Rafet ULUTÜRK
Kırcaali’de gerçekleştirdiğimiz son temaslardan birisi bana Bulgaristan Türklerinin geleceği açısından üzerinde uzun uzun düşünmemiz gereken önemli bir gerçeği yeniden gösterdi.
Kırcaali Bölge Valisi Sayın Biser Nikolov’u ziyaret ettik.
Görüşmemizde yaklaşan Bulgaristan Cumhurbaşkanlığı seçimlerini, Kırcaali’nin problemlerini, bölgenin geleceğini ve Türk toplumunun beklentilerini değerlendirdik.
Fakat ziyaretin benim açımdan en dikkat çekici tarafı yalnızca konuştuğumuz konular değildi.
Kapının açılmış olmasıydı.
Çünkü bazen siyasette bir kapının açılması, saatlerce yapılan konuşmalardan daha fazla şey anlatır.
VALİYE ULAŞABİLİYORUZ, KENDİ SEÇTİKLERİMİZE NEDEN ULAŞAMIYORUZ?
Sayın Valiye büyük protokol hazırlıklarıyla gitmedik.
Tabiri caizse “çat kapı” gittik.
Buna rağmen bizi kabul etti.
Dinledi.
Fikir alışverişinde bulundu.
Misafirperverlik gösterdi.
Buradan çok önemli bir yönetim dersi çıkarmamız gerektiğine inanıyorum.
Çünkü Bulgaristan Türkleri olarak yıllarca devlet kurumlarının bize daha açık olmasını istedik.
Peki bugün başka bir gerçekle karşılaşıyorsak ne yapacağız?
Bazı Türk belediye başkanlarından randevu almakta zorlanırken Kırcaali Valisinin kapısının açılması üzerinde düşünülmesi gereken bir durum değil midir?
Burada mesele herhangi bir belediye başkanını hedef almak değildir.
Mesele çok daha büyüktür:
Türk siyasetinin kendi toplumuyla ilişkisini yeniden sorgulamasıdır.
Çünkü siyaset kapıları kapatma sanatı değildir.
Kapıları açma sanatıdır.
EN BÜYÜK TEHLİKE: KENDİMİZİ KENDİMİZDEN İBARET SANMAK
Bulgaristan Türk siyasetinin geleceği açısından en büyük stratejik hatalardan biri, Türk toplumunu yalnızca belirli siyasi yapılar, belediyeler veya kişiler üzerinden okumaktır.
Bu anlayış artık değişmelidir.
Türklerin meselesi bir partinin meselesi değildir.
Türklerin geleceği birkaç belediye başkanının geleceğinden de ibaret değildir.
Biz Bulgaristan devletinin vatandaşlarıyız.
Dolayısıyla valilikten Cumhurbaşkanlığına, parlamentodan bakanlıklara, belediyelerden Avrupa kurumlarına kadar devletin bütün kurumlarıyla doğrudan ilişki kurabilmeliyiz.
Birileri bize:
“Oraya gitmeyin.”
“Bununla görüşmeyin.”
“Şununla konuşmayın.”
diyemez.
Çünkü demokratik siyasette toplumların geleceği tek kapıya bağlanamaz.
Türklerin önünde tek kapı değil, bütün kapılar açık olmalıdır.
2026 CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİNE ESKİ ALIŞKANLIKLARLA BAKAMAYIZ
Bulgaristan önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimine hazırlanıyor.
Türk toplumunun önünde de önemli bir karar dönemi bulunuyor.
Fakat artık eski siyasetin kolay sorusu yeterli değildir:
“Kime oy vereceğiz?” Önce şunu sormalıyız:
“Oyumuza karşılık Bulgaristan Türklerinin geleceği için hangi politikalar uygulanacak?”
İşte stratejik siyaset burada başlar.
Cumhurbaşkanı adaylarına açık şekilde sorulmalıdır:
Türklerin devlet yönetimindeki temsili konusunda politikanız nedir?
Cumhurbaşkanlığı danışman kadrolarında Türk toplumundan insanlar olacak mı?
Kırcaali, Razgrad, Şumnu, Silistre ve diğer Türk nüfusunun bulunduğu bölgelerin ekonomik kalkınmasına nasıl bakıyorsunuz?
Türkçe ve kültürel mirasın korunması konusunda yaklaşımınız nedir?
Türkiye’de ve Avrupa’da yaşayan Bulgaristan vatandaşlarıyla ilişkiler nasıl geliştirilecek?
Göç nedeniyle boşalan bölgeler için hangi ekonomik politikalar uygulanacak?
Sorularımız bunlar olmalıdır.
Çünkü oy siyasi sermayedir.
Siyasi sermaye ise karşılıksız dağıtılmaz.
