Arzu ÜNAL

Dünyayı değiştirmekten söz ediyoruz.

Daha adil devletlerden, daha güçlü ekonomilerden, daha huzurlu toplumlardan, daha güzel bir gelecekten bahsediyoruz.

Fakat belki de yanlış yere bakıyoruz.

Dünyanın geleceği yalnızca parlamentolarda hazırlanmıyor. Büyük toplantı salonlarında, seçim meydanlarında veya devletlerin strateji belgelerinde de tek başına yazılmıyor.

Bazen dünyanın geleceği küçük bir evin mutfağında hazırlanıyor.

Bir annenin çocuğuna söylediği bir cümlede…

Bir babanın kızının başını okşayıp,
“Oku kızım, öğren, güçlü ol; kimsenin önünde eğilme ama kimseyi de hor görme” demesinde…

Bir öğretmenin sessizce arka sırada oturan kız öğrencisinin yeteneğini fark etmesinde…

Ve küçük bir kız çocuğunun gece uyumadan önce kurduğu hayallerde…

İşte medeniyetlerin görünmeyen temelleri buralarda atılıyor.

BİR KIZ ÇOCUĞUNU YETİŞTİRİRKEN ASLINDA GELECEĞİ YETİŞTİRİYORUZ

Bugün karşımızda küçük bir çocuk olarak gördüğümüz kızımız, yarın hayatın içinde bir yetişkin olacaktır.

Belki anne olacaktır.

Belki öğretmen.

Belki doktor.

Belki bilim insanı.

Belki girişimci.

Belki sanatçı.

Belki devlet yöneticisi.

Belki de bütün bunların birkaçını aynı hayatın içinde yaşayacaktır.

Fakat hangi mesleği seçerse seçsin, bugün ona verdiğimiz eğitim yarın başkalarının hayatına dokunacaktır.

Bu nedenle kız çocuklarının eğitimi yalnızca ailelerin özel meselesi değildir.

Bir ülkenin uzun vadeli insan yetiştirme stratejisidir.

Bugün bir kız çocuğuna yaptığımız yatırımın sonucunu belki yarın görmeyiz.

Fakat yirmi yıl sonra görürüz.

Otuz yıl sonra görürüz.

Hatta biz görmesek bile ülke görür.

Çünkü insan yetiştirmek, meyvesini nesiller sonra veren bir ağaç dikmektir.

BİR KIZ ÇOCUĞUNUN KALBİNİ KIRMAYIN; BELKİ BİR NESLİN CESARETİNİ KIRIYORSUNUZ

Çocuklukta söylenen bazı sözler insanın içinde ömür boyu yaşar.

“Sen yapamazsın.”

“Sen kızsın.”

“Büyük işlere karışma.”

“Senin aklın yetmez.”

“Bunlar sana göre değil.”

Bir yetişkin için sıradan görünen bu cümleler, küçük bir kızın zihninde yıllarca kapanmayan kapılara dönüşebilir.

Oysa ona başka şeyler söyleyebiliriz:

“Çalışırsan başarırsın.”

“Oku.”

“Düşün.”

“Soru sor.”

“Hata yapmaktan korkma.”

“Kendi ayaklarının üzerinde dur.”

“Merhametli ol ama zayıf olma.”

“Güçlü ol ama kibirli olma.”

Çünkü çocuklara söylediğimiz sözler yalnızca bugünü anlatmaz.

Onların gelecekte kendileriyle nasıl konuşacağını da öğretir.

KIZLARIMIZA SADECE MESLEK DEĞİL, BİR OMURGA KAZANDIRMALIYIZ

Stratejik hata şurada başlıyor:

Biz eğitimi çoğu zaman diploma zannediyoruz.

İyi okul.

İyi üniversite.

İyi meslek.

İyi maaş.

Bunlar değerlidir.

Fakat yeterli değildir.

Bizim kızlarımıza yalnızca diploma değil, omurga kazandırmamız gerekiyor.

