Dr. Nedim BİRİNCİ
1258’de Bağdat’ın düşüşünü yalnızca Hülagû’nun ordularının kazandığı büyük bir askerî zafer veya Abbasi Devleti’nin uğradığı tarihî felaket olarak okumak eksiktir. Asıl mesele şudur: Bir medeniyet, bilgi üretme ve bilgiyi koruma kabiliyetini kaybettiğinde siyasi bağımsızlığını ne kadar sürdürebilir? Sekiz asır sonra aynı soru Türkiye’nin ve Türk dünyasının önünde bu kez yapay zekâ, veri, teknoloji, beyin göçü ve dijital egemenlik başlıklarıyla duruyor.
HÜLAGÛ BAĞDAT’A GELDİĞİNDE ŞEHİR ZATEN ESKİ GÜCÜNDE DEĞİLDİ
Tarihin en büyük hatalarından biri, devletlerin yalnız dışarıdan gelen saldırılar nedeniyle yıkıldığını düşünmektir.
Dışarıdan gelen güç çoğu zaman son darbeyi vurur.
Asıl çözülme daha önce başlamıştır.
1258 Bağdat’ını bu açıdan okumalıyız.
Hülagû’nun orduları son derece güçlüydü. Ancak Abbasi hilafetinin askerî ve siyasi kapasitesi de eski kudretinden uzaktı. İslam coğrafyasındaki siyasi parçalanmışlık derinleşmişti.
Dolayısıyla mesele yalnızca Moğol ordusunun gücü değildi.
Mesele, karşısındaki dünyanın ortak strateji üretememesiydi.
Bu tarihî gerçek bugün için çok önemli bir ders taşımaktadır:
Bir devletin gerçek savunması sınır hattında başlamaz.
Ekonomide başlar.
Eğitimde başlar.
Bilimde başlar.
Teknolojide başlar.
Devlet kurumlarında başlar.
Toplumsal birlik içerisinde başlar.
Ordu, bütün bunların sonunda görünen kuvvettir.
MEDENİYET ÖNCE ZİHNİNİ KAYBEDER
Bağdat yüzyıllar boyunca dünyanın en önemli bilgi merkezlerinden biriydi.
Matematikçiler, hekimler, astronomlar, filozoflar ve mütercimler burada çalışmış; farklı medeniyetlerin eserleri Arapçaya çevrilmiş ve yeni bilimsel çalışmalar üretilmişti.
Bu nedenle Bağdat’ın kaybının sembolik ağırlığı büyüktür.
Fakat stratejik açıdan daha önemli soru şudur:
Bir medeniyet neden bir zamanlar ürettiği üstünlüğü devam ettiremez?
Çünkü hiçbir medeniyet geçmiş başarılarının faiziyle sonsuza kadar yaşayamaz.
Atalarınız büyük bilim insanları yetiştirmiş olabilir.
Büyük imparatorluklar kurmuş olabilirsiniz.
Dünyanın en büyük kütüphanelerine sahip olmuş olabilirsiniz.
Bunların hiçbiri gelecekte güçlü kalacağınızı garanti etmez.
Her nesil medeniyetini yeniden üretmek zorundadır.
NASİRÜDDİN TÛSÎ: TARİHİN TARTIŞMALI AMA ÖĞRETİCİ ÖRNEĞİ
1258 anlatılarında Nasirüddin Tûsî’nin özel bir yeri vardır.
Sosyal medyada zaman zaman, Bağdat’ın kitapları yok edilirken Tûsî’nin kütüphanesindeki tek bir esere dahi dokunulmadığı ileri sürülmektedir.
Bu ayrıntıyı kesin tarihî gerçek olarak sunmak doğru değildir.
Ancak Tûsî’nin Hülagû çevresinde önemli bir konum elde ettiği ve daha sonra Meraga Rasathanesi’nin kurulmasında belirleyici rol oynadığı bilinmektedir.
