Derya YILDIRIM
“Aynı karanlık örtse de üstümüzü,
Herkes kendi gecesinden seyrediyor
Bir başka gökyüzünü.”
Bazen birkaç cümle, insanın yıllarca anlatamadığını anlatır.
Gece hepimizin üzerine aynı anda iner.
Gökyüzü aynıdır.
Ay aynıdır.
Yıldızlar aynıdır.
Fakat pencerelerimiz farklıdır.
Bir insan o gökyüzüne huzurla bakarken, başka biri aynı yıldızların altında hayatının en zor gecesini geçiriyor olabilir.
Bir evde çocuk dünyaya gelirken başka bir evde bir anne evladını uğurluyor olabilir.
Bir sofrada kahkahalar yükselirken birkaç sokak ötede bir insan sessizce gözyaşlarını siliyor olabilir.
Birisi yarının hayalini kurarken bir başkası, “Sabahı nasıl çıkaracağım?” diye düşünüyor olabilir.
Demek ki hayatı yalnızca gördüğümüz manzaradan ibaret zannetmemek gerekiyor.
Çünkü gökyüzü ortak olsa da geceler şahsidir.
HER İNSANIN BİZİM BİLMEDİĞİMİZ BİR GECESİ VARDIR
İnsanları gördüğümüz kadarıyla tanıdığımızı düşünüyoruz.
Gülümsüyorsa mutludur.
Susuyorsa söyleyecek sözü yoktur.
Güçlü duruyorsa problemi yoktur.
Başarılıysa hayatı yolundadır.
Yanılıyoruz.
İnsan, dışarıdan görünen yüzünden çok daha büyük bir âlemdir.
Kimi insan acısını konuşarak yaşar, kimi susarak.
Kimi gözyaşını gösterir, kimi gülümsemesinin arkasına saklar.
Kimi yardım ister, kimi kimseyi üzmemek için kendi yükünü tek başına taşır.
Bu yüzden insan ilişkilerinin belki de en büyük ahlakı şudur:
Bilmediğimiz hikâyeler hakkında kolay hüküm vermemek.
Karşımızdaki insanın hangi geceden geçtiğini bilmiyoruz.
Belki annesini özlüyor.
Belki babasının mezarından yeni dönmüş.
Belki evladının derdiyle mücadele ediyor.
Belki borcunu nasıl ödeyeceğini düşünüyor.
Belki yıllarca emek verdiği bir kapı yüzüne kapanmış.
Belki kalabalıkların arasında yapayalnız.
Biz ise onun birkaç dakikalık davranışından bütün karakteri hakkında karar veriyoruz.
İnsanın insana yapabileceği en büyük iyiliklerden biri, hüküm vermeden önce anlamaya çalışmaktır.
AYNI YAĞMUR HERKESİN PENCERESİNE AYNI DÜŞMEZ
Hayat eşit şartlarda başlamıyor.
Bir çocuk sıcak bir evde dünyaya geliyor, diğeri savaşın ortasında.
Biri iyi okullara ulaşırken diğeri kilometrelerce yol yürüyerek eğitim almaya çalışıyor.
Birinin önünde açılan kapılar, diğerinin yüzüne kapanıyor.
Bu gerçeği kabul etmek umutsuzluk değildir.
Tam tersine, adalet duygusunun başlangıcıdır.
Çünkü toplum dediğimiz şey, insanların yalnızca aynı ülkede yaşaması değildir.
Toplum, birbirinin gecesini fark edebilme kabiliyetidir.
Komşusunun açlığından habersiz yaşayan mahalle kalabalıktır ama toplum değildir.
Gencinin umutsuzluğunu görmeyen devlet güçlü görünse bile geleceğini kaybetmeye başlamıştır.
Yaşlısının yalnızlığını, öğrencisinin çaresizliğini, çiftçisinin endişesini, işçisinin geçim sıkıntısını duymayan bir düzen kendi insanından uzaklaşır.
İşte bu nedenle merhamet yalnızca kişisel bir erdem değildir.
Aynı zamanda toplumsal bir güçtür.
İNSANI ANLAMADAN TOPLUMU YÖNETEMEZSİNİZ
Buradan mesele daha büyük bir noktaya ulaşır.
Siyasetin, devlet yönetiminin, belediyeciliğin ve sivil toplumun temelinde aslında aynı soru bulunmalıdır:
İnsan hangi geceden geçiyor?
Bir yönetici makam odasının penceresinden şehre baktığında ışıkları görür.
Fakat o ışıkların arkasındaki hayatları da görebiliyor mu?
O evlerden birinde işsiz bir genç vardır.
Birinde çocuğunun eğitim masrafını düşünen bir baba.
Birinde yalnız yaşayan bir yaşlı.