Doğrunun yanında durabilecek bir karakter…

Haksızlığa karşı ses çıkarabilecek bir cesaret…

Kendi emeğiyle yaşayabilecek bir meslek…

İnsanları küçümsemeyecek bir ahlak…

Kendi kültürünü tanıyacak bir hafıza…

Dünyayı anlayabilecek bir eğitim…

Ve bütün bunların üzerinde güçlü bir vicdan…

Çünkü geleceğin dünyasında yalnızca bilgili insanlar değil, bilgiyi nasıl kullanacağını bilen karakterli insanlar kazanacaktır.

KADINI GÜÇLENDİRMEK AİLEYİ ZAYIFLATMAK DEĞİLDİR

Bazen yanlış bir karşıtlık kuruluyor:

Ya güçlü kadın ya güçlü aile…

Oysa neden ikisi birden olmasın?

Bilgili bir kadın ailesini neden zayıflatsın?

Kendi ayakları üzerinde duran bir kadın neden iyi bir anne olamasın?

Meslek sahibi olmak neden merhameti ortadan kaldırsın?

Aile sevgisi neden kadının yeteneklerinden vazgeçmesini gerektirsin?

Asıl hedefimiz güçlü kadın, güçlü erkek, güçlü aile ve güçlü toplum olmalıdır.

Kadınla erkeği birbirinin rakibi hâline getirerek sağlıklı bir medeniyet kuramayız.

Birbirini tamamlayan, birbirine saygı duyan, sorumluluğu paylaşan insanlar yetiştirmeliyiz.

Çünkü mesele kimin üstün olduğu değildir.

Mesele birlikte nasıl daha iyi bir dünya kuracağımızdır.

BİR KIZ ÇOCUĞUNU OKUTMAK BAZEN BİR KÖYÜ DEĞİŞTİRİR

Bir köy düşünün.

Orada bir kız çocuğu doğuyor.

Ailesi imkânsızlıklarına rağmen onu okutuyor.

O çocuk öğretmen oluyor.

Yıllar sonra doğduğu yere dönüyor.

Yüzlerce çocuk yetiştiriyor.

Onlardan doktorlar, mühendisler, öğretmenler, girişimciler çıkıyor.

Şimdi soralım:

O aile yalnızca kendi kızını mı okutmuştur?

Hayır.

Belki farkında olmadan bütün bir bölgenin kaderine dokunmuştur.

İşte insan yetiştirmenin stratejik gücü budur.

Devletler bazen milyarlar harcayarak değiştiremedikleri şeyleri, iyi yetiştirilmiş bir öğretmenin bir nesle dokunmasıyla değiştirebilirler.

ANNELER ÇOCUĞUN İLK OKULUDUR, BABALAR DA O OKULUN TEMEL DİREĞİDİR

Bir çocuğun ilk dünyası ailesidir.

İlk adalet anlayışını orada görür.

İlk sevgiyi orada tanır.

İlk güveni orada öğrenir.

İlk merhameti orada hisseder.

Bu nedenle bilinçli kadınların yetişmesi son derece önemlidir.

Fakat bütün sorumluluğu kadınların omzuna yüklemek de büyük bir haksızlık olur.

Baba da oradadır.

Bir babanın kızına nasıl davrandığı, kızının ileride kendisine nasıl davranılmasına izin vereceğini etkileyebilir.

Bir erkek çocuk ise babasının annesine davranışından kadınlara nasıl davranılması gerektiğini öğrenebilir.

Demek ki iyi kız çocukları yetiştirmek kadar iyi erkek çocukları yetiştirmek de stratejik bir meseledir.

Kızlarımıza güçlü olmayı öğretirken oğullarımıza saygıyı öğretmeliyiz.

Kızlarımıza haklarını öğretirken oğullarımıza başkasının hakkının nerede başladığını öğretmeliyiz.

