Raziye ÇAKIR
Eylülün kendine özgü bir sessizliği vardır.
Yazın telaşı yavaş yavaş çekilirken ağaçların yaprakları sararmaya, akşamlar serinlemeye başlar. İnsan da sanki tabiatla birlikte kendi içine döner.
Kimler geldi hayatımıza?
Kimler kaldı?
Kimler giderken içimizden bir şeyleri de beraberinde götürdü?
Ve en önemlisi:
Biz kimlerin gönlünde güzel bir iz bırakabildik?
Belki Eylül biraz da bunları düşünmenin ayıdır.
DOSTLUK BİR AĞAÇ GİBİDİR
Gerçek bir dost bulmak, bir ağacın büyümesi kadar uzun zaman alır.
Çünkü dostluk bir günde kurulmaz.
Önce tanışıklık olur.
Sonra güven gelir.
Ardından birlikte geçirilen zamanlar, paylaşılan sırlar, zor günlerde uzatılan eller, kimsenin bilmediği fedakârlıklar…
Yıllar geçtikçe kökleri derine iner.
Bir gün fark edersiniz ki karşınızdaki insan artık sadece arkadaşınız değildir; hayat hikâyenizin bir parçasıdır.
Fakat ne gariptir ki yıllarca büyüttüğümüz bir dostluğu bazen bir dakikada kaybedebiliriz.
Bir yanlış söz…
Bir gurur…
Bir ihmal…
Bir vefasızlık…
Bu yüzden dostlukların kıymetini mezar taşlarının başında, ayrılıkların ardından veya telefon rehberimizde artık arayamayacağımız isimlere bakarken değil, insanlar yanımızdayken bilmeliyiz.
Çünkü bazı teşekkürler zamanında edilmelidir.
Bazı özürler zamanında dilenmelidir.
Bazı insanlar zamanında aranmalıdır.
Ve bazılarına, henüz fırsatımız varken:
“İyi ki varsın.”
denilmelidir.
HERKES YARINLARA BİR ŞEYLER BİRİKTİRİYOR
Hayat aslında büyük bir biriktirme yolculuğudur.
Kimimiz para biriktiriyoruz.
Kimimiz makam.
Kimimiz mal.
Kimimiz hatıra.
Kimimiz kırgınlık.
Kimimiz maalesef kin…
Ben ise yarınlara başka bir şey bırakmanın daha değerli olduğuna inanıyorum:
Güzel insanlar ve güzel sözler.
Dostlarıma şiirler biriktirmek isterim.
Her biri güllerden güzel olsun.
Her mısrasında biraz özlem, biraz hatıra, biraz sevinç, biraz hüzün bulunsun.
Çünkü ömrün sonunda insanın gerçek zenginliğini banka hesapları değil, arkasından söylenen birkaç samimi cümle anlatacaktır.
“İyi insandı.”
“Bizi unutmazdı.”
“Bir sıkıntımız olduğunda yanımızda olurdu.”
“Gönlümüzü hiç kırmadı.”
Bir ömrün sonunda bundan daha büyük bir servet olabilir mi?
İNSANIN İYİLEŞTİREN SEVGİLERE İHTİYACI VAR
Düşünüyorum da…
Hangi ilaç iyi gelir yürek yarasına?
Hangi merhem bütün kırılmışlıkları onarabilir?
Hangi silgi, yıllar önce söylenmiş bir sözün gönülde bıraktığı sıyrıkları silebilir?
Özlemenin şifası var mıdır?
Ya çaresizliğin?
Ya kaybettiğimiz ve bir daha sarılamayacağımız insanların bıraktığı boşluğun?
Eczanelerde bunların ilacı satılmıyor.
Bazı yaraları doktorlar değil, insanlar iyileştiriyor.
Bir annenin duası…
Bir babanın omzumuza koyduğu eli…
Bir dostun gece yarısı açtığı telefon…
Bir insanın hiçbir şey sormadan yanımıza oturması…
“Sen anlat, ben dinliyorum” demesi…
İşte insanın böyle sevgilere ihtiyacı var.
Yargılamayan sevgilere.
Hesap tutmayan sevgilere.
Menfaat beklemeyen sevgilere.
İnsan düştüğünde onu daha fazla aşağıya çekmeyen, elinden tutup kaldıran sevgilere…
Kısacası, iyileştiren sevgilere.
BAZEN İNSANI BİR CÜMLE KURTARIR
Biz sözün gücünü çoğu zaman küçümsüyoruz.
Oysa bir cümle insanı yaralayabildiği gibi iyileştirebilir de.
Bir söz yıllarca unutulmayacak bir yara açabilir.
Ama başka bir söz, yıllardır kapanmayan o yaraya merhem olabilir.
Bu nedenle konuşurken yalnızca dilimizi değil, vicdanımızı da kullanmalıyız.
Çünkü karşımızdaki insanın hangi mücadeleden geçtiğini bilmiyoruz.
Gülümsüyor olabilir ama içi ağlıyor olabilir.
Güçlü görünüyor olabilir ama gece başını yastığa koyduğunda çaresizlik içinde kalıyor olabilir.
