Gülten RAYİMOĞLU

Bir sabah kuruldu bir devlet,
Bizden koparılan bir toprakta.
Köylerimizi sardı kara duman,
Türk’ün ocağına hüzün çökmekte.

Evler basıldı, sesler sustu,
Adımlar yankılandı taş sokaklarda.
Bir annenin duası titredi,
Bir çocuğun gözleri doldu o anda.

İlk çığlık isimlerden koptu,
Adlarımızı değiştirdiler zorla.
Ama hangi rüzgâr silebilir ki,
Kalbimizde yankılanan o Türkçe duayı?

Mezar taşlarını kırdılar bir bir,
Yetmedi, ölülerimizi gece gizledik.
Gündüz onlara boyun eğdik sandılar,
Oysa biz toprağa “amin” diyerek dirildik.

Çocuklarımıza yalanı öğrettik,
“Sakın konuşma, evde ne gördün?”
Ama hangi anne dayanır buna,
Kendi dilini çocuğundan saklamaya?

Ve bizler, geceyi sevdik o yıllarda,
Çünkü gece bizimdi, dualar bizimdi.
Karanlıkta kazdık mezarları,
Sessizce kendi ölülerimizi gömdük gizlice.

1984’te daha da ağır bastı zulüm,
Dilimizi yasakladılar, düşüncemizi tutsak.
Ama insan nasıl unutur kökünü?
Toprağa düşen tohum, yine aynı ağaç.

Kırcaali’de kadınlar yürüdü bir gün,
Omuzlarında tarih, ellerinde cesaret.
Razgrad, Şumnu, Ruscuk derken,
Bütün Bulgaristan öğrendi bu hakikati:

Türk, unutmaz toprağını, adını,
Türk, boyun eğmez asla zulme.
Ve anladılar o gün,
Türkler olmadan bu devlet yürümez diye.

Şimdi dönüp bakın o günlere,
Taşlarımız kırıldı, dualarımız sustu sandınız.
Ama biz, kırık taşlardan tarih yazan,
Küllerinden yeniden doğan Türkleriz.

Ne dilimiz bitti, ne yüreğimiz,
Ne de inancımızı silebildiniz.
Biz, karanlıklardan aydınlığa yürüyenleriz,
Dimdik ayakta, tarihimize sahip çıkan nesilleriz.

Unutmayın bizi…
Çünkü biz buradayız;
Adlarımızla, dualarımızla,
Toprağın derinlerinde kök salmış,
Her nefeste yeniden yeşerenleriz.

Biz, kırılan taşların çığlığıyız,
Ama o taşlardan inşa edilecek yarınlarız.

Yazar