İsmail CİNGÖZ

1. Giriş

Soğuk Savaş sonrasında uzun yıllar tek kutuplu bir görünüm sergileyen uluslararası sistem, son dönemde Çin’in yükselişi, Rusya’nın yeniden güç projeksiyonu geliştirmesi, bölgesel güçlerin etkinliğinin artması ve teknolojik rekabetin hız kazanmasıyla giderek çok kutuplu bir yapıya evrilmektedir.[¹] Bu dönüşüm, devletlerin uluslararası konumunu yalnızca askerî güçleriyle değil; kritik teknolojileri geliştirme kapasiteleri, savunma sanayii altyapıları ve stratejik özerklik düzeyleriyle de doğrudan ilişkilendirmektedir.

Bu çerçevede savunma sanayii, klasik anlamda askerî ihtiyaçları karşılayan bir üretim alanı olmanın ötesine geçmiş; teknoloji üretimi, ekonomik rekabet, dış politika ve diplomasiyle doğrudan bağlantılı stratejik bir güç unsuruna dönüşmüştür. Kritik savunma teknolojilerini geliştirebilen devletler, kriz dönemlerinde daha bağımsız hareket edebilmekte, uluslararası ortaklıklarını güçlendirebilmekte ve savunma diplomasisini etkin biçimde kullanabilmektedir.[²]

Türkiye, özellikle 2000’li yıllardan itibaren uyguladığı yerli ve millî savunma sanayii politikaları sayesinde bu dönüşümün dikkat çekici örneklerinden biri hâline gelmiştir. Lisans altında üretim yapan bir yapıdan özgün platformlar geliştiren, kritik alt sistemleri tasarlayan ve savunma ürünlerini uluslararası pazarlara ihraç edebilen bir teknoloji ekosistemine geçiş, Türkiye’nin askerî kapasitesi kadar dış politika seçeneklerini de genişletmiştir.[³]

Bu dönüşümün en görünür örnekleri olan KAAN ve KIZILELMA, yalnızca ileri teknoloji platformları değil; Türkiye’nin stratejik özerkliğini güçlendiren, savunma diplomasisini destekleyen ve uluslararası görünürlüğünü artıran jeopolitik araçlardır.[] Dolayısıyla bu projelerin yalnızca teknik özellikleriyle değerlendirilmesi, uluslararası ilişkiler bağlamındaki stratejik etkilerini açıklamak açısından yeterli değildir.

Bu makale, Türk savunma sanayiinin dönüşümünü uluslararası ilişkiler perspektifinden ele almakta ve “Savunma Jeopolitiği” kavramını analitik bir çerçeve olarak önermektedir. Bu kavram, savunma teknolojilerinin askerî kapasitenin ötesinde; stratejik özerklik, savunma diplomasisi, dış politika ve jeopolitik etki üretme işlevlerini birlikte açıklamayı amaçlamaktadır.

Bu doğrultuda çalışma üç temel soruya cevap aramaktadır:

  1. Türk savunma sanayiinin dönüşümü Türkiye’nin stratejik özerkliğini nasıl etkilemiştir?
  2. KAAN ve KIZILELMA projeleri Türkiye’nin jeopolitik konumuna hangi açılardan katkı sağlamaktadır?
  3. “Savunma Jeopolitiği” kavramı, savunma teknolojileri ile dış politika arasındaki ilişkiyi açıklamak için nasıl bir analitik çerçeve sunmaktadır?

2. Türk Savunma Sanayiinin Dönüşümü: Tedarikçi Devletten Stratejik Teknoloji Üreten Güce

Savunma sanayii, günümüzde devletlerin teknolojik kapasitesini, ekonomik rekabet gücünü ve jeopolitik etkinliğini şekillendiren temel stratejik alanlardan biri hâline gelmiştir. Yapay zekâ, otonom sistemler, elektronik harp, siber güvenlik ve uzay teknolojilerindeki gelişmeler, savunma sanayiinin ulusal güç unsurları içerisindeki ağırlığını artırmıştır. Bu çerçevede devletlerin uluslararası sistemdeki konumu, yalnızca sahip oldukları askerî platformlarla değil; bu platformları geliştirebilecek araştırma-geliştirme, mühendislik ve sanayi altyapısıyla da değerlendirilmektedir.[⁵]

