Mümin Ağa’nın Ardından…

Dr. Nedim Birinci

Bazı insanları doğrudan tanırsınız. Bazılarını ise önce yetiştirdiği evlattan, bıraktığı izden, çevresine verdiği terbiyeden tanımaya başlarsınız.

Ben Mümin Aga’yı işte böyle tanıdım.

Önce oğlu Rafet ULUTÜRK’ü, BULTÜRK Derneği Genel Başkanı olarak tanıdım. Mücadelesini, insanlara yetişme gayretini, Bulgaristan Türkleri için verdiği emeği, kapısını çalanı geri çevirmeyişini gördüm.

Sonra babası Mümin Ağa’yla tanıştım.

Zaman geçtikçe şunu daha iyi anlamaya başladım:

Bir evladın yürüdüğü yolun temeli çoğu zaman baba ocağında atılıyor.

Rafet’in karakterindeki direncin, mücadele azminin, insanlara karşı merhametin ve sorumluluk duygusunun arkasında nasıl bir baba bulunduğunu, Mümin Ağa’yı tanıdıkça daha iyi gördüm.

EVİNDE SERT, MİSAFİRİNE SICAK BİR ADAM

Mümin Ağa’nın kendine has bir yapısı vardı.

Evinde disiplinliydi.

Sert görünen tarafları vardı.

Belki çocuklarına karşı sevgisini her zaman sözle ifade eden bir baba değildi. Eski neslin babaları zaten çoğu zaman böyleydi. Sevgilerini çok konuşmaz, davranışlarıyla gösterirlerdi.

Ancak evin kapısından bir misafir girdiğinde başka bir Mümin Ağa görürdünüz.

Yüzü yumuşardı.

Sofrası açılırdı.

Elinde ne varsa paylaşmaya çalışırdı.

Misafirin önüne koyacağı azsa bile, o azı çoğaltmaya çalışırdı.

Çünkü onun dünyasında misafir, yük değil bereketti.

Bugün geriye dönüp baktığımda Mümin Ağa’yı anlatan en önemli kelimelerden birinin merhamet olduğunu düşünüyorum.

Bir diğeri ise vicdandır.

MERHAMET BAZEN BİR SOFRADA ÖĞRETİLİR

İnsan merhameti kitaptan öğrenebilir.

Vicdan üzerine uzun konuşmalar yapabilir.

Ancak bazı değerler vardır ki asıl aile içinde görülerek öğrenilir.

Bir babanın yaşlıya nasıl davrandığı…

Kapısına gelen fakire ne verdiği…

Misafir geldiğinde sofrayı nasıl açtığı…

Bir komşunun derdiyle nasıl ilgilendiği…

Çocukların zihnine verilen en güçlü eğitim budur.

Ben zaman içinde fark ettim ki Rafet’in insanlara yetişmeye çalışmasının, sosyal meselelerde sorumluluk almasının ve yıllardır Bulgaristan Türkleri için koşturmasının temelinde babasının hayatından aldığı bu eğitim vardı.

Belki Mümin Ağa oğlunun kulağına her gün uzun nasihatler söylemedi.

Ama yaşayarak öğretti.

Kapına geleni geri çevirme.”

Elindekini paylaş.”

İnsanların derdiyle dertlen.”

Vicdanını kaybetme.”

Bazen bir babanın evladına bıraktığı en büyük miras para değildir.

Bir ev değildir.

Bir tarla değildir.

Karakterdir.

HEKİM OLARAK EVİNE GİDİYORDUM

Mümin Ağa hastalandığı zamanlarda evine gidiyordum.

Serumunu takıyordum.

İğnesini yapıyordum.

Sağlığıyla ilgileniyordum.

Hekimlik mesleğinin belki de en farklı taraflarından biri budur.

İnsanları sadece hastane odasında görmezsiniz.

Bazen evlerine girersiniz.

Ailelerini görürsünüz.

Yaşadıkları ortamı görürsünüz.

İnsanların birbirlerine nasıl baktığını, nasıl seslendiğini, nasıl sahip çıktığını gözlemlersiniz.

Mümin Ağa’nın evine yaptığım ziyaretlerde ben yalnızca bir hastaya müdahale etmiyordum.

Bir aileyi de tanıyordum.

Bir babanın evladında bıraktığı izi görüyordum.

Ve zamanla kendi kendime şu soruyu sormaya başladım:

Rafet bu enerjiyi, bu mücadele ruhunu, bu insanlara yetişme arzusunu nereden aldı?”

Cevap karşımdaydı.

Babasından.

RAFET’İN TEMELİNDE BABASI VARDI

Bir insanı anlamak istiyorsanız bazen ailesine bakmanız gerekir.

Çünkü karakter bir günde oluşmaz.

Yıllar içinde şekillenir.

Rafet ULUTÜRK’ün yıllardır Bulgaristan Türklerinin meseleleriyle ilgilenmesinin, insanların kapısını çalmasının, hastasına, yaşlısına, öğrencisine, köylüsüne yetişmeye çalışmasının arkasında yalnızca siyasi veya sivil toplum anlayışı yoktu.

Daha derinde bir şey vardı.

