Rafet ULUTÜRK

Sofya’da başlayan ve ülkenin birçok kentine yayılan protestolar, yalnızca Bütçe 2026’ya yönelik bir hoşnutsuzluk değil. Sokakların taşıdığı enerji, siyasi yorumculardan uzmanlara kadar pek çok kişinin işaret ettiği gibi, daha derin bir toplumsal talepten besleniyor: yönetim modelinin değişmesi.

Ancak bu kez dikkat çeken yalnızca gençlerin yoğun katılımı, siyasetçilerin karşılıklı suçlamaları ya da provokatör tartışmaları değil. Bu protestolar, aynı zamanda Bulgar devletinin ne kadar zayıfladığını, reflekslerini ne kadar yitirdiğini acı bir açıklıkla ortaya koydu.

Genç Bir Kitle, Eski Bir Düzen

Uzmanlara göre protestoları taşıyan kuşak, son on yılda siyasi sahneye giren yaklaşık 600 bin gençten oluşuyor. Bu gençler, eski korkuların değil, yeni taleplerin temsilcisi. Daha özgüvenli, daha hızlı ve daha doğrudanlar. Ve en önemlisi:
Eski düzenin “yerleşik ilişkilerle yürüyen” mantığını kabullenmiyorlar.

Onların meydanlarda ifade ettiği şey aslında basit:
“Biz bu yönetim modelini istemiyoruz.”

Bu, bir bütçe maddesine karşı çıkmaktan çok daha güçlü bir çağrı.

Protestonun Karanlık Yüzü: Devlet Nerede?

Gece boyunca yaşanan olaylar, belirsiz sokaklar ve polisin görünmezliği; siyasetçilerin açıklamalarından bağımsız olarak devlet kapasitesinin ciddi bir sorun yaşadığını gösteriyor.

Kritik güzergâhlarda ışık yok.

Uyarılara rağmen önlem alınmamış.

Provokasyon ihtimali biliniyor ama engellenmemiş.

Polis bazı bölgelerde yok, bazı yerlerde aşırı tepkili.

Bu tabloyu sadece “provokasyon var mıydı, kim yaptı?” tartışmasına indirgemek gerçek sorunu perdelemek olur.

Ortada daha büyük bir kriz var:
Bulgar devleti kendi başkentinde düzen sağlayamamaktadır.

Bu yalnızca güvenlik değil; yönetim, koordinasyon, liyakat ve hesap verebilirlik krizidir.

Siyaset Sahada Değil, Tribünde

Siyasi liderlerin açıklamaları ise protestonun gerçek nedeninden çok uzak.
Herkes birbirini suçluyor:

Radev “mafyanın provokasyonu” diyor.

Peevski, Radev’i “kaosu organize etmekle” itham ediyor.

PП–ДБ İçişleri Bakanı’nın istifasını istiyor.

Muhalefet polis zaafiyetinden, hükümet manipülasyondan söz ediyor.

Radikal açıklamalar tansiyonu daha da artırıyor.

Siyaset, sokağın mesajını duymak yerine kendi hesaplarını büyütüyor.

Oysa yapılması gereken çok daha net:
Devletin nasıl yönetildiğini yeniden tartışmak.

Bu Sadece Protesto Değil, Bir Yönetişim Krizi

Protestolarda görülen öfke, yalnızca bugünün değil, yılların birikimi.
Ama asıl çarpıcı olan şu:

Toplum değişti, siyaset değişmedi.

Gençler başka bir dünyadan konuşuyor;
Siyaset eski bir defterin sayfalarını karıştırıyor.

Bu nedenle bugün yaşananlar bir “hükümet krizi” değil, bir devlet işleyişi krizi.
Ve sokaktaki kalabalığın büyüklüğünden çok, devletin boşluklarının büyüklüğü kaygı veriyor.

Sonuç: Aynaya Bakma Zamanı

Sofya sokaklarında olanlar, bir ülkenin kendi aynasındaki çatlakları netleştirdi.
Bu protestoların en güçlü mesajı, taşlardan ya da sloganlardan değil, devlete duyulan güvensizliğin derinliğinden geliyor.

Eğer Bulgaristan bu süreçten bir ders çıkaracaksa, bu ders şudur:

Sokak öfkesine değil, öfkenin neden doğduğuna bakmak,

Suçlamalara değil, devlet kapasitesini onarmaya odaklanmak,

Eski modelin gölgesinde değil, yeni bir toplumsal sözleşmede buluşmak gerekir.

Aksi halde bugün yaşananlar yalnızca bir başlangıç olur.

Yazar