Buradan çok daha önemli bir stratejik sonuç çıkarabiliriz:
Gücü ele geçirenler yalnız toprağın değil, bilginin de peşine düşer.
Çünkü yetişmiş insan, bazen bir ordudan daha değerlidir.
Bir bilim insanını kazanırsınız; onun yetiştireceği yüzlerce insanı da kazanırsınız.
Bir teknoloji ekibini kazanırsınız; yılların birikimini kazanırsınız.
Bir ülkenin nitelikli insan kaynağını çekersiniz; o ülkenin gelecekteki rekabet kapasitesinden pay alırsınız.
Bugünün büyük devletlerinin küresel yetenek yarışına milyarlar harcamasının sebebi budur.
21.YÜZYILIN HÜLAGÛLARI AT ÜZERİNDE GELMEYECEK
Geleceğin işgali mutlaka tankla başlamayacaktır.
Belki savaş bile ilan edilmeyecektir.
Yeni mücadele çok daha sessiz olabilir.
Bir ülkenin verisini kontrol edin.
Teknolojik altyapısını kendinize bağımlı hâle getirin.
En iyi mühendislerini çekin.
Enerji sistemlerinde dışa bağımlı bırakın.
Savunma teknolojilerindeki kritik parçaları vermeyin.
Finans sistemlerini dışarıdan yönlendirilebilir hâle getirin.
Kültürel üretimini küresel platformlara teslim edin.
Sonra o ülkenin bayrağını indirmenize bile gerek kalmayabilir.
Bayrak dalgalanır.
Meclis çalışır.
Seçimler yapılır.
Fakat ülkenin stratejik hareket alanı giderek daralır.
Yeni çağın bağımlılığı bazen işgal görüntüsü vermeden gerçekleşir.
DÜN KÜTÜPHANEYDİ, BUGÜN VERİ MERKEZİ
1258’in en güçlü sembolü kitaptır.
- yüzyılın sembolü ise veridir.
Bugünün devletleri için veri; ekonomi, güvenlik, sağlık, savunma, eğitim ve yapay zekâ açısından stratejik hammaddedir.
Eskiden bir devlet başka bir ülkenin kütüphanesini ele geçirmek isterdi.
Bugün ise:
veri tabanlarına,
yazılım altyapısına,
algoritmalara,
uydu sistemlerine,
çip teknolojilerine,
bulut altyapısına,
yapay zekâ modellerine
hâkim olmak istiyor.
Çünkü geleceğin dünyasında yalnız petrolü olan değil, veriyi işleyebilen devlet güçlü olacaktır.
Türkiye ve Türk dünyası bu dönüşümü doğru okumalıdır.
TÜRKİYE’NİN YENİ STRATEJİK SAVUNMA HATTI
Türkiye’nin önümüzdeki yirmi-otuz yıllık güvenlik anlayışı yalnız kara, hava ve deniz kuvvetleri üzerinden kurulamaz.
Dördüncü kuvvet teknoloji olacaktır.
Beşinci kuvvet bilgi olacaktır.
Altıncı kuvvet yetişmiş insan olacaktır.
Türkiye’nin gerçek bağımsızlığının bazı kritik eşikleri vardır:
Savunma sanayiinde mümkün olan en yüksek teknolojik bağımsızlık.
Yapay zekâda millî kapasite.
Yarı iletken ve kritik elektronik teknolojilerinde yetkinlik.
Enerji güvenliği.
Siber savunma.
Gıda ve su güvenliği.
Uzay teknolojileri.
Güvenilir millî veri altyapıları.
Nitelikli insan gücü.
Bunların herhangi birindeki kritik dış bağımlılık, kriz zamanlarında siyasi baskı aracına dönüşebilir.
BEYİN GÖÇÜ: MODERN ÇAĞIN SESSİZ KÜTÜPHANE YAĞMASI
Belki de üzerinde en fazla düşünmemiz gereken konu budur.
Bir ülke üniversitesinde bir mühendis yetiştiriyor.
