Raziye ÇAKIR

İlk insanlardan bugüne kadar insan hep bir yerden başka bir yere yürüdü. Bazen açlıktan kaçtı, bazen savaştan, bazen zulümden, bazen de içindeki derin yorgunluktan…

Ama göç sadece bir yer değiştirme değildir. Göç, insanın kaderiyle yüzleşmesidir.

İnsan Neden Göç Eder?

İnsan kimi zaman ekmek için göç eder. Sofrasına bir lokma daha koyabilmek, çocuklarına daha iyi bir hayat hazırlayabilmek için yola çıkar.

Kimi zaman huzur için göç eder. Gürültüden, baskıdan, adaletsizlikten, anlaşılmamaktan yorulur. Bir gün anlar ki bulunduğu yer artık ona nefes değil, yük veriyordur.

Kimi zaman da insan kendi ülkesinde yabancı gibi hissettiği için göç eder. Dili aynı olsa da gönlü anlaşılmaz. Emeği görülmez. Sesi duyulmaz. İşte o zaman önce ruh göç eder, beden sonra peşinden gider.

Her Göçün İçinde Bir Acı Vardır

Göç eden insan arkasında sadece evini bırakmaz. Çocukluğunu bırakır. İlk yürüdüğü sokağı, annesinin sesini, babasının nasihatini, komşu kapısını, mezarlıkları, bayram sabahlarını, eski dostlukları bırakır.

Bir valize bütün hayat sığmaz. İnsan eşyasını götürür ama kokusunu, geçmişini, hatırasını çoğu zaman geride bırakır.

Bu yüzden göç eden insana sadece “gitti” denmez. O insan, bir hayatı arkasında bırakıp başka bir hayata cesaret etmiştir.

Ama Her Göç Sadece Acı Değildir

Göçün içinde umut da vardır. Yeni bir başlangıç vardır. Daha iyi bir okul, daha güvenli bir şehir, daha adil bir düzen, daha sakin bir hayat arzusu vardır.

Bazı göçler çocuklar okusun diye yapılır. Bazı göçler yaşlılık huzur bulsun diye yapılır. Bazı göçler ise insan kendi içindeki kırgınlığı tamir edebilsin diye yapılır.

İnsan bazen toprağını değil, yorgunluğunu terk eder.

Göç Eden İnsan Yeniden Doğar

Yeni bir ülkeye, yeni bir şehre, yeni bir hayata gitmek kolay değildir. İnsan bazen yeniden çocuk olur. Yeni dili öğrenir, yeni yolları ezberler, yeni insanlara güvenmeyi dener.

Bir zamanlar kendi memleketinde güçlü olan insan, başka bir yerde yeniden kendini ispat etmek zorunda kalır. Bu kolay değildir. Ama göç eden insanın içinde büyük bir direnç vardır.

Çünkü göç eden insan sadece kaçan insan değildir; çoğu zaman hayata yeniden tutunmayı bilen insandır.

Güzel, Acı ve Tatlı Hikâyeler

Her göçün içinde hem acı hem tatlı hatıralar vardır.

Bir annenin çocuğu için sakladığı umut… Bir babanın gurbet ellerde döktüğü alın teri… Bir çocuğun iki dil arasında büyüyen kimliği… Bir yaşlının memleket türküsü duyunca dolan gözleri…

Bunlar kaybolmamalıdır. Bu hikâyeler yazılmalı, anlatılmalı, gelecek nesillere taşınmalıdır. Çünkü göç hikâyeleri sadece bireylerin değil, milletlerin de hafızasıdır.

Asıl Mesele Hikâyeleri Ortaya Çıkarmaktır

Bugün yapmamız gereken, göç eden insanların sadece istatistiklerini değil, kalplerini de anlamaktır.

Kaç kişi gitti? Nereye gitti? Ne kadar para kazandı?

Bunlar eksik sorulardır.

Asıl soru şudur:

Ne bıraktı? Ne taşıdı? Neyi özledi? Neye tutundu? Hangi acıyı susturdu? Hangi umudu büyüttü?

İşte bu sorular sorulmadan göç anlaşılmaz.

İnsan doğduğu yere bağlıdır ama huzur bulduğu yerde kök salar.

Bazı göçler ekmekle başlar, bazıları korkuyla, bazıları umutla… Ama en derin göçler kalpte başlar.

Çünkü insan bazen bir bavulla değil, bir eksiklikle yola çıkar.

Ve her göç bize şunu öğretir:

İnsan sadece yaşamak için değil, anlam bulmak için de yer değiştirir.

Yazar