dönemiyle birlikte Türkiye yalnızca ekonomik veya siyasi anlamda değil, zihinsel olarak da farklı bir evreye geçti. Savunma sanayiindeki atılımlar, yerli üretim hamleleri, dış politikadaki bağımsız duruş ve Türk dünyasıyla geliştirilen ilişkiler, Türk milletine yeniden özgüven kazandırdı. Bir dönem başkalarının teknolojisine muhtaç görülen Türkiye, bugün kendi İHA’sını, SİHA’sını, savaş gemisini, otomobilini ve savunma sistemlerini üreten bir ülkeye dönüşmektedir. Asıl büyük değişim ise şudur: Türk milleti yeniden büyük düşünebileceğini hatırlamıştır.

Yeni Yüzyılın Mesajı: Türkiye Sadece Bölgesel Güç Olmak İstemiyor

Bugün Türkiye’nin yürüdüğü yol yalnızca bölgesel etkinlik arayışı değildir. Türkiye artık kendi medeniyet perspektifiyle dünyada söz sahibi olmak isteyen bir ülke görüntüsü vermektedir. Enerji koridorlarında, savunma sanayiinde, Türk dünyasıyla ilişkilerde, Afrika açılımında, Orta Doğu diplomasisinde, Kafkasya ve Balkanlar’daki etkide…

Türkiye giderek daha görünür hale gelmektedir.

Bu süreçte Erdoğan’ın en önemli etkilerinden biri, Türk milletine yeniden “biz de dünya gücü olabiliriz” fikrini aşılamasıdır. Çünkü milletler önce psikolojik olarak yükselir, sonra siyasi ve ekonomik güç haline gelir.

Ancak Asıl Mücadele Şimdi Başlıyor

Fakat tarih bize şunu da öğretir: Yükselmek kadar yükselişi sürdürebilmek de önemlidir. Yeni çağın savaş alanı artık farklıdır: Teknoloji, Yapay zekâ, Siber güvenlik, Enerji bağımsızlığı, Eğitim, Bilim, Ekonomik üretim, Kültürel etki gücü

Bugünün dünyasında güçlü devletler yalnız ordularıyla değil; bilgi üretimiyle, teknolojiyle ve insan kaynağıyla öne çıkmaktadır. Türk milleti geçmişinden aldığı ruhu geleceğin araçlarıyla birleştirebilirse, yeni yüzyıl gerçekten Türk yüzyılı olabilir.

Türklerin Yürüyüşü Bitmedi

Mete Han’dan Erdoğan’a uzanan çizgi aslında tek bir hikâyedir: Ayağa kalkmayı bilen bir milletin hikâyesi…

Bu millet bazen yoruldu, bazen dağıldı, bazen geriledi, ama hiçbir zaman tarih sahnesinden silinmedi. Çünkü Türk milletinin hafızasında devlet vardır. Adalet vardır. Teşkilat vardır. Medeniyet kurma iradesi vardır. Bugün yeniden önemli olan şey geçmişle övünmek değil; geçmişten güç alarak geleceği kurmaktır. Eğer Türk milleti bilimde, teknolojide, ekonomide ve birlik anlayışında yükselmeyi başarırsa, yalnız kendi kaderini değil, bölgesinin ve dünyanın dengesini de değiştirecek güçlerden biri olacaktır. Ve belki de tarih yeniden aynı cümleyi yazacaktır:

Türkler yeniden ayağa kalktı.

Yazar