Onun eğitimine yıllarca kaynak harcıyor.
Sonra o genç başka bir ülkeye gidiyor.
Orada teknoloji geliştiriyor.
Patent üretiyor.
Şirket kuruyor.
Yeni bilim insanları yetiştiriyor.
Bu kişinin başka ülkede çalışması elbette bireysel özgürlük meselesidir ve diaspora ağları ülkesine önemli katkılar da sağlayabilir.
Fakat sürekli ve tek yönlü nitelikli insan kaybı yaşayan devlet açısından stratejik bir sorun ortaya çıkar.
Dün kitaplar taşınıyordu.
Bugün kitapları yazabilecek insanlar taşınıyor.
İşte 1258 ile 21. yüzyıl arasındaki en çarpıcı benzerliklerden biri burada kurulabilir.
TÜRK DÜNYASI’NIN ORTAK “BEYTÜ’L-HİKME”Sİ KURULMALI
Türk dünyasının önündeki büyük hedef yalnız ticaret hacmini artırmak olmamalıdır.
Ortak bir bilgi medeniyeti inşa edilmelidir.
Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Türk dünyasının diğer coğrafyaları arasında uzun vadeli bir bilim ve teknoloji ağı kurulabilir.
Bunun merkezinde ortak bir Türk Dünyası Bilim ve Teknoloji Ağı bulunmalıdır.
Bu yapı;
ortak araştırma fonları,
üniversiteler arası araştırma merkezleri,
ortak dijital kütüphane,
Türk dünyası tarih arşivi,
yapay zekâ araştırmaları,
Türk dilleri için büyük dil modelleri ve dijital veri havuzları,
genç bilim insanı değişim programları,
ortak uzay ve uydu projeleri,
arkeoloji ve kültürel miras veri tabanı
gibi alanlarda çalışabilir.
Böylece Türk dünyası yalnız ortak geçmişini konuşan değil, ortak geleceğini üreten bir güç alanına dönüşebilir.
DİJİTAL TURAN, COĞRAFİ TURAN’DAN ÖNCE GELEBİLİR
- yüzyıl bize yeni bir imkân sunuyor.
Coğrafi sınırlar birbirinden uzak olabilir.
Fakat dijital dünyada mesafe yoktur.
İstanbul’daki bir bilim insanıyla Bakü’deki mühendis, Astana’daki araştırmacı ve Taşkent’teki yazılımcı aynı projede çalışabilir.
Dolayısıyla Türk dünyasının entegrasyonunda önce yalnız yolları değil, bilgi yollarını birbirine bağlamalıyız.
Ortak veri standartları.
Ortak akademik platformlar.
Ortak terminoloji çalışmaları.
Ortak dijital arşiv.
Ortak yapay zekâ altyapısı.
Bunlar gerçekleştirildiğinde siyasi yakınlaşmanın altında çok daha güçlü bir medeniyet zemini oluşacaktır.
Çünkü kalıcı birlik sloganla değil, kurumlarla kurulur.
BİR ÜLKEYİ İÇERİDEN ÇÖKERTEN ÜÇ TEHLİKE
1258’in derslerinden hareketle bugünün devletleri için üç büyük iç riskten söz edebiliriz:
Birincisi liyakat kaybıdır.
Devlet kurumlarında ehliyet geri plana düşerse kurumlar görünüşte yaşamaya devam eder fakat karar üretme kapasitesi zayıflar.
İkincisi bilgi üretiminin durmasıdır.
Başkasının teknolojisini kullanan ama kendi teknolojisini üretemeyen toplum uzun vadede bağımlı olur.
Üçüncüsü ortak hedefin kaybolmasıdır.
Toplum sürekli kendi içerisinde kavga ediyorsa dışarıdaki büyük dönüşümü göremez.
Tarih boyunca birçok devlet düşmanının gücünden önce kendi parçalanmışlığının bedelini ödemiştir.