TÜRKLERİN OYU ARTIK “GARANTİ OY” OLARAK GÖRÜLMEMELİ
Bulgaristan siyasetinde Türk seçmeninin en büyük problemlerinden biri, yıllar içerisinde oyunun bazı çevreler tarafından doğal ve garanti kabul edilmesi olmuştur.
İşte değiştirmemiz gereken anlayış budur.
Hiçbir siyasi parti Türklerin oyunu cebinde görmemelidir.
Hiçbir Cumhurbaşkanı adayı:
“Nasıl olsa Türkler sonunda buraya gelir.”
diye düşünmemelidir.
Türk seçmeni araştırmalıdır.
Dinlemelidir.
Sormalıdır.
Programlara bakmalıdır.
Adayların geçmişini incelemelidir.
Ve en önemlisi:
Söz değil, siyasi taahhüt istemelidir.
Türk toplumu birilerinin seçim matematiğindeki rakam değil, Bulgaristan’ın geleceğini belirleyen vatandaş topluluğudur.
KIRCAALİ’Yİ SADECE “TÜRKLERİN ŞEHRİ” OLARAK GÖRMEK YETMEZ
Kırcaali bizim için elbette çok özel bir yerdir.
Fakat Kırcaali’nin geleceğine yalnızca kimlik siyaseti üzerinden bakarsak şehre haksızlık ederiz.
Bugün asıl soru şudur:
2030’un Kırcaali’si nasıl bir şehir olacak?
Gençler burada kalacak mı?
Yeni fabrikalar kurulacak mı?
Köyler yaşamaya devam edecek mi?
Tarım modernleşecek mi?
Turizm geliştirilecek mi?
Türkiye ile ticaret büyüyecek mi?
Kırcaali, Bulgaristan ile Türkiye arasında güçlü bir üretim, ticaret ve lojistik merkezine dönüşebilecek mi?
Üniversiteler, meslek okulları ve teknoloji yatırımları gençlere gelecek sağlayabilecek mi?
Bunları konuşmuyorsak geleceği değil, yalnızca geçmişi konuşuyoruz demektir.
KIRCAALİ İÇİN YENİ BİR STRATEJİK MODEL GEREKİYOR
Ben Kırcaali’nin önünde büyük bir fırsat görüyorum.
Kırcaali yalnızca Bulgaristan’ın güneyindeki bir bölge değildir.
Coğrafi konumu, Türkiye’ye yakınlığı, kültürel yapısı ve diasporası nedeniyle çok daha büyük bir potansiyele sahiptir.
Kırcaali;
Sofya ile Ankara arasında ekonomik köprü,
Balkanlar ile Anadolu arasında ticaret kapısı,
Bulgaristan ile Türkiye arasında yatırım merkezi
hâline getirilebilir.
Bunun için belediyelerin, valiliğin, merkezi hükümetin, iş insanlarının, sivil toplumun ve diasporanın aynı masaya oturması gerekir.
İşte bizim konuşmamız gereken yeni siyaset budur.
TÜRKİYE’DEKİ BULGARİSTAN TÜRKLERİ DE DENKLEMİN PARÇASIDIR
Bir başka stratejik gerçek daha var.
Bulgaristan Türklerini yalnızca Bulgaristan sınırları içerisinde düşünemeyiz.
Türkiye’de yaşayan yüz binlerce Bulgaristan kökenli insan bulunmaktadır.
Avrupa’nın farklı ülkelerinde yaşayan büyük bir diaspora vardır.
Bu insanlarda ekonomik güç vardır.
Bilgi vardır.
Tecrübe vardır.
Uluslararası bağlantılar vardır.
Fakat bu potansiyeli Kırcaali’nin kalkınmasına yeterince bağlayabiliyor muyuz?
Bence önümüzdeki dönemin en önemli projelerinden biri:
KIRCAALİ–TÜRKİYE–AVRUPA EKONOMİK KÖPRÜSÜ
olmalıdır.
Diasporanın sermayesini Kırcaali’ye yatırım olarak çekebilirsek gençlerin önüne yeni imkânlar çıkarabiliriz.
İnsanlarımız Kırcaali’yi yalnızca bayramlarda ziyaret edilen memleket olarak değil, yatırım yapılabilecek bir gelecek merkezi olarak görmelidir.
TÜRK SİYASETİNİN YENİ PAROLASI: HERKESLE KONUŞ, KİMSEYE TESLİM OLMA
Önümüzdeki dönemde Bulgaristan Türklerinin siyaset anlayışının temel prensibinin şu olması gerektiğine inanıyorum:
HERKESLE KONUŞACAĞIZ, KİMSEYE TESLİM OLMAYACAĞIZ.
Sağ ile konuşacağız.
Sol ile konuşacağız.
Merkez ile konuşacağız.