Birinde engelli evladına yıllardır bakan bir anne.
Birinde geleceğini başka ülkelerde aramayı düşünen üniversite mezunu bir genç.
İstatistikler bize sayıları anlatır.
Ama insanı anlatmaya yetmez.
Devletin büyüklüğü yalnızca yolların genişliğiyle, binaların yüksekliğiyle veya ekonomik tablolarla ölçülemez.
Gerçek büyüklük, insanın karanlıkta yalnız bırakılmamasıyla ölçülür.
Devlet bazen bir köprüdür.
Bazen okul.
Bazen hastane.
Bazen burs.
Bazen iş kapısı.
Bazen yaşlı bir insanın kapısını çalan sosyal hizmet görevlisidir.
Ve bazen yalnızca vatandaşa, “Seni görüyorum, seni duyuyorum.” diyebilmektir.
EN TEHLİKELİ KARANLIK: UMUDUN KAYBOLMASI
İnsanın hayatında karanlık dönemler olabilir.
Milletlerin tarihinde de olur.
Ekonomik krizler yaşanır.
Savaşlar çıkar.
Göçler olur.
Depremler şehirleri yıkar.
Siyasi krizler toplumları yorar.
Fakat bütün bunlardan daha tehlikeli bir şey vardır:
İnsanın yarına olan inancını kaybetmesi.
Çünkü parasını kaybeden yeniden kazanabilir.
Evini kaybeden yeniden yapabilir.
Makamını kaybeden yeniden başlayabilir.
Ama bir toplum gençlerinin umudunu kaybederse geleceğinin temelini kaybetmeye başlar.
Bu yüzden gençlere yalnızca “sabredin” demek yetmez.
Onlara bir yol göstermek gerekir.
İyi eğitim vermek gerekir.
Liyakati hâkim kılmak gerekir.
Bilimin, sanatın, girişimciliğin önünü açmak gerekir.
Bir gencin başarabilmek için torpil değil çalışkanlık gerektiğine inanmasını sağlamak gerekir.
Çünkü genç insan gökyüzüne baktığında yalnızca karanlığı görüyorsa problem gençte değil, ona gösterdiğimiz ufuktadır.
BAZEN BİR İNSAN BAŞKA BİR İNSANIN YILDIZIDIR
Hayatı değiştirmek için her zaman büyük imkânlar gerekmez.
Bazen bir telefon yeter.
“İyi misin?” diye sormak.
Bir öğrencinin eğitimine katkıda bulunmak.
Bir gence iş bulmasına yardımcı olmak.
Yaşlı bir komşunun kapısını çalmak.
Kimsesiz bir çocuğun başını okşamak.
Ümitsiz bir insana yeniden başlayabileceğini hatırlatmak…
Bize küçük gelen şeyler, başka bir insanın hayatında büyük bir ışığa dönüşebilir.
Çünkü hiçbirimiz yalnızca kendi hayatımızı yaşamıyoruz.
Söylediğimiz bir söz başka bir insanın gecesine düşüyor.
Yaptığımız bir iyilik hiç bilmediğimiz bir hayatın yönünü değiştirebiliyor.
Kırdığımız bir kalbin acısını belki hiç öğrenmiyoruz.
İnsan olmanın sorumluluğu da burada başlıyor.
Birbirimizin gecesini tamamen aydınlatamayabiliriz ama birbirimizin karanlığını biraz azaltabiliriz.
KARANLIĞA BAKMAK BAŞKA, YILDIZI ARAMAK BAŞKADIR
Gece yalnızca karanlık değildir.
Yıldızları görünür kılan da gecedir.
Hayatın garip sırrı belki burada saklıdır.
Bazı insanları acılar olgunlaştırır.
Bazı kayıplar hayatın kıymetini öğretir.
Bazı ayrılıklar sevgiyi anlatır.
Bazı başarısızlıklar insanın gerçek yolunu bulmasını sağlar.
Bazı kapıların kapanması başka kapıları aramaya mecbur eder.
Bu nedenle mesele karanlığın hiç gelmemesi değildir.
Öyle bir hayat yoktur.
Mesele, karanlık geldiğinde gökyüzüne bakmayı unutmamaktır.
AYNI ÜLKEDE YAŞIYORUZ AMA AYNI HAYATI YAŞAMIYORUZ
Bu söz toplumsal hayatımız açısından da üzerinde düşünülmesi gereken büyük bir gerçeği anlatıyor.
Aynı bayrağın altında yaşıyoruz.
Aynı şehirlerin sokaklarından geçiyoruz.
Aynı haberleri izliyoruz.
Ama aynı hayatı yaşamıyoruz.
Bu farklılık bizi birbirimizden uzaklaştırmak zorunda değildir.
