Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un yıllık basın toplantısında yaptığı açıklamalar, Moskova’nın son dönemde izlediği dış politika çizgisini bir kez daha gözler önüne serdi. Lavrov, ABD ile Balkanlar konusunda temasların sürdüğünü doğrularken, Moldova’ya yönelik sert ifadeleriyle Rusya’nın eski Sovyet coğrafyasındaki “etki alanı” hassasiyetinden vazgeçmediğini ortaya koydu.
Lavrov’un Balkanlar vurgusu dikkat çekti. Ukrayna savaşı sonrası Doğu Avrupa’daki güç dengeleri yeniden şekillenirken, Balkanlar büyük güç rekabetinin yeniden yoğunlaştığı bölgelerden biri hâline geldi. Bosna-Hersek gibi kırılgan devlet yapılarının bulunduğu coğrafyada ABD-Rusya temaslarının sürmesi, sahada görünmeyen ancak diplomasi masasında devam eden bir müzakere sürecine işaret ediyor. Lavrov’un “sonuç yok ama temas var” ifadesi, tarafların birbirini yokladığını ancak henüz somut bir uzlaşmaya varılmadığını gösteriyor.
Öte yandan Moskova’nın dili, Moldova söz konusu olduğunda belirgin biçimde sertleşiyor. Lavrov’un, Moldova’nın Avrupa Birliği’ne yönelmesini “devletin tasfiyesi” olarak nitelemesi, Kremlin’in bu ülkeyi hâlâ kendi nüfuz alanının parçası olarak gördüğünü ortaya koydu. Özellikle Moldova’nın Romanya ile birleşme ihtimalinin gündeme gelmesi, Rusya açısından ciddi bir kırmızı çizgi olarak değerlendiriliyor.
Moldova Cumhurbaşkanı Maia Sandu’nun birleşme ihtimaline açık kapı bırakan açıklamaları ve Rusya’yı demokratik süreçlere müdahale etmekle suçlaması, Moskova’nın sert tepkisinin temel nedenleri arasında yer alıyor. Kremlin ise bu süreci Batı’nın bölgedeki “genişleme politikası” olarak yorumluyor. Uzmanlara göre Moldova, iki büyük güç arasında sıkışmış küçük ama stratejik bir ülke konumunda bulunuyor.
Kişinev yönetiminin Bağımsız Devletler Topluluğu’ndan (BDT/ОНД) ayrılma sürecini tamamlaması da dikkat çeken bir diğer gelişme oldu. Bu adım, yalnızca kurumsal bir kopuş değil, aynı zamanda Sovyet sonrası bağların bilinçli biçimde reddedilmesi anlamına geliyor. Kremlin’den gelen “şaşırmadık ama üzgünüz” açıklaması ise diplomatik bir dilin ardına gizlenmiş rahatsızlığı yansıtıyor.
Lavrov’un açıklamaları, Rusya’nın ABD ile tüm köprüleri atmadığını; özellikle Balkanlar gibi üçüncü bölgelerde müzakere alanı bırakmaya devam ettiğini gösteriyor. Ancak Moldova gibi eski Sovyet coğrafyasındaki ülkelerde Moskova’nın tahammül eşiğinin çok daha düşük olduğu görülüyor. Bu durum, Doğu Avrupa’da yakın gelecekte bir yumuşamadan ziyade kontrollü gerilimlerin süreceğine işaret ediyor.
Büyük güçlerin diplomatik hamleleri sürerken, küçük ülkeler yönlerini belirlemek zorunda kalıyor. Moldova’nın Batı ile entegrasyon tercihinin güçlenmesi, Moskova’nın söylemini daha da sertleştirecek gibi görünüyor. Diplomasi sahnesinde ise temel soru değişmiyor: Bu temaslar gerçek sonuçlar mı doğuracak, yoksa yalnızca zaman kazanma stratejisinin bir parçası mı olacak?
BULTÜRK Haber Merkezi

Macaristan’da tarihi seçim: Sandıklar kapandı, katılım rekor kırdı
Bulgaristan’da oy satın alma operasyonlarında 1 milyon avro ele geçirildi
Yarım Kalmış Bir Hayatın Şiiri: Recep Küpçü’ye Dair
Partiya Veliciye
Fidan: Ankara’daki NATO Zirvesi Tarihi Bir Dönüm Noktası Olabilir
Erzincan Kemah’ta 4 Büyüklüğünde Deprem Meydana Geldi