Türkiye açısından bu dönüşümün en önemli kırılma noktalarından biri, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sonrasında uygulanan silah ambargolarıdır. Ambargo süreci, dışa bağımlı savunma anlayışının ulusal güvenlik açısından doğurduğu riskleri açık biçimde ortaya koymuş; bunun sonucunda ASELSAN, HAVELSAN, ROKETSAN ve TUSAŞ gibi kurumların oluşturduğu millî savunma sanayii altyapısı geliştirilmiştir.[] Bu kurumsal birikim, zamanla yüksek teknoloji odaklı ve özgün platformlar üretebilen bir ekosisteme dönüşmüştür.

2000’li yıllardan itibaren uygulanan savunma politikaları ise bu yapıyı niteliksel olarak yeni bir aşamaya taşımıştır. Lisans altında üretime dayalı modelden özgün platform geliştiren, kritik alt sistemleri yerli imkânlarla tasarlayan ve savunma ürünlerini uluslararası pazarlara ihraç edebilen bir sanayi yapısına geçiş sağlanmıştır. Savunma Sanayii Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen projeler, yerlilik oranının yükselmesine ve savunma ihracatının istikrarlı biçimde artmasına önemli katkı sağlamıştır.[]

Bu dönüşümün stratejik sonucu, Türkiye’nin savunma alanında dışa bağımlılığını azaltarak karar alma süreçlerinde daha geniş hareket alanı kazanmasıdır. Yerli savunma teknolojileri, yalnızca askerî modernizasyonu desteklememiş; aynı zamanda kriz dönemlerinde tedarik risklerini azaltmış ve Türkiye’nin stratejik özerklik kapasitesini güçlendirmiştir. Böylece savunma sanayii, ulusal güvenlik politikalarının yanı sıra dış politika ve diplomasiyle de doğrudan ilişkili bir stratejik sektör hâline gelmiştir.

Savunma sanayiinin uluslararası etkisi yalnızca teknoloji üretimiyle sınırlı değildir. Savunma ihracatı, ortak üretim projeleri, askerî eğitim faaliyetleri ve teknoloji paylaşımı, devletler arasında uzun vadeli güvenlik ortaklıklarının oluşmasına katkı sağlamaktadır. Bu durum, savunma teknolojilerini ekonomik bir ürün olmanın ötesine taşıyarak dış politikanın tamamlayıcı araçlarından biri hâline getirmektedir.[] Nitekim Amerika Birleşik Devletleri’nin F-35 programı, Fransa’nın Rafale savaş uçağı, Rusya’nın S-400 sistemi ve Çin’in insansız hava aracı ihracatı, savunma teknolojilerinin jeopolitik etki üretme kapasitesini ortaya koyan güncel örneklerdir.[]

Benzer şekilde Türkiye’nin geliştirdiği AKINCI, HÜRJET, MİLGEM, ATMACA, KAAN ve KIZILELMA projeleri de yalnızca savunma ihtiyaçlarını karşılayan platformlar değil; teknoloji üretim kapasitesini artıran, uluslararası görünürlüğü güçlendiren ve savunma diplomasisini destekleyen stratejik araçlar olarak değerlendirilmelidir. Bu çerçevede Türk savunma sanayiinin dönüşümü, sanayi politikalarının ötesinde, Türkiye’nin çok kutuplu uluslararası sistemde daha etkin bir aktör olma hedefini destekleyen uzun vadeli bir devlet stratejisini yansıtmaktadır.

