İsmail CİNGÖZ
ABD’nin 26 Haziran 2026 sabahı İran’a ait Keşm Adası’ndaki askeri hedeflere yönelik saldırısı ve İran’ın buna karşılık Bahreyn ile Kuveyt’teki Amerikan askeri varlıklarını hedef aldığını açıklaması, Ortadoğu’da uzun süredir devam eden gerilimin yeni ve daha tehlikeli bir aşamaya geçtiğini göstermektedir.
Keşm Adası, Hürmüz Boğazı’nın kontrolü açısından İran’ın en önemli stratejik noktalarından biridir. Dünya enerji ticaretinin önemli bir kısmının geçtiği Hürmüz Boğazı üzerinde bulunan bu ada, İran’ın deniz gözetleme, füze ve insansız hava aracı faaliyetlerinde kritik rol oynamaktadır. Bu nedenle ABD’nin buraya yönelik saldırısı yalnızca taktik bir operasyon değil, aynı zamanda İran’ın bölgesel caydırıcılığına yönelik bir mesaj niteliği taşımaktadır.
İran’ın Bahreyn’deki ABD 5. Filosu ile Kuveyt’teki Amerikan üslerini hedef aldığını açıklaması ise çatışmanın artık doğrudan ABD-İran ekseninde ilerlediğini göstermektedir. Ancak tarafların açıklamaları incelendiğinde, her iki tarafın da henüz topyekûn bir savaşa girmek istemediği görülmektedir. ABD saldırılarını “savunma amaçlı”, İran ise misillemelerini “sınırlı cevap” olarak tanımlamaktadır.
Bununla birlikte mevcut gelişmeler son derece tehlikelidir; çünkü Bahreyn, Kuveyt, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’daki Amerikan üslerinin çatışmanın doğrudan hedefi hâline gelmesi, Körfez bölgesinin tamamını savaş alanına dönüştürebilir. Böyle bir senaryoda petrol fiyatlarında sert yükselişler yaşanması, enerji arzında aksaklıklar meydana gelmesi ve küresel ekonominin yeni bir krizle karşı karşıya kalması muhtemeldir.
Mevcut şartlarda en olası senaryo, tarafların kontrollü tırmandırma stratejisini sürdürmesidir. Ne Washington ne de Tahran şu aşamada geniş çaplı bir kara savaşına hazır görünmektedir. Ancak yanlış hesaplama, yanlış istihbarat veya ağır can kaybına yol açacak bir saldırı, sınırlı çatışmayı bölgesel savaşa dönüştürebilir.
Sonuç olarak;
Keşm Adası saldırısı ve ardından gelen İran misillemeleri, Ortadoğu’da kırılgan olan ateşkes ve diplomatik girişimlerin ciddi biçimde zarar gördüğünü göstermektedir. Önümüzdeki günlerde tarafların vereceği askeri ve diplomatik kararlar yalnızca İran ve ABD’nin değil, tüm Körfez bölgesinin ve küresel enerji piyasalarının geleceğini belirleyecektir.
Bu gelişmeler Türkiye açısından değerlendirildiğinde, ülkenin coğrafi konumu nedeniyle bölgesel güvenlik krizlerine kayıtsız kalmasının mümkün olmadığı görülmektedir. Türkiye, gerek Türk dünyası ve çevre coğrafyasını kapsayan stratejik hinterlandı gerekse NATO üyeliği çerçevesinde dengeli ve çok boyutlu bir dış politika izlemek durumundadır. Bununla birlikte Türkiye, yalnızca NATO’nun güney kanadındaki bir müttefik değil; aynı zamanda çok kutuplu uluslararası sistemde kriz yönetimi, enerji güvenliği ve bölgesel diplomasi alanlarında kilit bir jeopolitik denge unsuru olarak öne çıkmaktadır. Bu çerçevede, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da düzenlenecek NATO Zirvesi’nde İsrail-ABD-İran ekseninde yaşanan gelişmelerin ve bunların bölgesel-küresel güvenlik mimarisine etkilerinin en önemli gündem maddeleri arasında yer alması beklenmektedir.
:
İsmail CİNGÖZ, Uluslararası Siyaset Uzmanı. BULTÜRK Ankara Temsilcisi. TDPB Basın Kulübü Başkanı. cingozismail01@gmail.com

ABD-İRAN GERİLİMİNDE YENİ AŞAMA: HÜRMÜZ’DEN BÖLGESEL SAVAŞA MI?
Akyazılı Sultan Hazretleri: Balkanlar’da Sessizce Yanan Bir Türk-İslam Kandili
İstanbul’un Fethi ve Geleceğin Ufku
Kayıp Kıta Mu: Efsaneden Stratejik Hafızaya
Devletin Parası Milletin Emanetidir
Asırlık Ağaçlar Gibi…
Bultürk Derneği Sakarya Üniversitesi’nde “Rumeli’ye Geçiş” Konferansı ve “Kırcaali Efsanesi” Belgesel Gösterimi Düzenledi
Bulgaristan’da Ortalama Maaş Yüzde 12 Arttı, İşsiz Sayısı Yüzde 17 Azaldı