İSME DEĞİL HİZMETE, SADAKATE DEĞİL LİYAKATE, SLOGANA DEĞİL SONUCA BAKMA ZAMANI
Kırcaali’de gerçekleştirdiğimiz son temaslar, bana bir kez daha şunu gösterdi: Bulgaristan Türkleri açısından artık yalnızca kimlik siyaseti değil, hizmet, liyakat, ulaşılabilirlik ve hesap verebilirlik siyaseti konuşulmalıdır.
Kırcaali Bölge Valisi Sayın Biser Nikolov’u ziyaretimiz sırasında Bulgaristan’ın siyasi geleceğini, yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimlerini, Kırcaali’nin sorunlarını, bölgenin ekonomik ihtiyaçlarını ve Türk toplumunun beklentilerini değerlendirdik.
Fakat ziyaretin bende bıraktığı en güçlü iz, yalnızca konuşulan başlıklar olmadı.
Asıl dikkat çekici olan, bir devlet yöneticisinin kapısının açık olmasıydı.
Bizi dinleyen, görüş alışverişine açık olan, misafirperverlik gösteren bir yöneticiyle karşılaştık.
Buradan hareketle şu soruyu sormak artık kaçınılmazdır:
Bir valiye ulaşabiliyorsak, halkın oylarıyla seçilmiş bazı belediye başkanlarına ulaşmak neden bu kadar zor olabiliyor?
Bu soru bir kişiye değil, bir yönetim anlayışına yöneltilmelidir.
Çünkü mesele isimler değil, zihniyettir.
MAKAM HALKTAN UZAKLAŞMA YERİ DEĞİLDİR
Demokraside makam, insanın halktan uzaklaşmasını sağlayan bir ayrıcalık değildir.
Tam tersine makam, halka daha fazla yaklaşma sorumluluğudur.
Belediye başkanı seçildiğiniz gün, vatandaşın size ulaşması zorlaşmamalıdır.
Milletvekili olduğunuz gün halkla aranıza duvar örülmemelidir.
Yönetici olduğunuzda koridorlar uzamamalı, kapılar ağırlaşmamalıdır.
Çünkü vatandaş yöneticisini yalnızca seçim günü görüyorsa, orada temsil vardır ama gerçek anlamda siyaset yoktur.
Siyasetin özü ulaşılabilirliktir.
Vatandaş derdini anlatabilmelidir.
Eleştirisini söyleyebilmelidir.
Talebini iletebilmelidir.
Ve karşısında bir muhatap bulabilmelidir.
Bir makamın büyüklüğü, kapısındaki güvenlik sayısıyla değil, halkın o kapıdan ne kadar rahat girebildiğiyle ölçülür.
TÜRK İSMİ TAŞIMAK YETMEZ
Bulgaristan Türklerinin tarihinde kimlik mücadelesi son derece önemli bir yere sahiptir.
Dilimiz, kültürümüz, isimlerimiz, inancımız ve hafızamız ağır dönemlerden geçmiştir.
Bu nedenle Türk kimliği bizim için elbette önemlidir.
Fakat siyasette yeni bir döneme giriyoruz.
Artık yalnızca bir kişinin Türk ismi taşımasına bakarak siyasi destek vermek doğru değildir.
Bir adayın adının Ahmet, Mehmet, Hasan veya Hüseyin olması, tek başına halka hizmet edeceğinin garantisi değildir.
Aynı şekilde bir yöneticinin Bulgar ismi taşıması da otomatik olarak Türk toplumuna uzak olduğu anlamına gelmez.
Asıl ölçü şudur:
Ne yaptı?
Halka nasıl davrandı?
Kapısını açtı mı?
Kırcaali’ye yatırım getirdi mi?
Gençlerin önünü açtı mı?
Köylere hizmet götürdü mü?
Türklerin haklarına ve kültürüne saygı gösterdi mi?
Vatandaşlar arasında ayrım yaptı mı?
İşte siyaset burada başlar.
Türk ismi taşımak değerlidir; fakat Türk halkına ve Kırcaali’ye hizmet etmek çok daha değerlidir.
“BİZİMKİ” KİMDİR?
Siyasette en fazla kullandığımız kelimelerden biri “bizimki”dir.
“Bizim aday.”
“Bizim belediye başkanı.”
“Bizim milletvekili.”
Peki gerçekten bizimki kimdir?
Bana göre artık bu kelimenin anlamını değiştirmemiz gerekiyor.
