Uluslararası Sürgün Mağdurlarına Destek ve Soykırım Bağlantılı Göçler Konferansı
Konferans Konuşması
Konuşmacı: Saffet Erdem
Sayın Kaymakamım,
Sayın Belediye Başkan Vekilim,
Değerli protokol üyeleri,
Azerbaycan’dan gelen kıymetli dostlarımız,
Kıymetli akademisyenler,
Sivil toplum kuruluşlarımızın değerli temsilcileri,
Basınımızın güzide mensupları,
Hanımefendiler, beyefendiler;
Hepinizi en kalbi duygularımla, saygı, sevgi ve muhabbetle selamlıyorum.
Bugün burada çok anlamlı, çok ağır ve çok sorumluluk isteyen bir konu etrafında toplanmış bulunuyoruz.
Konumuz; sürgünlerdir.
Konumuz; soykırımlardır.
Konumuz; zorunlu göçlerdir.
Konumuz; kimliklerinden, inançlarından, dillerinden ve aidiyetlerinden dolayı yurtlarından koparılan mazlum insanların dramıdır.
Fakat bugün burada yalnızca acıları konuşmak için bulunmuyoruz. Bugün burada geçmişin acılarını geleceğin adaletine dönüştürmek için bulunuyoruz.
Çünkü bir milletin hafızası, yalnızca geçmişi hatırlamak için değil; geleceği korumak için vardır.
BİZLERİ BİR ARAYA GETİREN İRADE
Sözlerimin başında, bu anlamlı konferansın düzenlenmesinde büyük emek veren, yıllardır Balkan Türklerinin, Türk Dünyasının ve mazlum coğrafyaların sesi olmaya gayret eden kardeşim, dostum, dava arkadaşım BULTÜRK Genel Başkanı Sayın Rafet ULUTÜRK’ü huzurlarınızda gönülden kutluyorum.
Sayın Rafet ULUTÜRK, yalnızca bir dernek başkanı değil; hafızayı diri tutmaya çalışan, unutulanları hatırlatan, tarihimizin üzerindeki tozu silmeye gayret eden bir gönül insanıdır.
Bugün burada Türkiye’den, Azerbaycan’dan ve farklı coğrafyalardan insanların aynı salonda buluşması, tesadüf değildir. Bu, yıllardır verilen emeğin, sabrın, inancın ve dava şuurunun sonucudur.
Kendisini, BULTÜRK yönetimini, Azerbaycan’dan gelen değerli dostlarımızı ve bu konferansa katkı sunan herkesi huzurlarınızda tebrik ediyor, teşekkürlerimi sunuyorum.
Allah birlik ve beraberliğimizi daim eylesin.
HAFIZA, MİLLETLERİN CAN DAMARIDIR
Değerli misafirler,
Tarih yalnızca geçmişte yaşanan olayların toplamı değildir. Tarih, milletlerin kimliğidir. Hafızası olmayan bir toplum, yönünü kaybetmiş bir gemi gibidir.
Bir milletin hafızasını yok etmek isteyenler önce onun diline saldırır. Sonra kültürüne saldırır. Sonra mezar taşlarına, şehirlerine, camilerine, okullarına, kitaplarına ve kahramanlarına saldırır.
Çünkü bilirler ki hafızası koparılan toplumlar kolay yönetilir. Geçmişi unutturulan nesiller, geleceği başkalarının çizdiği yollarda aramak zorunda kalır.
İşte bu yüzden bugün burada yaptığımız toplantı sadece akademik bir toplantı değildir. Bu toplantı, bir hafıza nöbetidir. Bu toplantı, insanlık vicdanına yapılan bir çağrıdır. Bu toplantı, gelecek nesillere bırakılacak tarihi bir emanettir.
ALİYA İZZETBEGOVİÇ’İN BİZE BIRAKTIĞI BÜYÜK UYARI
Bosna denildiğinde aklımıza yalnızca bir coğrafya gelmez. Bosna denildiğinde aklımıza direniş gelir, vakar gelir, inanç gelir, bilgelik gelir.
