Raziye ÇAKIR
Bir mermer ocağından başlayan hikâye, aslında Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu yeni güvenlik çağını anlatıyor.
Kamuoyuna yansıyan casusluk soruşturmaları bize artık çok açık bir gerçeği gösteriyor: Devletler arasındaki mücadele yalnızca sınır boylarında, askerî üslerde, savaş uçaklarının gölgesinde veya diplomatik masalarda yürümüyor. Mücadelenin önemli bir bölümü şirketlerde, limanlarda, otellerde, ticaret ağlarında, telefonlarda, veri merkezlerinde, üniversitelerde ve insanların birbirleriyle kurduğu sıradan görünen ilişkilerde yaşanıyor.
Bu nedenle mesele yalnızca “Kim casusluk yaptı?” sorusu değildir.
Asıl stratejik soru şudur:
Türkiye hakkında ne öğrenilmek isteniyor, hangi ağlar haritalandırılıyor ve bu bilgiler gelecekte hangi amaçlarla kullanılabilir?
Çünkü 21. yüzyılın istihbarat savaşında yakalanan kişi çoğu zaman yalnızca görünen halkadır. Asıl mesele zincirin tamamını görebilmektir.
YENİ ÇAĞIN CASUSU HER ZAMAN TRENÇKOT GİYMİYOR
Soğuk Savaş döneminin hafızasında casus, gizli belgeler taşıyan, sahte pasaport kullanan ve gece yarısı buluşmalar yapan kişiydi.
Bugünün dünyası çok daha farklıdır.
Modern istihbarat görevlisi veya onunla çalışan bir kaynak, iş insanı olabilir.
Danışman olabilir.
Mühendis olabilir.
Lojistikçi olabilir.
Akademisyen olabilir.
Sivil toplum çalışanı olabilir.
Dış ticaret yapan sıradan bir şirketin temsilcisi olabilir.
Çünkü günümüzde bir yabancı istihbarat servisinin en değerli araçlarından biri “normal hayatın içine karışabilmektir.”
Bir uluslararası ticaret şirketi sınır geçer.
Liman kullanır.
Depo kiralar.
Yabancı kişilerle görüşür.
Fuar ve konferanslara katılır.
Üçüncü ülkelere seyahat eder.
Finans transferleri yapar.
Bütün bunlar ticaretin doğal unsurlarıdır.
Tam da bu nedenle ticari faaliyet, kötüye kullanıldığında istihbarat için son derece elverişli bir örtüye dönüşebilir.
ASIL HEDEF BELGE DEĞİL, HARİTADIR
Bir yabancı istihbarat servisinin amacı her zaman devlet sırrı çalmak değildir.
Bazen daha değerli olan, bir ülkenin nasıl çalıştığını anlamaktır.
Kim kiminle konuşuyor?
Hangi şirket hangi kuruma iş yapıyor?
Hangi mühendis hangi teknoloji üzerinde çalışıyor?
Hangi liman hangi ürünleri taşıyor?
Hangi iş insanı hangi ülkeyle bağlantılı?
Hangi sivil toplum örgütü hangi coğrafyada etkili?
Hangi diaspora grubu hangi siyasi çevrelerle temas hâlinde?
Bunların her biri tek başına önemsiz görülebilir.
Fakat binlerce küçük bilgi birleştirildiğinde ortaya bir ülkenin stratejik sinir sistemi çıkar.
İşte modern istihbaratın önemli hedeflerinden biri budur.
Devletin yalnızca resmî yapısını değil, devletin çevresindeki ekosistemi anlamak.
Çünkü kaleye doğrudan giremeyenler, kalenin kapısındaki yolu öğrenmek ister.
TÜRKİYE NEDEN DAHA FAZLA İZLENİYOR?
Türkiye’nin yabancı istihbarat servisleri açısından önemini yalnızca coğrafyayla açıklamak artık yeterli değildir.
Elbette Türkiye; Balkanlar, Kafkasya, Karadeniz, Orta Doğu, Doğu Akdeniz ve Orta Asya arasında eşsiz bir konuma sahiptir.
Ancak mesele yalnızca coğrafya değildir.
Türkiye artık savunma sanayii üretmektedir.
İHA ve SİHA teknolojilerini ihraç etmektedir.
Kendi savaş uçağını geliştirmektedir.
Füze sistemlerine yatırım yapmaktadır.
Enerji koridorlarında merkez olmaya çalışmaktadır.
Afrika’da diplomatik ve ekonomik varlığını genişletmektedir.
Türk dünyasıyla kurumsal bütünleşmesini artırmaktadır.
Balkanlar’da tarihî, kültürel ve toplumsal bağlarını korumaktadır.
Doğu Akdeniz ve Karadeniz’de askerî ve diplomatik ağırlık sahibidir.