3. KAAN ve KIZILELMA: Türkiye’nin Yeni Jeopolitik Güç Çarpanları

Uluslararası güvenlik ortamında yaşanan teknolojik dönüşüm, devletlerin askerî güç anlayışını yeniden şekillendirmektedir. Beşinci nesil savaş uçakları, yapay zekâ destekli insansız sistemler, ağ merkezli harekât, elektronik harp ve otonom teknolojiler, yalnızca operasyonel üstünlük sağlayan unsurlar değil; aynı zamanda stratejik caydırıcılık ve uluslararası rekabetin belirleyici bileşenleri hâline gelmiştir.[¹⁰] Bu bağlamda Türkiye’nin geliştirdiği KAAN ve KIZILELMA projeleri, savunma sanayiindeki teknolojik dönüşümün yanı sıra ülkenin jeopolitik konumunu güçlendiren stratejik platformlar olarak değerlendirilebilir.

3.1. KAAN: Stratejik Özerkliğin Hava Gücü Boyutu

KAAN, Türkiye’nin beşinci nesil savaş uçağı geliştirme hedefinin somut ürünü olmasının ötesinde, yüksek teknolojiye dayalı savunma ekosisteminin ulaştığı seviyeyi göstermektedir. Düşük görünürlük (stealth), sensör füzyonu, ağ merkezli harekât ve gelişmiş aviyonik sistemler, modern hava muharebesinin temel gereklilikleri arasında yer almaktadır.[¹¹]

Bununla birlikte KAAN’ın stratejik değeri yalnızca teknik özelliklerinden kaynaklanmamaktadır. Proje; motor teknolojileri, aviyonik sistemler, radar, elektronik harp, kompozit malzemeler ve yazılım alanlarında millî bilgi birikiminin geliştirilmesini teşvik ederek Türkiye’nin savunma alanındaki dışa bağımlılığını azaltmaktadır. Bu yönüyle KAAN, yalnızca yeni nesil bir savaş uçağı değil; uzun vadeli stratejik özerkliği destekleyen kapsamlı bir teknoloji programıdır.[¹²]

3.2. KIZILELMA: Geleceğin Hava Muharebe Konseptine Uyum

Savunma teknolojilerindeki en önemli dönüşümlerden biri, insanlı ve insansız platformların birlikte görev yaptığı hibrit harekât anlayışının gelişmesidir. Türkiye’nin bu alandaki en dikkat çekici projelerinden biri olan KIZILELMA; yüksek hız, düşük radar görünürlüğü, yapay zekâ destekli görev yönetimi ve kısa pistli platformlardan operasyon yapabilme kabiliyetiyle klasik silahlı insansız hava araçlarından ayrılmaktadır.[¹³]

Uluslararası güvenlik literatürü, geleceğin hava muharebelerinin insanlı ve insansız sistemlerin birlikte görev yaptığı ağ merkezli operasyon konseptleri etrafında şekilleneceğini ortaya koymaktadır.[¹⁴] Bu çerçevede KIZILELMA, yalnızca yeni bir platform değil; Türkiye’nin geleceğin savaş teknolojilerine uyum sağlayabilen ve bu teknolojileri geliştirebilen ülkeler arasında yer alma hedefinin önemli bir göstergesidir.

3.3. Savunma Teknolojilerinden Jeopolitik Etkiye

KAAN ve KIZILELMA birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’nin savunma sanayiindeki dönüşümünün yalnızca askerî modernizasyonla açıklanamayacağı görülmektedir. Her iki proje de teknoloji üretme kapasitesi ile dış politika arasında doğrudan ilişki kuran stratejik araçlardır.

Savunma teknolojileri geliştirebilen devletler, ortak üretim projeleri, savunma iş birlikleri, müşterek eğitim faaliyetleri ve uzun vadeli güvenlik ortaklıkları aracılığıyla uluslararası ilişkilerde daha geniş bir hareket alanı elde edebilmektedir. Bu süreç, savunma sanayiini yalnızca ulusal güvenliği destekleyen bir sektör olmaktan çıkararak, savunma diplomasisi ve jeopolitik etki üretiminin önemli araçlarından biri hâline getirmektedir.[¹⁵]

Bu kapsamda KAAN ve KIZILELMA, Türkiye’nin teknoloji üreten, stratejik ortaklıklar geliştiren ve savunma diplomasisini etkin biçimde kullanabilen bir aktör olarak uluslararası görünürlüğünü güçlendirmektedir. Dolayısıyla bu platformlar, yalnızca yeni nesil savunma sistemleri değil; Türkiye’nin çok kutuplu uluslararası sistemde bölgesel ve küresel etkinliğini destekleyen jeopolitik güç çarpanlarıdır.