Kırcaali’ye hizmet eden bizimkidir.
Köy yolunu yapan bizimkidir.
Gencimize iş bulan bizimkidir.
Yatırım getiren bizimkidir.
Türk kültürüne saygı gösteren bizimkidir.
Vatandaşa kapısını açan bizimkidir.
Adaletli davranan bizimkidir.
Halkı seçimden seçime değil, her gün hatırlayan bizimkidir.
Bu anlayış, kimlikten vazgeçmek değildir.
Tam tersine, kimliğin içini liyakat ve hizmetle doldurmaktır.
CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ BİR FIRSATTIR
Önümüzde Bulgaristan açısından önemli bir Cumhurbaşkanlığı seçimi bulunuyor.
Türk seçmeni bu seçimi çok iyi değerlendirmelidir.
Bu seçim yalnızca kimin Cumhurbaşkanı olacağı meselesi değildir.
Aynı zamanda Bulgaristan Türklerinin siyasi gücünü nasıl kullanacağını gösterecek bir sınavdır.
Artık şu soruyu sormak yetmez:
“Kime oy vereceğiz?”
Asıl soru şu olmalıdır:
“Oyumuza karşılık Bulgaristan Türklerinin ve yaşadığımız bölgelerin geleceği için ne yapılacak?”
Adaylara açık sorular sorulmalıdır.
Türklerin devlet kurumlarındaki temsili nasıl artırılacak?
Cumhurbaşkanlığı danışman kadrolarında liyakatli Türk isimler olacak mı?
Kırcaali, Razgrad, Şumen, Silistre ve Türklerin yoğun yaşadığı diğer bölgeler için nasıl bir kalkınma yaklaşımı uygulanacak?
Genç göçü nasıl durdurulacak?
Kültürel haklar nasıl korunacak?
Türkçe eğitim ve kültürel miras konusunda nasıl bir yaklaşım sergilenecek?
Diaspora nasıl sürece dahil edilecek?
Türkiye ile ilişkiler bölgesel kalkınmaya nasıl dönüştürülecek?
Bu sorulara cevap vermeyen bir siyasetçiden yalnızca güzel sözlerle yetinmemeliyiz.
TÜRK OYU KİMSENİN GARANTİ OYU DEĞİLDİR
Bulgaristan Türklerinin anlaması gereken en temel siyasi gerçeklerden biri budur:
TÜRK OYU KİMSENİN TAPULU MALI DEĞİLDİR.
Hiçbir parti, hiçbir hareket, hiçbir lider, hiçbir aday Türk seçmenin oyunu otomatik olarak kendisinin kabul etmemelidir.
Çünkü demokraside oy, siyasi sermayedir.
Siyasi sermaye de karşılıksız dağıtılmaz.
Oy veriliyorsa bir beklenti vardır.
Bu beklenti makam değildir.
Bu beklenti ayrıcalık değildir.
Bu beklenti eşit vatandaşlıktır.
Adalettir.
Temsildir.
Hizmettir.
Kalkınmadır.
Saygıdır.
Ve gelecek güvencesidir.
Türk seçmen ne kadar bilinçli davranırsa, siyasetin Türk toplumuna karşı sorumluluğu o kadar artar.
KOŞULSUZ SADAKAT SİYASETİ BİTMELİDİR
Siyasette yıllarca en büyük yanlışlardan biri, seçmenin bir partiye veya kişiye değişmez biçimde bağlanması olmuştur.
Bir siyasi yapı seçmenin kendisinden asla vazgeçmeyeceğini düşünüyorsa, zamanla seçmene ihtiyaç duymamaya başlar.
İşte tehlike burada başlar.
Vatandaşa ulaşmak zorlaşır.
Kapılar kapanır.
Sorunlar ertelenir.
Eleştiri dinlenmez.
Çünkü siyasetçi, “Nasıl olsa yine bana oy verecekler” diye düşünür.
Bu anlayış kırılmalıdır.
Seçmen şunu hissettirmelidir:
Hizmet varsa destek vardır.
Hizmet yoksa tercih değişebilir.
Bu tehdit değildir.
Bu demokrasinin normal işleyişidir.
HERKESLE KONUŞACAĞIZ, KİMSEYE MAHKÛM OLMAYACAĞIZ
Bulgaristan Türklerinin önümüzdeki dönemde izlemesi gereken siyasi çizgi açık olmalıdır:
Herkesle konuşacağız, kimseye mahkûm olmayacağız.