Ve elbette Bosna denildiğinde aklımıza büyük devlet adamı, büyük fikir insanı, büyük dava adamı Aliya İzzetbegoviç gelir.
Aliya İzzetbegoviç, sadece Bosna’nın lideri değildi. O, bütün mazlum milletlere ses olmuş bir vicdan adamıydı. Savaşın, kuşatmanın, ihanetin ve yalnızlığın ortasında bile insan onurunu savundu.
Onun bizlere bıraktığı çok önemli bir söz vardır:
“Unutulan soykırım tekrarlanır.”
Bu söz yalnızca Bosna için değil, bütün insanlık için söylenmiş tarihi bir uyarıdır.
Çünkü unutulan acılar yeni acıların kapısını açar.
Unutulan zulümler yeni zulümleri cesaretlendirir.
Unutulan katliamlar insanlık vicdanını zayıflatır.
Unutulan sürgünler yeni sürgünlerin yolunu açar.
Onun için biz bugün unutmaya değil, hatırlamaya geldik. Nefret üretmeye değil, adalet talep etmeye geldik. Geçmişin yaralarını geleceğin düşmanlığına değil, geleceğin barışına dönüştürmeye geldik.
BOSNA: AVRUPA’NIN ORTASINDA YAŞANAN İNSANLIK SINAVI
1990’lı yıllarda Bosna Hersek’te yaşananlar, sadece bir savaş değildir. Bu, Avrupa’nın ortasında, dünyanın gözleri önünde yaşanmış büyük bir insanlık trajedisidir.
Bosna’da şehirler kuşatıldı.
Köyler yakıldı.
İnsanlar aç bırakıldı.
Kadınlar, çocuklar ve yaşlılar hedef alındı.
Camiler, kütüphaneler, tarihi eserler yok edildi.
Bir milletin yalnızca bedeni değil, hafızası da hedef alındı.
Saraybosna kuşatması, modern dünyanın en acı sayfalarından biridir. İnsanlar ekmek kuyruğunda öldürüldü. Çocuklar oyun oynarken vuruldu. Anneler evlatlarının cansız bedenlerini toprağa verdi.
Ve Srebrenitsa…
Birleşmiş Milletler tarafından “güvenli bölge” ilan edilen Srebrenitsa’da binlerce masum insan katledildi.
Srebrenitsa’da sadece Boşnaklar öldürülmedi. Orada insanlık öldürüldü. Orada hukuk öldürüldü. Orada dünyanın adalet iddiası ağır yara aldı.
Bugün Srebrenitsa’yı hatırlamak, geçmişe saplanıp kalmak değildir. Bugün Srebrenitsa’yı hatırlamak, yarının Srebrenitsalarını engelleme sorumluluğudur.
SANCAK: DUYULMAYAN AMA UNUTULMAYAN ÇIĞLIK
Bosna kadar konuşulmayan fakat derin yaralar taşıyan bir başka bölge de Sancak’tır.
Sancak, tarih boyunca Balkanlar’ın önemli kültür, inanç ve medeniyet merkezlerinden biri olmuştur. Osmanlı medeniyetinin izlerini taşıyan bu topraklarda insanlar yüzyıllar boyunca kimlikleriyle, inançlarıyla, kültürleriyle yaşamıştır.
Ancak 20. yüzyıl boyunca Sancak halkı da baskılara, ayrımcılıklara, kimlik mücadelesine ve göçlere maruz kalmıştır.
Sancak’ın acısı çoğu zaman dünya kamuoyunda yeterince duyulmamıştır. Fakat her ailenin hafızasında bir göç hikâyesi vardır. Her evin içinde bir ayrılık vardır. Her yaşlı insanın yüreğinde geride bırakılmış bir köy, bir mezarlık, bir okul, bir cami, bir çocukluk hatırası vardır.