Türkiye’nin etki alanı genişledikçe, onu anlamaya çalışan devletlerin sayısının artması kaçınılmazdır.
Bu nedenle yabancı istihbarat faaliyetlerinin artması yalnızca bir güvenlik sorunu değil, aynı zamanda Türkiye’nin yükselen stratejik değerinin göstergesidir.
Ancak stratejik değerin yükselmesi, stratejik savunmayı da zorunlu hâle getirir.
BUGÜNÜN EN DEĞERLİ HAMMADDESİ: VERİ
20.yüzyılın güç mücadelesinde petrol belirleyici bir unsurdu.
21.yüzyılın en değerli hammaddelerinden biri ise veridir.
Fakat veri denildiğinde yalnızca bilgisayar ekranındaki dosyaları düşünmemeliyiz.
Bir insanın seyahat bilgisi veridir.
Telefon numarası veridir.
Bir şirketin müşteri listesi veridir.
Liman hareketleri veridir.
Bir yöneticinin sosyal çevresi veridir.
Bir mühendisin uzmanlık alanı veridir.
Bir STK’nın bağlantıları veridir.
Bir cihazın seri numarası dahi doğru bağlama yerleştirildiğinde anlamlı olabilir.
Bu bilgiler yapay zekâ, büyük veri ve ilişki analiziyle birleştirildiğinde devasa bir istihbarat resmine dönüşür.
Bu nedenle geleceğin millî güvenlik anlayışı yalnızca “gizli belgeyi korumak” üzerine kurulamaz.
Veri egemenliği artık millî egemenliğin bir parçasıdır.
TEDARİK ZİNCİRLERİ YENİ CEPHE HATTIDIR
Türkiye’nin önümüzdeki dönemde dikkat etmesi gereken en kritik alanlardan biri tedarik zincirleridir.
Bir savunma sisteminin ana üreticisi çok güçlü biçimde korunabilir.
Peki ya o sisteme küçük bir elektronik parça sağlayan şirket?
Bir yazılım modülü geliştiren taşeron?
Bir sensörün tedarikçisi?
Bir lojistik firması?
Bir liman şirketi?
Bir bakım firmasındaki teknisyen?
Modern saldırılar çoğu zaman en güçlü noktaya değil, en zayıf halkaya yönelir.
Bu nedenle Türkiye’nin yalnızca kritik kurumlarını değil, onların çevresindeki bütün ekonomik ve teknolojik ekosistemi koruyan bir sistem kurması gerekmektedir.
Savunma sanayii, haberleşme, enerji, ulaştırma, yapay zekâ, yazılım, madencilik, lojistik ve ileri teknoloji sektörleri artık yalnızca ekonomik sektörler olarak görülmemelidir.
Bunların tamamı aynı zamanda millî güvenlik altyapısının parçalarıdır.
Türkiye’nin uzun vadede kapsamlı bir Millî Tedarik Zinciri Güvenliği Stratejisi oluşturması gerekmektedir.
İSTİHBARATIN EN KOLAY KAPISI İNSANDIR
Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, istihbaratın merkezinde hâlâ insan vardır.
Çünkü teknolojik sistemlerin tamamını insanlar kurar, yönetir ve kullanır.
İnsan ise zaaflara sahiptir.
Para.
İdeoloji.
Statü arzusu.
Kibir.
Şantaj.
Duygusal bağlar.
Kariyer beklentisi.
İntikam.
İstihbarat servisleri insan davranışının bu zayıflıklarını yüzyıllardır inceliyor.
Bu nedenle bir ülkenin en gelişmiş siber güvenlik sistemleri dahi yanlış kişiye duyulan güven yüzünden aşılabilir.
Millî güvenliğin temelinde yalnızca güçlü yazılımlar değil, güçlü karakter ve kurumsal bilinç de bulunmalıdır.
EN TEHLİKELİ CASUSLUK, KARAR VERİCİYİ ETKİLEMEKTİR
Meselenin bir aşama daha ileri boyutu vardır.
İstihbarat her zaman bilgi toplamak için yapılmaz.
Bazen bilgi, kararları etkilemek için toplanır.
Bir toplumun kırılma noktalarını biliyorsanız toplumsal gerilimleri artırabilirsiniz.
Ekonomik zayıflıkları biliyorsanız baskı kurabilirsiniz.
Siyasi aktörlerin çevresini tanıyorsanız karar süreçlerine yaklaşabilirsiniz.
Medya ağlarını biliyorsanız algı oluşturabilirsiniz.
Sosyal medya davranışlarını analiz ediyorsanız kamuoyunu yönlendirmeye çalışabilirsiniz.
Bu noktada klasik casusluk başka bir seviyeye geçer:
Etki operasyonu.
İşte Türkiye’nin gelecekte yalnızca “karşı casusluk” değil, aynı zamanda güçlü bir karşı etki doktrini geliştirmesi gerekmektedir.