Tam tersine, birbirimizi anlamaya yöneltmelidir.
Zengin fakirin hayatını anlamaya çalışmalı.
Yönetici vatandaşın sesini duymalı.
Büyük şehirde yaşayan Anadolu’yu unutmamalı.
Merkez, taşrayı görmeli.
Bugünün yetişkinleri gençlerin dünyasını anlamalı.
Gençler geçmiş kuşakların hangi mücadelelerden geçtiğini öğrenmeli.
Çünkü millet olmak, herkesin aynı düşünmesi değildir.
Millet olmak, farklı pencerelerden aynı geleceğe bakabilmektir.
BİZİ BİRLEŞTİREN ŞEY AYNI GECE DEĞİL, AYNI SABAHI ARAMAKTIR
Toplumları güçlü yapan herkesin aynı acıyı yaşaması değildir.
Birbirinin acısına yabancılaşmamasıdır.
Herkes aynı yerden gökyüzüne bakmayabilir.
Ama birbirimizin gökyüzünü anlamaya çalışabiliriz.
İşte aile burada başlar.
Dostluk burada başlar.
Komşuluk burada başlar.
Millet olma şuuru burada başlar.
Ve insanlık burada başlar.
Birbirimizin penceresinden bakmayı öğrenebilirsek birçok kavganın aslında ne kadar anlamsız olduğunu da görebiliriz.
Belki aynı fikirde olmayacağız.
Belki aynı hayatı yaşamayacağız.
Belki aynı şeylere üzülüp aynı şeylere sevinmeyeceğiz.
Fakat birbirimizin insanlığını görebiliriz.
VE HER GECENİN BİR SABAHI VARDIR
Hayat bazen insana uzun bir gece gibi gelir.
Öyle geceler vardır ki sabah olmayacak sanırsınız.
Bir sevdiğinizi kaybedersiniz.
Bir dosttan ayrılırsınız.
Yıllarca emek verdiğiniz bir şey elinizden gider.
Bir hayaliniz yarım kalır.
Evinizin penceresinden dışarı bakarsınız ve dünya devam eder.
Arabalar geçer.
İnsanlar yürür.
Işıklar yanar.
Hayat sürer.
Oysa sizin için zaman başka türlü akmaktadır.
İşte insan tam burada öğrenir:
Dünya herkes için aynı hızda dönse de kalplerin zamanı farklıdır.
Bu nedenle birbirimize karşı biraz daha merhametli olmalıyız.
Biraz daha sabırlı.
Biraz daha anlayışlı.
Biraz daha vefalı.
Çünkü kimin hangi geceden geçtiğini bilmiyoruz.
Bugün güçlü gördüğümüz insan yarın omzumuza ihtiyaç duyabilir.
Bugün bizim teselli ettiğimiz biri, yarın bizi ayağa kaldırabilir.
Hayat böyledir.
İnsan insana emanettir.
SON SÖZ: BAŞKASININ GÖKYÜZÜNE DE BAKABİLMEK
Aynı karanlık örtebilir üzerimizi.
Ama herkes kendi penceresinden başka bir gökyüzüne bakar.
Birinin gökyüzünde yıldızlar vardır.
Bir diğerinde bulutlar.
Bir başkasında fırtına.
Bir başkasında sabahın ilk ışıkları…
Bize düşen, yalnızca kendi gökyüzümüzü seyretmek değildir.
Arada başımızı çevirip yanımızdaki insanın penceresine de bakabilmektir.
Belki onun gecesi bizimkinden daha karanlıktır.
Belki söylemediği bir acısı vardır.
Belki yalnızca bir sese, bir ele, bir dosta ihtiyacı vardır.
Ve unutmayalım:
Aynı gökyüzünün altında yaşamak bizi kalabalık yapar.
Birbirimizin karanlığını fark etmek ise bizi toplum yapar.
Birbirimizin gecesine ışık olabilmek de bizi insan yapar.
Çünkü bazen gökyüzünü değiştiremeyiz.
Geceyi de durduramayız.
Ama karanlığın ortasında bir kandil yakabiliriz.
Ve kim bilir…
Belki bizim küçücük ışığımız, bir başkasının sabaha inanmasına yeter.

Kurti, Ratko Mladić’in cenazesini eleştirdi
Mickoski: Kuzey Makedonya için AB’den daha iyi bir alternatif yok
ABD’nin Atina Büyükelçisi Guilfoyle: Yunanistan ile ilişkiler her zamankinden daha güçlü
Mısır ve Yunanistan elektrik bağlantısını görüştü
Moğolistan ve Karadağ’dan ilişkileri güçlendirme mesajı
Dünya Bankası’ndan Karadağ’a AB yolunda destek