4. Çok Kutuplu Dünyada Savunma Diplomasisi ve Savunma Jeopolitiği

Uluslararası güvenlik ortamında yaşanan teknolojik dönüşüm, devletlerin savunma anlayışını ve dış politika araçlarını yeniden şekillendirmektedir. Dijital teknolojiler, yapay zekâ, ağ merkezli harekât, veri yönetimi ve gelişmiş savunma sistemleri, yalnızca askerî kapasiteyi artıran unsurlar değil; aynı zamanda devletlerin stratejik özerkliğini, uluslararası hareket alanını ve savunma diplomasisi kapasitesini etkileyen temel güç bileşenleri hâline gelmiştir. Bu çerçevede savunma sanayii, çok kutuplu uluslararası sistemde yalnızca askerî modernizasyonun değil; jeopolitik etkinliğin ve savunma diplomasisinin de temel araçlarından biri olarak öne çıkmaktadır.[¹⁶] Bu yeni güvenlik ortamı, savunma sanayiini klasik askerî modernizasyon anlayışının ötesine taşıyarak dış politika ve jeopolitik rekabetin temel unsurlarından biri hâline getirmiştir.

Türkiye’nin son yirmi yılda savunma sanayiinde gerçekleştirdiği dönüşüm de bu küresel değişimden bağımsız değildir. Yerli ve millî platformların geliştirilmesi, yalnızca Silahlı Kuvvetlerin operasyonel ihtiyaçlarını karşılamamış; aynı zamanda Türkiye’nin dış politikada daha bağımsız hareket edebilmesine katkı sağlamıştır. Savunma teknolojilerinde dışa bağımlılığın azalması, kriz dönemlerinde karar alma süreçlerini kolaylaştırmış ve stratejik özerkliği güçlendiren önemli bir unsur hâline gelmiştir.[¹⁷]

Savunma sanayiindeki bu gelişim, Türkiye’nin savunma diplomasisi kapasitesini de önemli ölçüde artırmıştır. Son yıllarda insansız hava araçları, zırhlı kara araçları, deniz platformları ve elektronik harp sistemleri alanında gerçekleştirilen ihracatlar, birçok ülkeyle uzun vadeli askerî eğitim, ortak üretim, bakım-idame ve teknoloji paylaşımını içeren güvenlik ortaklıklarının gelişmesine katkı sağlamaktadır. Bu süreç, savunma ürünlerinin yalnızca ekonomik değer taşıyan mallar olmadığını; aynı zamanda dış politika hedeflerini destekleyen stratejik araçlar olduğunu göstermektedir.[¹⁸]

Türkiye’nin Afrika, Balkanlar, Türkistan, Kafkasya ve Körfez ülkeleriyle geliştirdiği savunma sanayii iş birlikleri de bu yaklaşımın somut örnekleri arasında yer almaktadır. Savunma alanındaki ortaklıklar çoğu zaman enerji, ulaştırma, eğitim ve sanayi yatırımlarıyla birlikte ilerlemekte; böylece güvenlik iş birliği daha kapsamlı diplomatik ve ekonomik ilişkilerin gelişmesine zemin hazırlamaktadır. Bu durum, Türkiye’nin dış politikasında sert güç unsurları ile yumuşak güç araçlarının birlikte kullanımının daha görünür hâle geldiğini göstermektedir.[¹⁹]

5. Savunma Jeopolitiği: Analitik Bir Yaklaşım

Uluslararası sistemde savunma teknolojilerinin stratejik öneminin artması, bu teknolojilerin yalnızca askerî kapasite üretimi çerçevesinde değerlendirilmesini yetersiz hâle getirmiştir. Günümüzde savunma sanayii; dış politika, stratejik özerklik, savunma diplomasisi, teknoloji transferi ve uluslararası güç projeksiyonu ile doğrudan ilişkilenen çok boyutlu bir alan niteliği kazanmıştır. Buna rağmen uluslararası ilişkiler literatüründe bu ilişkinin bütüncül biçimde ele alınmasının görece sınırlı kaldığı değerlendirilmektedir.