SOSYAL MEDYA: GÖNÜLLÜ İSTİHBARAT ARŞİVİ
Geçmişte bir istihbarat servisinin bir kişi hakkında aylar boyunca araştırma yaparak elde edeceği bilgiler bugün insanların kendi sosyal medya hesaplarında bulunabiliyor.
Kimlerle arkadaş olduğu.
Nereye seyahat ettiği.
Hangi kurumda çalıştığı.
Hangi siyasi görüşlere yakın olduğu.
Hangi toplantılara katıldığı.
Hangi kurumun içinde nerede bulunduğu.
Ailesi ve çevresi.
Bazen işyerindeki görüntüler.
Bazen belgeler.
Bazen ekran görüntüleri.
Yapay zekâ bu dağınık bilgileri saniyeler içinde ilişkilendirebilir.
Dolayısıyla geleceğin casusluğu yalnızca insan ajanlarla yapılmayacaktır.
Algoritmalar da istihbarat toplayacaktır.
Bu nedenle Türkiye’nin bir Dijital Millî Güvenlik Kültürü geliştirmesi şarttır.
TÜRK DÜNYASI BÜYÜDÜKÇE GÖRÜNMEYEN REKABET DE BÜYÜYECEK
Türkiye açısından bir başka stratejik konu Türk dünyasıdır.
Orta Koridor’un güçlenmesi…
Hazar geçişlerinin önem kazanması…
Yeni demiryolu bağlantıları…
Enerji hatları…
Savunma işbirlikleri…
Ticaret ağları…
Ortak teknoloji projeleri…
Bütün bunlar Türkiye ile Orta Asya arasındaki bağlantıyı güçlendirmektedir.
Ancak bir ekonomik koridor ortaya çıktığında, doğal olarak bir istihbarat rekabet alanı da ortaya çıkar.
Dolayısıyla Türkiye’nin güvenlik perspektifini yalnızca kendi sınırları içinde düşünmek yeterli değildir.
Balkanlar-Anadolu-Kafkasya-Hazar-Orta Asya hattı tek bir stratejik bütün olarak ele alınmalıdır.
Bu hat geleceğin küresel ticaret yollarından biri hâline geldikçe onu izleyen, etkilemeye çalışan ve gerektiğinde sabote etmek isteyen aktörlerin de sayısı artacaktır.
CASUSU YAKALAMAK YETMEZ, YÖNTEMİ ÇÖZMEK GEREKİR
Bir operasyon sonucunda bir kişinin yakalanması önemlidir.
Fakat devlet aklı bununla yetinmez.
Şu soruları sorar:
İlk temas nerede kuruldu?
Hangi motivasyon kullanıldı?
Para nasıl aktarıldı?
Kimler hedef seçildi?
Hangi şirketler kullanıldı?
Hangi ülkelerde görüşmeler yapıldı?
İletişim hangi yöntemle kuruldu?
Bilgiler nereye gönderildi?
Aynı model başka nerelerde kullanılıyor?
İşte gerçek karşı istihbarat başarısı burada ortaya çıkar.
Bir casusu yakalarsanız bir operasyonu bozarsınız.
Bir yöntemi çözerseniz yüz operasyonu daha başlamadan engelleyebilirsiniz.
Türkiye’nin hedefi tam olarak bu olmalıdır.
SAVUNMADAN CAYDIRICILIĞA GEÇİŞ
Türkiye’nin yeni dönemde yalnızca casusluk faaliyetlerine cevap veren ülke olmaması gerekir.
Bir üst aşamaya geçmelidir:
İstihbarat caydırıcılığı.
Bunun anlamı şudur:
Türkiye’ye karşı ağ kurmaya çalışan yabancı servis bilmelidir ki;
insan kaynakları tespit edilir,
finans yolları çözülür,
paravan şirketler belirlenir,
dijital haberleşme analiz edilir,
tedarik bağlantıları ortaya çıkarılır,
uluslararası bağlantılar takip edilir.
Yani yalnızca Türkiye’deki birkaç kişi değil, sistemin bütünü hedef alınır.
Caydırıcılık, karşı tarafın “yakalanmam” diye düşünmesini değil, “yakalanırsam bütün ağım çözülür” diye düşünmesini sağlamaktır.
Bu, büyük devlet refleksidir.
MİLLÎ KARŞI İSTİHBARAT KÜLTÜRÜ
Devlet kurumları bu mücadelenin merkezindedir.
Ancak bütün sorumluluğu yalnızca güvenlik kurumlarına bırakmak doğru değildir.
Üniversiteler bilinçlenmelidir.
Savunma şirketleri bilinçlenmelidir.
İhracat yapan firmalar bilinçlenmelidir.