Göç sadece bir yerden bir yere gitmek değildir.
Göç; insanın toprağından kopmasıdır.
Göç; çocukluğunu geride bırakmasıdır.
Göç; annesinin mezarını geride bırakmasıdır.
Göç; bir bavula sığmayan hatıralarla yola düşmesidir.
Bugün Sancak’ı konuşmak, sadece geçmişin acısını anlatmak değildir. Bugün Sancak’ı konuşmak, sessiz bırakılan bir hafızaya ses vermektir.
ESKİ YUGOSLAVYA’NIN DAĞILMASI: HARİTALAR DEĞİŞTİ, HAYATLAR PARÇALANDI
Eski Yugoslavya’nın dağılması sadece siyasi bir süreç değildi. Bu dağılma, milyonlarca insanın hayatını değiştiren büyük bir insani krizdi.
Haritalar değişti ama asıl değişen insanların hayatıydı.
Sınırlar çizildi ama aileler bölündü.
Devletler kuruldu ama insanlar evsiz kaldı.
Siyasi anlaşmalar yapıldı ama annelerin gözyaşı dinmedi.
Bosna’da, Kosova’da, Sancak’ta, Makedonya’da, Karadağ’da ve bölgenin farklı yerlerinde insanlar kimlikleri, inançları ve aidiyetleri sebebiyle büyük baskılar yaşadı.
Bu yüzden eski Yugoslavya tarihini yalnızca siyasi tarih olarak okumak eksik olur. Bu tarih, aynı zamanda insanlığın vicdan sınavıdır.
TÜRK DÜNYASININ ORTAK HAFIZASI
Değerli misafirler,
Bugün burada sadece Bosna’yı, Sancak’ı veya eski Yugoslavya coğrafyasını konuşmuyoruz. Bugün burada Türk Dünyasının ortak hafızasını da konuşuyoruz.
Adriyatik’ten Çin Seddi’ne, Balkanlar’dan Kafkasya’ya, Kırım’dan Ahıska’ya, Türkistan’dan Anadolu’ya uzanan büyük bir tarih çizgisi vardır.
Bu çizginin üzerinde nice acılar yaşanmıştır.
Kırım Tatarları sürgün edilmiştir.
Ahıska Türkleri vatanlarından koparılmıştır.
Bulgaristan Türkleri isim değiştirme ve asimilasyon politikalarına maruz kalmıştır.
Batı Trakya Türkleri hak mücadelesi vermiştir.
Karabağ’da acılar yaşanmıştır.
Türkistan coğrafyasında kimlik, inanç ve kültür mücadeleleri verilmiştir.
Bosna’da, Sancak’ta ve Kosova’da Müslüman toplumlar ağır bedeller ödemiştir.
Bunların hepsi birbirinden kopuk olaylar değildir. Bunlar ortak hafızamızın farklı sayfalarıdır.
Bir yerde isimler değiştirildi.
Bir yerde diller susturuldu.
Bir yerde camiler yıkıldı.
Bir yerde mezarlıklar yok edildi.
Bir yerde insanlar trenlere, kamyonlara, göç yollarına bindirildi.
Bir yerde anneler evlatlarını toprağa verdi.
Ama bütün bu acılara rağmen Türk Dünyası ayakta kalmıştır. Çünkü bizi ayakta tutan sadece kan bağı değildir. Bizi ayakta tutan ortak tarih, ortak kültür, ortak vicdan ve ortak gelecek idealidir.
HATIRLAMAK İNTİKAM İÇİN DEĞİL, ADALET İÇİNDİR
Biz bugün burada acıları anlatırken intikam dili kullanmıyoruz. Kin üretmiyoruz. Düşmanlık çağrısı yapmıyoruz.
Çünkü bizim medeniyet anlayışımızda adalet vardır. Merhamet vardır. İnsan onuruna saygı vardır.
Ama şunu da açıkça ifade etmek gerekir:
Adalet olmadan barış kalıcı olmaz.