Bu çalışmanın temel iddiası, savunma teknolojilerinin yalnızca askerî üstünlük sağlayan sistemler olmadığı; aynı zamanda devletlerin dış politika tercihlerini etkileyen, stratejik özerkliklerini güçlendiren ve uluslararası güç dağılımındaki konumlarını yeniden şekillendiren jeopolitik araçlar hâline geldiğidir. Bu nedenle çalışmada önerilen “Savunma Jeopolitiği” kavramsallaştırması, savunma teknolojileri ile jeopolitik güç üretimi arasındaki ilişkiyi açıklamaya yönelik analitik bir yaklaşım olarak geliştirilmiştir.

Bu makale kapsamında Savunma Jeopolitiği, bir devletin geliştirdiği savunma teknolojilerini yalnızca ulusal güvenliğini sağlamaya yönelik askerî araçlar olarak değil; stratejik özerkliğini güçlendiren, savunma diplomasisini destekleyen, dış politika hedeflerini kolaylaştıran ve bölgesel ile küresel ölçekte jeopolitik etki üreten stratejik güç unsurları olarak değerlendirme kapasitesini ifade etmektedir. Bu yaklaşım, savunma teknolojilerini yalnızca güvenlik politikalarının bir bileşeni olarak değil; aynı zamanda uluslararası sistemde güç projeksiyonu ve jeopolitik nüfuz üretiminin temel araçlarından biri olarak ele almaktadır.

Bu çerçevede Savunma Jeopolitiği yaklaşımı, teknolojik bağımsızlık ile stratejik özerklik arasında kurulan ilişkinin savunma diplomasisi aracılığıyla jeopolitik etkiye dönüştüğünü; bu sürecin ise devletlerin uluslararası sistemdeki hareket alanını ve güç projeksiyonu kapasitesini doğrudan etkilediğini ileri sürmektedir. Dolayısıyla savunma teknolojileri, yalnızca askerî kabiliyet geliştiren platformlar değil; devletlerin uluslararası rekabet gücünü ve jeopolitik etkinliğini artıran stratejik güç çarpanları olarak değerlendirilmelidir.

6. Sonuç ve Değerlendirme

Uluslararası sistemin giderek çok kutuplu bir yapıya evrildiği günümüzde, savunma teknolojileri yalnızca askerî kapasitenin değil; dış politika etkinliğinin, stratejik özerkliğin ve jeopolitik nüfuzun da temel belirleyicileri hâline gelmektedir. Bu dönüşüm, savunma sanayiini ulusal güvenlik politikalarının ötesine taşıyarak devletlerin uluslararası sistemdeki konumunu etkileyen stratejik güç unsurlarından biri hâline getirmiştir.

Türkiye’nin son yirmi yılda savunma sanayiinde gerçekleştirdiği dönüşüm, bu küresel değişimin dikkat çekici örneklerinden birini oluşturmaktadır. Yerli ve millî platformların geliştirilmesi, kritik teknolojilerde dışa bağımlılığın azaltılması ve savunma ihracatındaki artış, Türkiye’nin yalnızca askerî kapasitesini güçlendirmemiş; aynı zamanda dış politika araçlarını çeşitlendirmiş, stratejik hareket alanını genişletmiş ve uluslararası sistemde daha etkin bir aktör olarak konumunu güçlendirmiştir.

Bu çalışmada KAAN ve KIZILELMA projeleri, teknik özelliklerinden ziyade uluslararası ilişkiler perspektifiyle değerlendirilmiştir. Yapılan analiz, söz konusu platformların yalnızca yeni nesil savunma sistemleri olmadığını; Türkiye’nin teknoloji üretme kapasitesini geliştiren, savunma diplomasisini destekleyen ve jeopolitik etki alanını genişleten stratejik araçlar olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bağlamda önerilen “Savunma Jeopolitiği” kavramsallaştırması, savunma teknolojileri ile dış politika arasındaki ilişkiyi açıklamaya yönelik özgün bir analitik çerçeve sunmaktadır.