Belki sizin söyleyeceğiniz küçücük bir cümle onun bütün gününü, hatta hayatının bir dönemini değiştirecektir:
“Ben sana inanıyorum.”
“Yanındayım.”
“Geçecek.”
“Sen benim için değerlisin.”
Bazen insanın ihtiyacı büyük nutuklar değil, samimi söylenmiş birkaç kelimedir.
SEVGİYLE YAŞAYANLAR YAŞ ALIR AMA YAŞLANMAZ
Takvim hepimiz için ilerliyor.
Saçlarımız ağarıyor.
Yüzümüzde çizgiler çoğalıyor.
Adımlarımız yavaşlıyor.
Bunların hepsi hayatın doğal akışı.
Fakat yaş almak başka, yaşlanmak başkadır.
Sevgiyle yaşayan insan yaş alır ama yaşlanmaz.
Çünkü insanı yaşlandıran yalnızca yıllar değildir.
Bitmeyen kin yaşlandırır.
Affedememek yaşlandırır.
Sürekli geçmişi taşımak yaşlandırır.
Umutsuzluk yaşlandırır.
Sevgisizlik yaşlandırır.
Ama içinde hâlâ bir çocuğun heyecanını taşıyan, bir çiçeğe bakıp sevinebilen, bir dostun sesinden mutlu olabilen, başkasının başarısını kıskanmadan alkışlayabilen insanın gönlü kolay kolay yaşlanmaz.
Onun için yaşımız kaç olursa olsun, gönlümüzü ihtiyarlatmayalım.
KALBİNİZDEKİ SEVGİYİ EKSİK ETMEYİN
Dünya bugün yeterince yoruldu.
İnsanlar birbirlerini dinlemekten çok yargılıyor.
Konuşmaktan çok bağırıyor.
Anlamaya çalışmaktan çok taraf seçiyor.
Belki de insanlığın en büyük ihtiyacı daha fazla teknoloji, daha fazla para veya daha büyük binalardan önce yeniden birbirimizin gönlüne dokunabilmektir.
Bu yüzden ne yaşarsanız yaşayın:
Kalbinizdeki sevgiyi eksik etmeyin.
Çünkü sevgi güzelliklerin ve umudun anahtarıdır.
Sevgi insanı zayıflatmaz; aksine insan kalabilmenin en büyük gücüdür.
EYLÜL BİZE BİR ŞEY ÖĞRETSİN
Ağaçlardan düşen her yaprak bize sessizce şunu anlatıyor:
Hiçbir şey sonsuza kadar bizimle kalmıyor.
Bugün yanımızda olan insan yarın olmayabilir.
Bugün arayabileceğimiz telefonu yarın açan olmayabilir.
Bugün sarılabileceğimiz anneye, babaya, dosta yarın yalnızca bir fotoğrafın içinden bakabiliriz.
O hâlde hayatı ertelemeyelim.
Seviyorsak söyleyelim.
Özlediysek arayalım.
Kırdıysak özür dileyelim.
Kırıldıysak mümkünse affedelim.
Bir dostumuzun kapısını çalmak için kötü bir haber beklemeyelim.
Çünkü hayatın en ağır kelimesi bazen yalnızca beş harftir:
Keşke…
GERİYE NE KALACAK?
Bir gün hepimizin masası boşalacak.
Makamlarımızda başkaları oturacak.
Arabalarımız başkalarının olacak.
Biriktirdiğimiz birçok şey dağılacak.
Peki bizden ne kalacak?
İnsanların gönlünde bıraktığımız iz.
Belki yıllar sonra birisi ismimizi hatırlayıp:
“Bana zor günümde el uzatmıştı.”
diyecek.
İşte gerçek miras budur.
İnsan dünyaya yalnızca bir şeyler almak için gelmemeli; giderken de arkasında biraz iyilik, biraz vefa, biraz umut bırakmalıdır.
BİR DEMET GÖKYÜZÜ, BİR FİNCAN SEVGİ…
Bu Eylül ayında dostlarıma büyük hediyelerim yok.
Ama gönlümden kopan birkaç şey göndermek istiyorum:
Bir demet gökyüzü…
Bir avuç umut…
Bir tutam huzur…
Bir ömürlük dostluk…
Ve sıcacık bir fincan sevgi…
Gecenin güzelliği sevginizle kucaklaşsın.
Sabahınız umutla başlasın.
Evinizden huzur, sofranızdan bereket, gönlünüzden merhamet eksik olmasın.
Ve hayat size ne getirirse getirsin, kalbinizdeki sevgiyi kaybetmeyin.
Çünkü sonunda anlayacağız ki mesele kaç yıl yaşadığımız değil;
o yılların içinde kaç gönle dokunduğumuzdur.
Yaş alın…
Ama yaşlanmayın.
Sevin.
Sevilin.
Affedin.
Vefa gösterin.
Ve mümkün olduğunca insanların hayatında yara açanlardan değil, yaraları iyileştirenlerden olun.
Mutlu Eylüller…

Ekonomist: Fransa, Karadağ’ın AB üyeliğinin önündeki en büyük engel olabilir
Karadağ ve Moğolistan ekonomik iş birliğini güçlendiriyor