DEVLETİN EN BÜYÜK HAZİNESİ İNSANDIR
Bir ülkenin gerçek serveti yalnız merkez bankasındaki rezerv değildir.
Petrol değildir.
Altın değildir.
Toprak değildir.
Asıl servet:
iyi yetişmiş öğretmen,
bilim insanı,
mühendis,
doktor,
girişimci,
sanatçı,
diplomat,
asker,
ve devlet adamıdır.
Çünkü yeraltındaki kaynakları bile değerli hâle getiren insan aklıdır.
İnsan kaynağınızı kaybederseniz doğal kaynaklarınız başkalarının teknolojisine muhtaç olur.
Bu nedenle yeni yüzyılın temel devlet politikalarından biri insanı ülkede tutmak ve dünyadaki nitelikli insanı ülkeye çekmek olmalıdır.
1258’DEN 2053’E UZANAN DERS
Bağdat’ın hikâyesini çocuklarımıza yalnızca bir Moğol istilası olarak öğretirsek tarihin yarısını anlatmış oluruz.
Asıl soru şudur:
Bir daha Bağdat yaşamamak için ne yapacağız?
Cevap yeni surlar yapmak değildir.
Yeni çağın surları farklıdır.
Bilimdir.
Teknolojidir.
Ekonomik dirençtir.
Güçlü kurumlardır.
Millî kültürdür.
Nitelikli eğitimdir.
Yapay zekâdır.
Siber güvenliktir.
Ve bütün bunların merkezinde insan vardır.
GELECEĞİN SAVAŞI HAFIZA ÜZERİNDEN OLACAK
1258 bize çok sert bir hakikati hatırlatıyor:
Bir medeniyeti yenmenin iki yolu vardır.
Birincisi ordusunu yenmektir.
İkincisi hafızasını ve geleceği üretme kapasitesini elinden almaktır.
İkincisi çok daha kalıcıdır.
Bu nedenle Türkiye ve Türk dünyasının yeni yüzyıldaki büyük stratejik hedefi yalnız güçlü ordular kurmak olmamalıdır.
Bilgi üreten bir medeniyet kurmak olmalıdır.
Bağdat’ın kitaplarının Dicle’ye atıldığı anlatısı tarihimizin en güçlü sembollerinden biri olarak yaşamaya devam ediyor.
Fakat bizim meselemiz artık Dicle değildir.
Bizim meselemiz; laboratuvardır, üniversitedir, çiptir, algoritmadır, arşivdir, uzaydır, yapay zekâdır ve yetişmiş insandır.
Sekiz asır önce soru şuydu:
“Kitapları kim kurtaracak?”
Yeni yüzyılın sorusu ise çok daha büyüktür:
“Bilgimizi kim üretecek, verimizi kim koruyacak, çocuklarımızın zihnini kim şekillendirecek ve geleceğin teknolojisini kim yazacak?”
Bu soruların cevabını kendimiz veremezsek, geleceğin tarihini başkaları bizim adımıza yazacaktır.
Ama verirsek…
Bu defa Dicle mürekkepten kararmayacak.
Mürekkep bizim elimizde olacak ve yeni yüzyılın tarihini biz yazacağız.

Türkiye’den Çanakkale Otoyolu İçin Yeni Adım: Avrupa Ulaşım Koridorlarına Güçlü Bağlantı
Yunanistan’dan Avrupa Ekonomisine Çağrı: Bankalar Büyümenin Finansmanında Daha Etkin Olmalı
Kuzey Makedonya’da Devlet Piyangosu Davası 24 Ağustos’ta Başlıyor
Hırvatistan’da Büyük Yangın Alarmı: Binlerce Kişi Tahliye Edildi
Yunanistan ve İran Hürmüz İçin Temasta: Atina’dan Deniz Güvenliği Vurgusu
Sofya, Avrupa’nın Uygun Fiyatlı Hafta Sonu Rotaları Arasında
Bulgaristan Sınır Kapılarında Trafik Normal, Lesovo Yolunda Bakım Başladı