Babasından aldığı vicdan terbiyesi.

Mümin Ağa’nın evinde gördüğüm paylaşma kültürü, misafire gösterilen sıcaklık, elindekini vermeye çalışma anlayışı oğlunun hayatında başka bir biçimde devam ediyordu.

Baba evinde bir kişiye açılan kapı, oğlunun hayatında binlerce insana açılan kapıya dönüşmüştü.

İşte o zaman şunu daha iyi anladım:

Bazı babalar öldüklerinde bile yaşamaya devam ederler. Çünkü karakterleri çocuklarının içinde yürümeye devam eder.

SON SERUM

Hayat bazen insana çok ağır hatıralar bırakır.

Mümin Ağa’nın son günlerinden biri de benim için böyle bir hatıradır.

O gün yine yanındaydım.

Serumunu taktım.

Benim kendisine taktığım son serum olduğunu elbette bilmiyordum.

İnsan bazı anların “son” olduğunu ancak zaman geçtikten sonra öğreniyor.

Son konuşma…

Son bakış…

Son ziyaret…

Son serum…

O an sıradan görünen şey, ertesi gün insanın zihninde bambaşka bir anlam kazanıyor.

Akşam saatlerinde durumu ağırlaşmış.

Hastaneye kaldırdık.

Elimizden geleni yaptık.

Fakat hayatın doktorların da önüne geçemediği bir sınırı vardır.

Sabah haber geldi.

Mümin Ağa vefat etmişti.

Bir hekim için ölüm haberi mesleğin bir parçasıdır.

Ama her ölüm aynı değildir.

Bazı hastalar yalnızca hasta olarak kalmaz.

Tanıdığınız, sohbet ettiğiniz, evine girdiğiniz, ailesine şahit olduğunuz bir insan hâline gelir.

Mümin Ağa benim için onlardan biriydi.

HEKİMLİĞİN ÇARESİZ KALDIĞI YER

Hekimlik insana çok şey öğretir.

İnsan bedeninin gücünü de öğretir, kırılganlığını da.

Elinizden geleni yaparsınız.

Serumu takarsınız.

İlacını verirsiniz.

Hastaneye yetiştirirsiniz.

Bütün bilgi ve imkânları kullanırsınız.

Ama sonunda insan şunu kabul eder:

Hayatın bir başlangıcı olduğu gibi bir sonu da vardır.

O noktada tıp susar.

Hatıralar konuşmaya başlar.

Ve insan kendine şu soruyu sorar:

Bu kişi ardında ne bıraktı?”

Mümin Ağa’nın ardından benim gördüğüm şudur:

Bir aile bıraktı.

Bir isim bıraktı.

Bir hatıra bıraktı.

Ama bunların ötesinde, insanlara karşı merhameti ve vicdanı taşıyan bir evlat bıraktı.

BİR BABANIN EN BÜYÜK ESERİ

Bugün insanlar başarıyı çoğu zaman makamla, parayla veya servetle ölçüyor.

Oysa benim hekim ve insan olarak yıllar içinde gördüğüm başka bir gerçek var:

Bir insanın en büyük eseri yetiştirdiği insandır.

Mümin Ağa’nın en büyük eserlerinden biri de oğludur.

Rafet ULUTÜRK bugün Bulgaristan Türklerinin meseleleri için mücadele ediyor, Türk dünyası için çalışıyor, insanlara ulaşmaya gayret ediyorsa bunun temelinde bir baba ocağında aldığı terbiyenin izleri vardır.

Bir ağacın dallarına bakınca kökünü göremezsiniz.

Ama ağacı ayakta tutan köktür.

Ben Rafet’i önce dallarıyla tanıdım.

Sonra köküne indim.

Ve o kökte Mümin Ağa’yı gördüm.

ÇINAR GİDER, GÖLGESİ KALIR

Mümin Ağa artık aramızda değil.

Fakat bazı insanlar toprağa verildiklerinde tamamen gitmezler.

Onların sözleri kalır.

Sofraları hatırlanır.

Kapılarının açıklığı anlatılır.

Misafire verdikleri değer konuşulur.

Çocuklarının karakterinde yaşamaya devam ederler.

Bir çınar yıkılır.

Fakat yıllarca verdiği gölge kaybolmaz.

Altında büyüyen fidanlar artık kendi gölgelerini vermeye başlar.

Mümin Ağa’nın ardından bana kalan duygu budur.

Ben önce oğlunu tanıdım.

Sonra babasını.

Babayı tanıdıktan sonra oğlunu çok daha iyi anladım.

Ve bugün Mümin Ağa’nın ardından şunu söyleyebilirim:

İnsan dünyadan giderken arkasında merhametli bir evlat, temiz bir isim ve güzel hatıralar bırakabiliyorsa, aslında çok büyük bir miras bırakmış demektir.

Son serumunu takmak bana nasip oldu.

Son yolculuğuna kadar elimizden geleni yaptık.

Şimdi bize düşen ise onun güzel taraflarını anlatmak, duasını etmek ve bıraktığı değerleri yaşatmaktır.

Allah rahmet eylesin Mümin Ağa.

Mekânın cennet, makamın âli olsun.

Yazar