Sağla konuşacağız.
Solla konuşacağız.
İktidarla konuşacağız.
Muhalefetle konuşacağız.
Cumhurbaşkanı adaylarıyla konuşacağız.
Valilerle konuşacağız.
Belediye başkanlarıyla konuşacağız.
Sofya ile konuşacağız.
Ankara ile konuşacağız.
Brüksel ile konuşacağız.
Çünkü güçlü toplum tek kapıya bağlı toplum değildir.
Güçlü toplum, bütün kapıları açabilen toplumdur.
Ancak herkesle konuşmak, herkese koşulsuz destek vermek anlamına gelmez.
Masaya taleplerimizle oturacağız.
Kimliğimizle oturacağız.
Aklımızla oturacağız.
Geleceğimizle oturacağız.
KIRCAALİ’NİN ASIL MESELESİ KALKINMADIR
Kırcaali yıllardır siyasi tartışmaların merkezindedir.
Fakat asıl soru çoğu zaman geri planda kalmaktadır:
Kırcaali nasıl kalkınacak?
Bölgenin gençleri neden ayrılıyor?
Köyler neden boşalıyor?
Yeni iş alanları neden yeterince oluşmuyor?
Tarım ve hayvancılık nasıl modernleşecek?
Turizm nasıl geliştirilecek?
Sanayi nasıl büyütülecek?
Türkiye ile ekonomik ilişkiler nasıl daha verimli kullanılacak?
Avrupa fonları Kırcaali’ye nasıl daha fazla çekilecek?
Bu sorular siyasetin merkezine yerleştirilmelidir.
Çünkü kimlik siyaseti insanı sandığa götürebilir.
Ama insanı memleketinde tutan şey iştir, üretimdir, umuttur ve gelecek duygusudur.
KIRCAALİ 2030 VİZYONU
Artık Kırcaali için uzun vadeli bir strateji hazırlanmalıdır.
Adı ne olursa olsun, hedef belli olmalıdır:
KIRCAALİ 2030.
Bu vizyonun merkezinde gençler bulunmalıdır.
Mesleki eğitim güçlendirilmelidir.
Teknoloji yatırımları teşvik edilmelidir.
Tarımda katma değer artırılmalıdır.
Hayvancılık yeniden desteklenmelidir.
Kırsal turizm geliştirilmelidir.
Türkiye ile ticaret kolaylaştırılmalıdır.
Küçük ve orta ölçekli işletmelere yatırım imkânları sunulmalıdır.
Diaspora sermayesi bölgeye yönlendirilmelidir.
Kırcaali yalnızca nüfus kaybeden bir sınır bölgesi değil, Bulgaristan ile Türkiye arasında ekonomik ve kültürel bir köprü hâline getirilmelidir.
DİASPORA SADECE OY DEĞİLDİR
Türkiye’de ve Avrupa’da yaşayan Kırcaalililer seçim dönemlerinde hatırlanan bir oy kitlesi değildir.
Bu çok büyük bir hata olur.
Diaspora, Kırcaali’nin en önemli ekonomik ve sosyal güçlerinden biridir.
İş insanlarımız var.
Mühendislerimiz var.
Doktorlarımız var.
Akademisyenlerimiz var.
Girişimcilerimiz var.
Uluslararası bağlantılarımız var.
Sermayemiz var.
Bilgimiz var.
Tecrübemiz var.
Bu kaynakların Kırcaali ile yeniden buluşturulması gerekir.
Diasporadan yalnızca sandık zamanı destek istemek yerine, yıl boyunca ekonomik ve kurumsal ilişkiler kurulmalıdır.
Kırcaali’nin geleceğinde diaspora bir kalkınma ortağı olarak görülmelidir.
YÖNETİCİLER İÇİN YENİ ÖLÇÜ: ULAŞILABİLİRLİK
Kırcaali’de bundan sonra yöneticilerin performansı yalnızca yapılan asfalt kilometresiyle veya açılan birkaç tesisle değerlendirilmemelidir.
Vatandaşla kurulan ilişkinin de bir ölçüsü olmalıdır.
Belediye başkanlarının düzenli halk günleri olmalıdır.
Randevu sistemi şeffaf olmalıdır.
Köy ziyaretleri düzenli yapılmalıdır.
Vatandaş şikâyetlerinin sonuçları açıklanmalıdır.
Yılda en az bir kez kamuoyuna açık faaliyet raporu sunulmalıdır.
Çünkü demokrasi yalnızca sandıktan çıkmak değildir.