İşte o zaman değişim gerçek olur.

BİR ÜLKENİN SAVUNMASI SINIRDA DEĞİL, KARAKTERDE DE BAŞLAR

Millî güç denildiğinde aklımıza ekonomi, teknoloji, sanayi ve savunma gelir.

Doğrudur.

Fakat bunların hepsini insan yapar.

Fabrikayı insan yönetir.

Teknolojiyi insan geliştirir.

Devleti insan yönetir.

Adaleti insan uygular.

Çocuğu insan yetiştirir.

Öyleyse bir devletin en uzun vadeli güvenlik politikası aynı zamanda nitelikli insan yetiştirme politikasıdır.

Ahlakı çökmüş, ailesi dağılmış, çocukları amaçsızlaşmış bir toplumun yalnızca ekonomik büyüklükle güçlü kalması zordur.

Bu nedenle kız çocuklarının eğitimi sosyal politikanın küçük bir alt başlığı olarak görülmemelidir.

Eğitim politikasıdır.

Aile politikasıdır.

Kalkınma politikasıdır.

Kültür politikasıdır.

Ve uzun vadede bir millî gelecek meselesidir.

20 YILLIK BİR KIZ ÇOCUKLARI STRATEJİSİNE İHTİYACIMIZ VAR

Eğer gerçekten geleceği düşünüyorsak günlük tartışmaların ötesine geçmeliyiz.

Kendimize şu soruyu sormalıyız:

2046’nın kadınlarını bugün nasıl yetiştiriyoruz?

Bugünün beş yaşındaki kız çocuğu yirmi yıl sonra genç bir kadın olacaktır.

O gün dünyada yapay zekâ daha güçlü olacak.

Meslekler değişecek.

Ekonomik rekabet artacak.

Bilginin değeri yükselecek.

Fakat insanlığın kadim ihtiyaçları değişmeyecek:

Vicdan.

Ahlak.

Sevgi.

Aile.

Adalet.

Sorumluluk.

Bu nedenle kız çocuklarımızı iki kanatla yetiştirmeliyiz:

Bir kanadı bilgi, diğer kanadı değer olmalıdır.

Sadece teknoloji bilen ama insanı anlamayan nesil eksik kalır.

Sadece geçmişi bilen fakat geleceği okuyamayan nesil de eksik kalır.

Biz hem köklerini bilen hem dünyayı okuyabilen kadınlar yetiştirmeliyiz.

KIZLARIMIZA KÖKLERİNİ DE ÖĞRETMELİYİZ

Bir insan dünyayı tanımalıdır.

Yabancı dil öğrenmelidir.

Bilim ve teknolojiyle ilgilenmelidir.

Farklı kültürleri tanımalıdır.

Fakat bütün bunları yaparken kendi hikâyesini de bilmelidir.

Ninesinin kim olduğunu…

Dedesinin hangi mücadelelerden geçtiğini…

Ailesinin nereden geldiğini…

Kendi dilinin, kültürünün ve tarihinin değerini…

Çünkü kökünü bilmeyen insan dünyanın rüzgârları karşısında kolay savrulur.

Biz kızlarımızı dünyaya kapatmamalıyız.

Tam tersine dünyaya açmalıyız.

Ama dünyaya açılırken kendilerini kaybetmeyecek kadar güçlü bir kimlik kazandırmalıyız.

EN BÜYÜK DEVRİM BAZEN BİR EVİN İÇİNDE SESSİZCE BAŞLAR

Bir gün bir baba kızına kitap alır.
Kimse haber yapmaz.
Bir anne kızını okula götürür.

Kimse alkışlamaz.
Bir öğretmen bir kız öğrencisinin yeteneğini fark eder.

Kimse bunun için tören düzenlemez.
Bir genç kız üniversiteyi kazanır.
Bir meslek edinir.
Kendi ayaklarının üzerinde durur.

Sonra çocukları olur.
Onları sevgiyle, ahlakla, bilgiyle yetiştirir.