Cumhurbaşkanı adaylarıyla konuşacağız.
Hükümetle konuşacağız.
Muhalefetle konuşacağız.
Valilerle konuşacağız.
Belediye başkanlarıyla konuşacağız.
Çünkü diyalog kurmak teslim olmak değildir.
Tam tersine güçlü toplumlar herkesle konuşabilir.
Bizim kırmızı çizgimiz bir siyasi partinin çıkarı değil;
Bulgaristan Türklerinin hakları, onuru, eşit vatandaşlığı ve geleceği olmalıdır.
BİR VALİNİN AÇTIĞI KAPI BİZE NE ANLATTI?
İşte Kırcaali Valisi Sayın Biser Nikolov ile görüşmemizi bu nedenle önemsiyorum.
Mesele yalnızca bir nezaket ziyareti değildir.
Ben bu ziyaretten başka bir ders çıkarıyorum:
Devlet kurumlarıyla konuşun.
Masaya oturun.
Problemlerinizi anlatın.
Talebinizi ortaya koyun.
Kimsenin sizi tek bir siyasi kapıya mahkûm etmesine izin vermeyin.
Ve özellikle kendi yöneticilerimize de sesleniyorum:
Kapılarınızı açın.
Çünkü toplumundan uzaklaşan siyasetçi, eninde sonunda siyasetin kendisinden de uzaklaşır.
Bugün Türklerin oyuyla seçilmiş bir belediye başkanından randevu alınamıyor fakat devletin valisi sizi kabul ediyorsa burada düşünülmesi gereken ciddi bir mesaj vardır.
İnsanımız kendisini unutmamalı, kendi insanını da unutmamalıdır.
2026 SEÇİMLERİ BİR BAŞLANGIÇ OLABİLİR
Önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimini sadece sandık günü olarak görmeyelim.
Bunu Bulgaristan Türklerinin yeni siyasi anlayışının başlangıcı yapalım.
Adayları dinleyelim.
Sorular soralım.
Projelerini inceleyelim.
Türk toplumuna ilişkin yaklaşımlarını görelim.
Ve desteğimizi otomatik değil, bilinçli ve ilkeli hâle getirelim.
Artık soru:
“Kimin arkasından gidelim?”
olmamalıdır.
Yeni soru şudur:
“BULGARİSTAN TÜRKLERİNİN GELECEĞİ İÇİN KİMLE, HANGİ ŞARTLARDA YÜRÜYELİM?”
Bu iki soru arasında büyük fark vardır.
Birincisi takipçi toplum üretir.
İkincisi siyasi aktör üretir.
Ben Bulgaristan Türklerinin artık takipçi değil, stratejik aktör olması gerektiğine inanıyorum.
SON SÖZ: KAPI AÇMAK BİR YÖNETİM FELSEFESİDİR
Kırcaali’deki görüşmemizden geriye benim için çok sade fakat güçlü bir görüntü kaldı:
Bir kapı açıldı.
İçeri girdik.
Oturduk.
Çayımızı içtik.
Kırcaali’yi konuştuk.
Bulgaristan’ı konuştuk.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerini konuştuk.
Geleceği konuştuk.
Bazen demokrasi tam olarak budur.
İnsanların birbirleriyle konuşabilmesi.
Bu nedenle Kırcaali Bölge Valisi Sayın Biser Nikolov’a, bizleri kabul ettiği ve gösterdiği samimi misafirperverlik için tekrar teşekkür ediyorum.
Fakat aynı teşekkürün yanında kendi toplumumuza da bir çağrı bırakıyorum:
Türkler artık kendilerini unutmamalıdır.
Kendi güçlerini küçümsememelidir.
Kendi oylarının değerini bilmelidir.
Kendi meselelerini başkalarının siyasi hesaplarına teslim etmemelidir.
Ve yöneticilerimiz de şunu unutmamalıdır:
Kapısını kendi insanına kapatan siyaset, bir gün kendi geleceğinin kapısını da kapatır.
Kırcaali’nin geleceği kapalı odalarda değil;
açık kapılarda, açık fikirlerde ve cesur diyaloglarda kurulacaktır.
Not: İstanbul’dan katılanlar: BULTÜRK Genel Başkanı Rafet ULUTÜRK ve Şaban ARMUTÇU – İş adamı

Kurti, Ratko Mladić’in cenazesini eleştirdi
Mickoski: Kuzey Makedonya için AB’den daha iyi bir alternatif yok
ABD’nin Atina Büyükelçisi Guilfoyle: Yunanistan ile ilişkiler her zamankinden daha güçlü
Mısır ve Yunanistan elektrik bağlantısını görüştü
Moğolistan ve Karadağ’dan ilişkileri güçlendirme mesajı
Dünya Bankası’ndan Karadağ’a AB yolunda destek