Demokrasi aynı zamanda sandıktan çıktıktan sonra hesap vermektir.
TÜRK SİYASETİNE YENİ FORMÜL
Yeni dönemde Bulgaristan Türklerinin siyasi yaklaşımı üç temel kavram üzerinde yükselmelidir:
KİMLİK + LİYAKAT + HİZMET
Kimlik bizi geçmişimize bağlar.
Liyakat doğru insanı doğru yere getirir.
Hizmet ise bütün bunların toplumdaki karşılığını gösterir.
Üçünden biri eksik olduğunda siyaset eksik kalır.
Kimlik var, hizmet yoksa halk kaybeder.
Liyakat var, adalet yoksa toplum bölünür.
Hizmet var, hesap verebilirlik yoksa siyaset zamanla yozlaşır.
Bu nedenle yeni siyasi anlayış bütün bunları birlikte taşımak zorundadır.
VALİ BİSER NIKOLOV’A TEŞEKKÜR
Kırcaali Bölge Valisi Sayın Biser Nikolov’un bizleri kabul etmesi, dinlemesi ve açık bir diyalog ortamı oluşturması bu nedenle benim için önemlidir.
Kendisine gösterdiği misafirperverlik için teşekkür ediyorum.
Temennimiz, bu yaklaşımın bütün kamu yöneticilerine ve bütün seçilmişlere örnek olmasıdır.
Çünkü devlet ile vatandaş arasındaki en kısa yol, çoğu zaman büyük projelerden önce açık bir kapıdır.
SEÇMEN ARTIK DAHA ÇOK SORU SORMALIDIR
Bulgaristan Türkleri önümüzdeki seçim dönemini çok iyi değerlendirmelidir.
Artık yalnızca “Bizden mi?” diye sormak yeterli değildir.
Şunları da sormalıyız:
Halka yakın mı?
Liyakatli mi?
Adaletli mi?
Kapısı açık mı?
Sözünü tutuyor mu?
Kırcaali’ye ne kazandırdı?
Gençlere nasıl bir gelecek bırakıyor?
Türk toplumunun haklarını savunuyor mu?
Ve en önemlisi:
“BİZDEN OLDUĞUNU SÖYLEYEN Mİ, BİZE HİZMET EDEN Mİ?”
Yeni dönemin cevabı bu soruda saklıdır.
Türk ismi taşımak elbette önemlidir.
Fakat Türk toplumuna hizmet etmeyen bir ismin hiçbir anlamı yoktur.
Buna karşılık adaletli davranan, Türklerin haklarına saygı gösteren, Kırcaali’ye yatırım yapan, gençler için gelecek hazırlayan ve kapısını halka açan herkes değerlendirilmelidir.
Çünkü seçimler yalnızca birilerine makam vermek için yapılmaz.
Seçimler, halkın kendi geleceğini seçmesi için yapılır.
Bu nedenle Kırcaali’den yükselmesi gereken yeni siyasi mesaj açıktır:
İSME DEĞİL HİZMETE BAKACAĞIZ.
SLOGANA DEĞİL SONUCA BAKACAĞIZ.
KÖRÜ KÖRÜNE SADAKATE DEĞİL LİYAKATE BAKACAĞIZ.
KAPALI KAPILARA DEĞİL, HALKA AÇIK YÖNETİCİLERE BAKACAĞIZ.
VE TÜRK OYUNUN DEĞERİNİ ARTIK TÜRK SEÇMENİN KENDİSİ BELİRLEYECEK.
Kırcaali’nin geleceği bir kişinin, bir partinin veya bir makamın meselesi değildir.
Kırcaali’nin geleceği hepimizin meselesidir.
Ve o geleceği kurmanın ilk şartı şudur:
İsimlerin arkasından değil, hizmetin peşinden yürümek.
Rafet ULUTÜRK (BULTÜRK Genel Başkanı)
Şaban ARMUTÇU (İş Adamı)

Kurti, Ratko Mladić’in cenazesini eleştirdi
Mickoski: Kuzey Makedonya için AB’den daha iyi bir alternatif yok
ABD’nin Atina Büyükelçisi Guilfoyle: Yunanistan ile ilişkiler her zamankinden daha güçlü
Mısır ve Yunanistan elektrik bağlantısını görüştü
Moğolistan ve Karadağ’dan ilişkileri güçlendirme mesajı
Dünya Bankası’ndan Karadağ’a AB yolunda destek