Otuz yıl geçer.
O çocukların çocukları dünyaya gelir.

Ve başlangıçta küçücük görünen bir karar, üç kuşağın kaderini değiştirmiş olur.

İşte benim dünyayı değiştirmekten anladığım büyük mesele budur:

İnsan yetiştirmek.
Çünkü insanı değiştirmeden toplumu değiştiremezsiniz.

Toplumu değiştirmeden devleti değiştiremezsiniz.

Devleti değiştirmeden dünyayı değiştiremezsiniz.

KIZIM, SENİ SADECE BUGÜN İÇİN YETİŞTİRMİYORUZ

Kızlarımıza söylememiz gereken belki de en güzel söz şudur:

Kızım…
Seni yalnızca iyi bir okul kazanman için yetiştirmiyoruz.
Seni yalnızca para kazanman için yetiştirmiyoruz.

Seni yalnızca bir gün yuva kurman için de yetiştirmiyoruz.
Seni insan olman için yetiştiriyoruz.

Oku.
Öğren.
Çalış.
Üret.

Kendi ayaklarının üzerinde dur.
Ama merhametini kaybetme.

Güçlü ol.
Ama kalbini taşlaştırma.

Hakkını ara.
Ama başkasının hakkına dokunma.

Dünyayı tanı.
Ama aileni ve köklerini unutma.

Yüksel.
Ama yükseldikçe insanlara yukarıdan bakma.

Çünkü senden sonra gelecek çocuklar belki dünyayı senin gözlerinden tanıyacak.

DÜNYAYI DEĞİŞTİRECEKSEK İNSANDAN BAŞLAYACAĞIZ

Dünyayı değiştirmek istiyorsak yalnızca meydanlara bakmayalım.
Evlere bakalım.
Okullara bakalım.
Anne babalara bakalım.

Çocukların önüne hangi örnekleri koyduğumuza bakalım.
Ve özellikle kız çocuklarımızın gözlerine bakalım.
Orada bir doktor olabilir.
Bir öğretmen olabilir.
Bir bilim insanı olabilir.
Bir anne olabilir.
Bir lider olabilir.
Ama hepsinden önemlisi, orada yarının insanı vardır.
Onların hayallerini küçültmeyelim.
Kanatlarını kırmayalım.

Onları korkuyla değil özgüvenle, cehaletle değil bilgiyle, yalnızca nasihatle değil güzel örneklerle yetiştirelim.

Çünkü iyi yetişmiş bir kız çocuğu yalnızca kendi geleceğini kurmaz.

Bir aileye yön verebilir.
Bir çocuğun karakterini şekillendirebilir.
Bir okulun kaderini değiştirebilir.
Bir toplumun vicdanını güçlendirebilir.

Ve bazen tek bir kadının yetiştirdiği insanlar, yıllar sonra bir ülkenin kaderini değiştirebilir.
İyi bir dünya istiyorsak önce iyi insan yetiştireceğiz.

İyi bir gelecek istiyorsak kızlarımızın önünü açacağız.
Onlara bilgi vereceğiz ama vicdanı unutturmayacağız.

Özgürlük vereceğiz ama sorumluluğu da öğreteceğiz.
Kök vereceğiz ama kanatlarını da güçlendireceğiz.

Çünkü bir ülkenin geleceği yalnızca hazinesinde ne kadar para bulunduğuyla değil, evlerinde nasıl çocuklar yetiştirildiğiyle ölçülür.
Ve unutmayalım:
Bir kız çocuğuna verilen güzel eğitim bugüne yapılan yardım değil, yarına bırakılan mirastır.

Bir kız çocuğunun elinden tutmak, aslında geleceğin elinden tutmaktır.

Dünyayı değiştirmek istiyorsak önce insanı; insanı değiştirmek istiyorsak çocukların yetiştiği evi değiştirmeliyiz.

Yazar