Hakikat olmadan kardeşlik sağlam olmaz.
Hafıza olmadan gelecek inşa edilemez.
Geçmişte yaşanan insanlık suçlarını yok saymak, mağdurların acısını ikinci kez inkâr etmektir.
Bu yüzden hatırlamak zorundayız.
Unutmayacağız ki tekrar yaşanmasın.
Unutturmayacağız ki yeni nesiller gerçekleri öğrensin.
Anlatacağız ki insanlık vicdanı diri kalsın.
SİVİL TOPLUMUN TARİHİ GÖREVİ
Bu noktada sivil toplum kuruluşlarına büyük görev düşmektedir.
Devletler değişebilir.
Hükümetler değişebilir.
Siyasi dengeler değişebilir.
Fakat toplum hafızasını koruyan kurumlar ayakta kaldıkça hakikat unutulmaz.
BULTÜRK gibi kurumların önemi burada ortaya çıkmaktadır. Çünkü bu kurumlar sadece bugünün değil, yarının da hafızasını inşa etmektedir.
Kitaplar yazılmalı.
Belgeler toplanmalı.
Tanıklıklar kayda alınmalı.
Belgeseller hazırlanmalı.
Gençlere konferanslar verilmeli.
Uluslararası akademik iş birlikleri kurulmalı.
Arşivler oluşturulmalı.
Çünkü yaşananlar sadece yaşlıların hafızasında kalırsa, zamanla kaybolur. Fakat kitaplara, belgelere, filmlere ve kurumlara dönüşürse nesilden nesile aktarılır.
GENÇLERE DÜŞEN GÖREV
Bugün gençlerimize sadece acıları anlatmak yetmez. Onlara direnişi, onuru, bilgiyi, araştırmayı ve sorumluluğu da öğretmeliyiz.
Gençlerimiz Bosna’yı bilmeli.
Srebrenitsa’yı bilmeli.
Sancak’ı bilmeli.
Kosova’yı bilmeli.
Kırım’ı bilmeli.
Ahıska’yı bilmeli.
Bulgaristan Türklerinin yaşadığı isim değiştirme zulmünü bilmeli.
Türkistan’ın hafızasını bilmeli.
Ama bunları sadece hüzünlenmek için değil; daha güçlü, daha bilinçli, daha adil bir gelecek kurmak için bilmeli.
Bir genç kendi tarihini bilirse, başkalarının yazdığı hikâyeye mahkûm olmaz.
Bir genç kendi milletinin acılarını ve mücadelelerini öğrenirse, insanlığın acılarına da daha duyarlı olur.
GELECEĞE UFUK: ORTAK HAFIZADAN ORTAK STRATEJİYE
Değerli dostlar,
Dünya yeniden şekilleniyor. Yeni dengeler kuruluyor. Yeni ittifaklar oluşuyor. Böyle bir dönemde Türk Dünyasının, Balkanların ve mazlum coğrafyaların ortak hafızadan ortak stratejiye geçmesi gerekmektedir.
Sadece hatırlayan değil, çözüm üreten bir akla ihtiyacımız var.
Sadece acılarını anlatan değil, geleceğini kuran bir iradeye ihtiyacımız var.
Sadece geçmişte ne oldu diyen değil, bundan sonra ne yapmalıyız sorusuna cevap veren bir anlayışa ihtiyacımız var.
Bu nedenle ortak akademik çalışmalar yapılmalı.
Uluslararası hukuk zemini güçlendirilmeli.
Soykırım ve sürgün mağdurlarının hakları takip edilmeli.
Gençlik değişim programları kurulmalı.
Balkanlar, Kafkasya ve Türk Dünyası arasında kültürel bağlar kuvvetlendirilmeli.
Sivil toplum kuruluşları arasında kalıcı iş birliği mekanizmaları oluşturulmalı.
Çünkü geleceği sadece güçlü ordular değil; güçlü hafızalar, güçlü kurumlar ve güçlü fikirler kurar.