Teknoloji şirketleri bilinçlenmelidir.
STK’lar bilinçlenmelidir.
Kritik sektörlerde çalışan personel bilinçlenmelidir.
Amaç herkesten şüphelenen paranoyak bir toplum yaratmak değildir.
Amaç, olağanla olağan dışı arasındaki farkı anlayabilen bir toplum oluşturmaktır.
Türkiye’nin ihtiyacı korku kültürü değil, güvenlik kültürüdür.
2030’LARIN TÜRKİYE’Sİ EN ÇOK GÖRÜNMEYEN CEPHELERDE SINANACAK
Türkiye büyüdükçe görünmeyen mücadele de büyüyecektir.
Savunma sanayii geliştikçe teknoloji hırsızlığı riski artacaktır.
Enerji merkezi oldukça enerji istihbaratı yoğunlaşacaktır.
Türk dünyasıyla bütünleştikçe Avrasya rekabeti artacaktır.
Afrika’daki etkisi büyüdükçe yeni rekabet sahaları oluşacaktır.
Balkanlar’daki tarihî ve kültürel bağlarını güçlendirdikçe bölgesel istihbarat ilgisi artacaktır.
Bu nedenle geleceğin Türkiye’si yalnızca şu soruyu sormamalıdır:
“Ordumuz ne kadar güçlü?”
Aynı zamanda şunu sormalıdır:
“Devletimizin sinir sistemi ne kadar güvenli?”
Çünkü güçlü ordunun planları sızarsa güç zayıflar.
Güçlü sanayinin teknolojisi çalınırsa avantaj kaybolur.
Güçlü devletin karar mekanizması manipüle edilirse egemenlik yara alır.
MESELE BİR MERMER OCAĞINDAN ÇOK DAHA BÜYÜKTÜR
Bu yüzden mermer ticareti üzerinden kamuoyuna yansıyan casusluk iddialarını küçük bir polisiye dosya olarak okumamak gerekir.
Bir mermer bloğunun arkasında ticaret vardır.
Ticaretin arkasında lojistik vardır.
Lojistiğin arkasında bağlantılar vardır.
Bağlantıların arkasında insanlar vardır.
İnsanların arkasında bilgi vardır.
Bilginin arkasında ise güç vardır.
21.yüzyılın temel gerçeği budur:
Bilgiyi yöneten, gücü yönlendirir.
Türkiye’nin önündeki büyük görev yalnızca sınırlarını korumak değildir.
Verisini korumaktır.
Teknolojisini korumaktır.
İnsan kaynağını korumaktır.
Tedarik zincirlerini korumaktır.
Stratejik karar mekanizmalarını korumaktır.
Ve bütün bunların ötesinde, devletin görünmeyen sinir sistemini korumaktır.
Çünkü yeni çağda bir ülke işgal edilmeden de zayıflatılabilir.
Önce haritası çıkarılır.
Sonra insanları analiz edilir.
Sonra bağlantıları çözülür.
Sonra zayıf halkaları bulunur.
Sonra ekonomik, dijital veya toplumsal noktalardan içeri girilmeye çalışılır.
Buna karşı Türkiye’nin yeni güvenlik anlayışı dört kelimeyle özetlenebilir:
Gör. Çöz. Önle. Caydır.
Sınırda bekleyen devlet tehdidi geldiğinde karşılar.
Büyük devlet ise tehdidin hangi yoldan geleceğini daha yola çıkmadan görmeye çalışır.
Türkiye’nin önündeki stratejik hedef budur.
Çünkü artık vatan yalnızca topraktan ibaret değildir.
Veri de vatandır.
Teknoloji de vatandır.
İnsan kaynağı da vatandır.
Tedarik zinciri de vatandır.
Millî irade de vatandır.
Ve 21. yüzyılda bağımsızlık, bütün bu alanları birlikte koruyabilen devletlerin olacaktır.

Bulgaristan, Bezmer Hava Üssü çevresinde güvenlik önlemlerini artırdı
Bulgaristan, Rusya’ya ait İl-76TD uçağının hava sahasından geçişine izin verdi
Bulgaristan’da 25 Ekim Cumhurbaşkanlığı seçimleri için hazırlıklar başladı
Bulgaristan Savunma Bakanı: “Ulusal güvenliğe yönelik doğrudan tehdit yok”
Bulgaristan’ın iki önemli sınır kapısında araç yoğunluğu
Bulgaristan, 25 Ekim cumhurbaşkanlığı seçimleri için uluslararası gözlemcileri davet etti
Çernoçene’de sosyal hizmetlerde yeşil dönüşüm: Güneş enerjisi ve elektrikli araç dönemi
El-Cezerî’yi Anmak Yetmez: Teknolojik Egemenlik İçin Medeniyet Aklı
İslam Dünyasının Büyük Hesaplaşması