Savunma Jeopolitiği yaklaşımı; teknolojik bağımsızlık, stratejik özerklik, savunma diplomasisi, jeopolitik etki ve güç projeksiyonu arasında karşılıklı etkileşime dayanan bütüncül bir ilişki bulunduğunu ortaya koymaktadır. Bu çerçevede savunma teknolojileri, yalnızca askerî üstünlük sağlayan sistemler değil; devletlerin uluslararası sistemdeki konumunu güçlendiren, dış politika kapasitesini genişleten ve jeopolitik etkinliğini artıran stratejik güç çarpanları olarak değerlendirilmelidir.

Türkiye’nin ulaştığı savunma sanayii kapasitesi, özellikle Türk Devletleri Teşkilatı bünyesinde geliştirilebilecek ortak üretim, teknoloji paylaşımı, askerî eğitim ve savunma sanayii alanındaki iş birlikleri açısından önemli fırsatlar sunmaktadır. Bu süreç, teşkilatın güvenlik boyutunun kurumsallaşmasına katkı sağlayabilecek, Türk Dünyası’nda savunma temelli stratejik iş birliğini güçlendirebilecek ve bölgesel istikrarın desteklenmesine zemin hazırlayabilecek önemli bir potansiyel taşımaktadır.

Sonuç olarak, KAAN’dan KIZILELMA’ya uzanan teknolojik dönüşüm yalnızca Türk savunma sanayiinin gelişimini değil; Türkiye’nin çok kutuplu uluslararası sistemde stratejik özerkliğini güçlendiren, savunma diplomasisini etkinleştiren ve jeopolitik konumunu pekiştiren uzun vadeli bir devlet vizyonunun somut yansımasını ifade etmektedir. Bu yönüyle Türk savunma sanayiinin gelişimi, uluslararası ilişkiler literatüründe yalnızca askerî modernizasyon perspektifiyle değil; jeopolitik, savunma diplomasisi, stratejik özerklik ve Türk Dünyası’nın değişen güvenlik mimarisi bağlamında da değerlendirilmesi gereken çok boyutlu bir dönüşüm süreci olarak ele alınmalıdır.

                        :

İsmail CİNGÖZ; Uluslararası Siyaset Uzmanı. BULTÜRK Ankara Temsilcisi, TDPB Basın Kulübü Başkanı. cingozismail01@gmail.com

Dipnotlar

¹ Stockholm International Peace Research Institute (SIPRI), SIPRI Yearbook 2026, Bölüm 1: “Reflections on the Challenges of Systemic Disruption and the Future of Peace Research”. https://www.sipri.org/yearbook/2026/01(Erişim Tarihi: 07.08.2026).

² Hans Binnendijk, Daniel S. Hamilton and Alexander Yershbow; “Strategic Responsibility: Rebalancing European and Trans-Atlantic Defense” Brookings Institution June 24, 2022. https://www.brookings.edu/articles/strategic-responsibility-rebalancing-european-and-trans-atlantic-defense/ (Erişim Tarihi: 07.08.2026).

³ T.C. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı, 2024–2028 Stratejik Planı (Ankara: SSB, 2024). https://www.ssb.gov.tr/storage/img/stratejik-plan-2024-2028.pdf (Erişim Tarihi: 07.08.2026).⁠

⁴ Türk Havacılık ve Uzay Sanayii AŞ (TUSAŞ), KAAN Millî Muharip Uçak Programı. https://www.tusas.com/urunler/ucak/ozgun-gelistirme/kaan (Erişim Tarihi: 07.08.2026). TUSAŞ⁠; Baykar Teknoloji, KIZILELMA Millî İnsansız Savaş Uçağı. https://baykartech.com/tr/uav/bayraktar-kizilelma/ (Erişim Tarihi: 07.08.2026).

⁵ Lawrence Freedman, The Future of War: A History (New York: PublicAffairs, 2017), 15–42. Dijital nüsha: https://archive.org/details/futureofwarhisto0000free/page/n5/mode/2up (Erişim Tarihi: 07.08.2026).