BARIŞIN YOLU ADALETTEN GEÇER
Bizim hedefimiz düşmanlıkları büyütmek değildir. Bizim hedefimiz adaleti büyütmektir.
Bizim hedefimiz geçmişin acısını geleceğin nefreti yapmak değildir. Bizim hedefimiz geçmişin acısından geleceğin barışını çıkarmaktır.
Ama unutulmamalıdır:
Barış, adaletsizlik üzerine kurulamaz.
Kardeşlik, inkâr üzerine kurulamaz.
Gelecek, hafızasızlık üzerine kurulamaz.
Bunun için hakikat konuşulmalıdır. Acılar tanınmalıdır. Mağdurların sesi duyulmalıdır. Tarihi gerçekler genç nesillere aktarılmalıdır.
UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ
Kıymetli misafirler,
Bugün buradan güçlü bir mesaj vermeliyiz.
Bosna unutulmayacak.
Srebrenitsa unutulmayacak.
Sancak unutulmayacak.
Kosova unutulmayacak.
Kırım unutulmayacak.
Ahıska unutulmayacak.
Bulgaristan Türklerinin yaşadığı acılar unutulmayacak.
Türkistan’ın hafızası unutulmayacak.
Sürgün yollarında hayatını kaybedenler unutulmayacak.
Ama biz bu hafızayı nefret için taşımayacağız.
Biz bu hafızayı adalet için taşıyacağız.
Biz bu hafızayı barış için taşıyacağız.
Biz bu hafızayı gelecek nesiller daha güvenli, daha bilinçli, daha onurlu yaşasın diye taşıyacağız.
Aliya İzzetbegoviç’in insanlığa bıraktığı uyarıyı bir kez daha hatırlatıyorum:
“Unutulan soykırım tekrarlanır.”
Biz unutmayacağız.
Biz unutturmayacağız.
Biz hakikati anlatacağız.
Biz adaleti savunacağız.
Biz insan onurunu koruyacağız.
Biz geçmişin acılarını geleceğin vicdanına dönüştüreceğiz.
Bu anlamlı konferansın düzenlenmesinde emeği geçen herkese bir kez daha teşekkür ediyorum.
Başta BULTÜRK Genel Başkanı kardeşim Sayın Rafet ULUTÜRK olmak üzere, bütün katkı sunanları gönülden kutluyorum.
Sürgün yollarında hayatını kaybedenleri, soykırımlarda şehit edilenleri, vatanından, toprağından, ailesinden ve kimliğinden koparılan bütün mazlumları rahmetle anıyorum.
Ruhları şad olsun.
Hafızamız diri olsun.
Birliğimiz daim olsun.
Geleceğimiz adalet, barış ve insan onuru üzerine kurulsun.
Hepinizi saygı, sevgi ve muhabbetle selamlıyorum.
Sağ olun, var olun. :::

TUNA NEHRİ’NDE SU SEVİYELERİ YAKINDAN İZLENİYOR
Türk Dünyası Genç Sinemacılar Buluşması Ankara ve İstanbul’da Gerçekleştirilecek
BULTÜRK’ten Mevlid Kandili Mesajı
MEVLİD KANDİLİ: RAHMETİ ANLAMAK, İYİLİĞİ YAŞATMAK, GELECEĞE UMUT TAŞIMAKTIR
İvelin Mihaylov’dan dikkat çeken hamle: Türk kökenli cumhurbaşkanı yardımcısı adayı mı geliyor?
Bulgaristan Demokrasisi İçin Tarihî Eşik: Türk Cumhurbaşkanı Yardımcısı Ne Anlama Gelir?
İvelin Mihaylov’un Cumhurbaşkanlığı Hamlesi: Türkler Bulgaristan Siyasetinin Yeni Anahtarı Mı Oluyor?
BULTÜRK ve Siyasi Değişim
Ege’de Türkiye’nin Stratejik Karşı Hamlesi