Rafet ULUTÜRK

Dün akşam Bulgaristan’ın şehirlerinde yaşanan görüntüler, uzun zamandır biriken toplumsal huzursuzluğun açık bir fotoğrafıydı. Sofya’dan Plovdiv’e, Varna’dan Burgas’a kadar uzanan meydanlarda on binlerce kişi “Оставка!” diye bağırdı. Bu çağrı yalnızca hükümete değil; yıllardır değişmeyen bir düzenin tamamına yönelmiş bir öfkeydi.

Ancak dünkü olayları önemli kılan şey yalnızca protestonun büyüklüğü değildi. O karanlık sokaklarda olup bitenler, ülkenin nasıl bir eşikte durduğunu bir kez daha hatırlattı: Siyasal gerçeklik parçalanmış durumda ve herkes kendi gerçeğini yaratmakla meşgul.

Protestonun İki Yüzü

Hemen herkes şu noktada hemfikir: Protesto barışçıl başladı. Kalabalık sokaklarda herhangi bir gerilim yoktu. Fakat ilerleyen saatlerde ortaya çıkan siyah giyimli, birbirinin kopyası genç gruplar tüm atmosferi değiştirdi.

Polisin uzun süre ortalıkta görünmemesi, ardından karanlıkta beliren provokasyon girişimleri, yaşananların spontane mi yoksa planlı mı olduğu sorusunu kaçınılmaz hâle getirdi.

“Да, България” eş-başkanı Божидар Божанов’un iddiaları bu kuşkuyu daha da güçlendiriyor:
Kapatılan sokak lambaları, protesto güzergâhlarında aniden kesilen elektrik, provokatörlerin rahat hareket edebilmesi… Tüm bunların “tesadüf” olmadığı görüşü muhalefette yaygın.

Bunlar ağır iddialar. Fakat göz ardı edilmemesi gereken başka bir gerçek var: Bu ülkede artık hiçbir şey sadece olduğu gibi kabul edilmiyor.

Gerçekliğin Mücadelesi

Dünkü olaylar, Bulgaristan’ın en derin krizlerinden birini görünür kıldı: Ortak gerçekliğin çöküşü.

Muhalefet, provokasyonların devlet içindeki güç odakları tarafından organize edildiğini savunuyor.

İktidar çevreleri ise protesto meşruiyetini zayıflatmaya çalışan marjinal grupları işaret ediyor.

Toplum ise bu iki anlatı arasında sıkışmış durumda.

Gerçekte ne yaşandığına dair kesin bir tablo yok; fakat kesin olan şey şu:
Devlet, kendi vatandaşına güven verecek netlikte bir açıklama yapamadı.

Ve bir devletin sokaklarını karanlıkta bırakmasından daha tehlikeli olan tek şey, hafızasını ve şeffaflığını karanlıkta bırakmasıdır.

Bütçe Kıvılcım, Kriz Derindir

Kağıt üzerinde protestolar 2026 bütçesine karşı çıkışla başladı. Ancak herkes biliyor ki bu yalnızca fitili ateşleyen son kıvılcımdı. Bütçenin içeriği kadar, hazırlanma biçimi de tepki çekiyor—özellikle de bazı çevrelerin üzerinde kurduğu etkiden duyulan rahatsızlık.

Ekonomik sıkışma, kurumsal zayıflık, oligarkların gölgesi, siyasi elitlere duyulan yorgunluk…

Bu protesto bir günlük öfkenin değil, yılların birikiminin sonucu.

Karanlıkta Kim Kazandı?

Belki de bu soruyu sormak bile yanlış. Çünkü dün gece olanların bir kazananı yoktu.

Hükümet, toplumsal güveni daha da zedeledi.

Muhalefet, iddialarında haklı olsa bile ülkenin kırılganlığını gözler önüne serdi.

Vatandaşlar ise bir kez daha, devletin onları korumak yerine seyirci kaldığını düşündü.

Dün gece Bulgaristan sokaklarında kaybedilen en büyük şey, ne düzen ne de bütçe oldu.
Kaybedilen, ortak gerçekliğin kendisiydi.

Sonuç: Aydınlığa Giden Yol Nereden Geçiyor?

Sorusunun yanıtı aslında net:
Şeffaflıktan.
Devletin konuşmasından.
Toplumun birbirini duymasından.
Ve siyasetçilerin sahne kurmak yerine sorun çözmesinden.

Işıkların neden söndüğü hâlâ bilinmiyor. Belki teknik bir arıza.
Belki değil.

Ama gerçek şu ki:
O karanlık, protestocuların kararlılığını gizlemedi.
Aksine, daha görünür kıldı.

Bulgaristan, artık bir seçim yapmak zorunda:
Ya karanlıkta yolunu kaybedecek,
ya da o karanlığı birlikte aşmanın yolunu bulacak.

Yazar