⁶ Haluk Görgün, “Türk Savunma Sanayii, Ambargolar, Millîleştirme Çalışmaları ve ASELSAN,” Millî Teknoloji Hamlesi, Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA), DOI: 10.53478/TUBA.978-625-8352-16-0.ch23. https://www.tuba.gov.tr/tr/yayinlar/suresiz-yayinlar/bilim-ve-dusunce/mill-teknoloji-hamlesi/turk-savunma-sanayii-ambargolar-millilestirme-calismalari-ve-aselsanh (Erişim Tarihi: 07.08.2026).

⁷ T.C. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı, 2024–2028 Stratejik Planı (Ankara: SSB, 2024). https://www.ssb.gov.tr/ (Erişim Tarihi: 07.08.2026).

⁸ Stockholm International Peace Research Institute (SIPRI), SIPRI Yearbook 2025: Armaments, Disarmament and International Security (Oxford: Oxford University Press, 2025). https://www.sipri.org/yearbook (Erişim Tarihi: 07.08.2026).

⁹ Benjamin Jensen, Yasir Atalan, Can Mutlu ve Jose M. Macias III, “Competition in the Shadow of Technology”, Center for Strategic and International Studies (CSIS), 16 December 2024. https://www.csis.org/analysis/competition-shadow-technology (Erişim Tarihi: 07.08.2026).

¹⁰ Lawrence Freedman, The Future of War: A History (New York: PublicAffairs, 2017), 171–228. Dijital nüsha: https://archive.org/details/futureofwarhisto0000free/page/n5/mode/2up (Erişim Tarihi: 07.08.2026).

¹¹ Türk Havacılık ve Uzay Sanayii AŞ (TUSAŞ), KAAN Millî Muharip Uçak Programı. https://www.tusas.com/urunler/ucak/ozgun-gelistirme/kaan (Erişim Tarihi: 07.08.2026).

¹² Daniel Fiott, Strategic Autonomy: Towards European Sovereignty in Defence, European Union Institute for Security Studies (EUISS), 2018. EUISS – Strategic Autonomy⁠. https://op.europa.eu/en/publication-detail/-/publication/88f37741-237a-11e9-8d04-01aa75ed71a1 (Erişim Tarihi: 07.08.2026).

¹³ Baykar Teknoloji, KIZILELMA Millî İnsansız Savaş Uçağı. https://baykartech.com/tr/uav/bayraktar-kizilelma/ (Erişim Tarihi: 07.08.2026).

¹⁴ Kateryna Bonder and Matt Mande, “Defining Autonomy: Why Software, Not Drones, Will Decide the Next War”, 10.06.2026. https://www.csis.org/analysis/defining-autonomy-why-software-not-drones-will-decide-next-war (Erişim Tarihi: 07.08.2026).

¹⁵ Rachel Ellehuus, “NATO Futures: Three Trajectories”, 21.07.2021. https://www.csis.org/analysis/nato-futures-three-trajectories (Erişim Tarihi: 07.08.2026).

¹⁶ Judith Huismans, Rebecca Lucas, Ondrej Palicka, Sarah Winder, Erik Silfversten; “Conceptualising Digital Capability”, https://www.rand.org/pubs/research_reports/RRA3831-1.html (Erişim Tarihi: 07.08.2026).

¹⁷ T.C. Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı, 2024–2028 Stratejik Planı (Ankara: SSB, 2024). https://www.ssb.gov.tr/storage/img/stratejik-plan-2024-2028.pdf (Erişim Tarihi: 07.08.2026).⁠

¹⁸ NATO/OTAN, “Defence investment and NATO’s 5% commitment” Updated: 29 June 2026 https://www.nato.int/en/what-we-do/introduction-to-nato/defence-expenditures-and-natos-5-commitment (Erişim Tarihi: 07.08.2026).

¹⁹ Daniel F. Runde, “Soft Power and Security”, Center for Strategic and International Studies (CSIS), 16 November 2015. https://www.csis.org/analysis/soft-power-and-security (Erişim Tarihi: 07.08.2026).

 

Yazar